Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda her türden suç işleyen kadın bulunuyor. Gasp, dolandırıcılık, terör, cinayet. Herkesin öyküsü farklı, hepsinin anlatacak bir şeyleri var. Fakat kadınları aldıkları cezalardan daha çok, ailelerinden gördükleri tepkiler üzüyor. Kadına yönelik toplumsal sınırlamalar ve baskılar cezaevinde de devam ediyor. Suça dair cinsiyetçi yaklaşım biçimi en fazla kadınlar üzerinde baskı yaratıyor. Kadının gözaltına alınması, tutuklanması toplum tarafından ayıplanıyor. Bu öylesine bir ayıptır ki, asla zaman aşımına uğratılmaz. Böylece suçluluk kadın için yaşam boyu taşınan bir kimlik oluveriyor. Cezaevinde görüştüğümüz kadınların çoğu bu paydada buluşuyor: Utanç ve ayıp. Çoğu zaman, aynı suçu işleyen erkekler yönünden bu utanç duygusunun adı bile edilmiyor. Bu nedenledir ki cezaevine giren kadınlar buradan çıktıklarında artık daha güçlü olmaları gerektiğini ezbere biliyorlar. Cezaevinde en gözü yaşlı, en mahzun kadınlar şüphesiz evlatlarını dışarıda bırakarak burada cezasını çekenler. Önlerinde geçmeyi bekleyen on seneye rağmen hâlâ umut ediyorlar ve bir an bile yeise düşmüyorlar.

ÖLÜMDEN SONRA EN ACISI

Koşullar ne olursa olsun burası bir hapishane ve özgürlük kimileri için çok uzakta. Özgürlük elden gidince, tüm pişmanlıklar da bir bir ortaya dökülüyor. Çocuğunu, eşini, kardeşini ve bazen de kendi hayatını kurtarmak için suç işleyen ve hapse düşen kadınlar, ataerkil toplumda hem suç işlediği, hem de kadın olduğu için dışlanıyor. Bu yaşananlar ise onların hayatını daha da zorlaştırıyor. Çünkü hapishaneye girdiği zaman dışarıda bıraktıkları ailelerinden en ufak bir destek dahi göremiyor. Hatta bazıları uğruna suç işlediği eşleri tarafından da cezaların en büyüğüne çarptırılıyor: Çocuklarını göremiyorlar. Çocuklardan ayrı yaşamın çekilmez olduğunu söyleyen anneler böyle yaparak da dışarıda suça meyilli kadınlara mesaj gönderiyorlar: "Durum ne olursa olsun sabredin. Başka yollar deneyin ama asla suç işlemeyin. Çünkü hayatta ölümden sonra en acı durum hapishaneye düşmek, çocuğunuzdan ayrı kalmaktır".

ÇOCUĞUM BANA TEYZE DİYOR

Bakırköy'de anlatılacak hüzünlü öyküler bitmiyor. 28 yaşındaki N.Y'nin öyküsü de yürek burkan cinsten. Cezaevinde tekstil atölyesinde çalışan genç kadın dışarıda iki çocuğunu bırakarak gelmiş buraya. 15 yıl ceza alan N'nin henüz bir buçuk yılı bitmiş. Dışarının kıymetini hapse düşünce anladığını söyleyen N'nin dışarıda kendisini bekleyen iki bebeği var. İkisi de anne demeyi unutmuş. Bunları anlatırken gözleri doluyor: "Evladımı görüşe getiriyorlar. Bana teyze diyor, bazen de hala. O an ölseydim de suç işleyip buraya girmeseydim diyorum." Cezaevine girdiğinde ilkokul mezunu olan genç kadın buradakiler sayesinde liseyi bitirdiğini, şimdi üniversiteye hazırlandığını söylüyor. Cezaevi personelinin de yaklaşımlarının oldukça iyi olduğunu söyleyen N., "Herkeste af çıkacak ve biz buradan kurtulacağız umudu var. Ben de bu umudu taşıyorum. Eğer bir gün dışarı çıkarsam kendimi yeniden doğmuş gibi hissedeceğim. Toprağa basacağım mesela. Burada toprağın değeri bile bir başka". Ailesinden herkesle görüşememekten yakınan N., izinlerle ilgili yeni düzenlemelerin yapılmasını talep ediyor. Cezaevinde pazar günleri hariç her gün görüş var. Yarım ila bir saat arasında süren bu görüşler de yetmiyor. Kısa zamanda evlatlarıyla hasret gideren N., "Kardeşlerimle buraya girdiğimden beri hiç yüz yüze görüşmedim. Keşke açık görüşler için kardeşlere de izin verilse" diyor.

Tıpkı işe gider gibi

Günlük hayatın koşuşturmacısı içerisinde bile canımızın sıkılmasından şikâyet ederiz. İstediğimiz yere gitme özgürlüğümüz olmasına rağmen hem de. Peki, cezaevinde günler nasıl geçer, mahkûmlar her günü bir sene gibi gelen bu saatleri nasıl geçirir? Bakırköy Kadın Tutukevi'nde her şey sistematik işliyor. Sabah idare ve gözlem kurulunun belirlediği programlara uyularak güne başlanıyor. Derslere gidenler, hastalar, kursa gidenler ve çalışan kadınlar bu programa uygun bir şekilde koğuşlarından çıkarılarak eğitimlerin ve kursların verildiği bölümlere getirtiliyor.

İÇERİDE ALIŞVERİŞİN DE LİMİTİ VAR

Bu program haricinde mahkûmların -özel durumlar hariç- koğuşlardan çıkması yasak. Bir sorunu ya da isteği olanlar ise koğuşlarda bulunan özel bir sistemle gardiyana isteklerini iletebiliyor. Mesela reçetesi hazır olan bir mahkûm, odasından bir düğmeye bastığında koğuşların kapısında kırmızı ışıklar yanıyor. Gardiyanlar ışık yandığı an giderek mahkûmun talebini yerine getiriyor. Çalışan kadınların mesaileri akşam altıda bitiyor. Mesaileri biten mahkûmlar gardiyanlar eşliğinde koğuşlarına dağılıyor. Sabah, öğle ve akşam yemekleri koğuşlara tencerelerle dağıtılıyor ve her mahkûm yemeğini kendi odasında yiyebiliyor. Cezaevi yemeklerinden memnun olan mahkûmlar, koğuşlarda yemek pişiremiyor. Yemek pişirmenin yasak olduğu koğuşlarda sadece çocuklu kadınların yemek ısıtma yerleri ve çay hazırlarken kullandıkları kettle var. Kadınlar cezaevinin karşılamadığı özel ihtiyaçlarını ise kantinden gideriyor. Fakat cezaevinde para geçmiyor. Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda diğer cezaevlerinde olduğu gibi mahkûmlara elden para verilmiyor. Ancak aileler mahkûm adına açılan hesaba para yatırabiliyor. Mahkûm bu parayla cezaevi kantininden kişisel birtakım ihtiyaçlarını karşılıyor. Tabii cezaevinde her şeyde sınır olduğu gibi kantinden alışverişin de bir sınırı var. Haftalık 200, aylık 800 TL'lik alışveriş yapabilen mahkûmlar bu limitin üzerine çıkamıyor.

Doktor sayısı artıyor

Bakırköy Kadın Tutuk Evi'nde hasta mahkûmların tedavileri için sekiz doktor hazır bulunuyor. Kadın cezaevlerinin ortak sorunu olan kadın doğum uzmanının bulunmaması problemi, burada halledilmiş. Bir pratisyen, bir diş, bir dahiliye, bir kadın doğum uzmanı ve iki psikiyatri uzmanından oluşan doktorlar, haftanın belirli günlerinde cezaevine gelerek mahkumları tedavi ediyor. Cezaevinde kuşkusuz en çok psikiyatri uzmanına ihtiyaç duyuluyor. Mahkûmlar cezaevine ilk adım attıkları günden başlayarak psikologlarla birebir ilişkili yaşıyorlar. Gelen mahkûmların koğuşlara dağıtılması işlemini de psikologlar yapıyorlar. Mahkûmlar ruh hallerine ve durumlarına göre ayrı ayrı koğuşlara yerleştiriliyor. Bundan sonrasında ise bir dilekçeyle psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu belirten mahkûmlara, sayıları birkaç ay sonra üçe yükselecek psikiyatri uzmanları destek oluyor.

Annelik duygum artık yok

Cezaevinin koridorlarında dolaşırken ve hükümlüleri konuşmaya ikna etmeye çalışırken yanımıza bir kadın yaklaşıyor. Kurduğu cümleler yaşadıklarını özetliyor: "Ben 45 yaşındayım. 19 yıl ceza aldım. Dışarıda dört tane çocuğumu bırakıp geldim. Herkes meydanlara çıkıp gençlerin önünü açın diyor. Şimdi size soruyorum. Çocuğu yetiştiren en önemli varlık hapishanede yirmi yıl yatarken, bu gençlerin önü nasıl açılacak?" Cezaevinde tekstil atölyesinde çalışan H.Ç "Ne kadar güzel olursa olsun burası cezaevi, ismi bile soğuk" diyor. İlköğretimi dışarıdan veren, eğitimine içeriden devam etmeye çalışan H., işin yanısıra çeşitli kurslara da katılıyor ve "Eğer bu sosyal düzenlemeler de olmasaydı beni ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yatırırlardı" diyerek cezaevinde yapılan etkinlik ve kursların önemine dikkat çekiyor. Sosyal etkinliklerin ruhsal açıdan iyi bir destekçi olduğunu söyleyen H., yanımdan ayrılırken, "Burada annelik duygumu kaybettim" diye de belirtiyor.

Gündüz kreşte gece koğuşta

Ceza infaz Kurumları ile Tutukevleri Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzük'ün 96.maddesi, "Anası tutuklu veya hükümlü olup da dışarıda himayesine verilecek kimseleri bulunmayan veya hiçbir suretle bir himaye kurumuna verilmesi kabil olmayan küçük ve bakıma muhtaç çocuklar, bakabilecek kuruma veya aile efradından birine verilinceye kadar analarının yanında kalırlar" diyor. Çocukların annelerinin yanında kalması tutuklu veya hükümlü kadınlar tahliye olana kadar sürüyor. İnfaz mevzuatında, anneleriyle birlikte cezaevinde kalmak zorunda olan çocuklar için, cezaevinde açılacak kreş ve gündüz bakımevi oluşturulması, oluşturulamadığı durumlarda bu çocukların devlete ait dışarıdaki bir kreş ya da gündüz bakımevi olanağından yararlandırılması yönünde bir kurala rastlanmasa da Bakırköy Kadın Tutuk Evi'nde çocuklar için özel bir kreş bulunuyor. Günün büyük bölümünü burada geçiren çocuklar akşam olduğunda ise annelerin yanına geliyorlar. Gün boyu özgür kreşlerinde dışarının resmini yapan çocuklar, akşam olunca annelerinin kaderlerine ortak olarak koğuşlarda merhaba diyorlar gelen geceye. Çocuklu mahkûmlar için odalarda gerekli düzenlemeler yapılabiliyor. Zaten çocuklar gündüz kreşte kaldıkları için sadece gece anneleriyle beraberler. Gündüz kreşte, gece annelerinin yanında kalan çocuklar cezaevinin en masumları. Yasalar gereği altı yaşından büyük çocuklar cezaevinde annelerinin yanında kalamıyor. 3-6 yaş arası kreşe giden çocuklara ise Halk Eğitim'den gelen ve cezaevi bünyesinde okul öncesi eğitim almış kişiler ders veriyor. Cezaevinde hükümlü hamile kadınlar bulunmuyor. Bu kadınların cezaları doğum yapana kadar erteleniyor. Otuz üç yaşındaki E.S çocuğuyla beraber hapishanede cezasının bitmesini bekleyen hükümlülerden biri. Dört yıldır içeride olan E.'nin dışarıda iki tane daha çocuğu bulunuyor. Küçük kızını sekiz ayda bir yanına alan anne, bu ortamda yetişmesin diye diğer çocuklarını babasına emanet etmiş. Doğum yaptıktan altı ay sonra cezaevine giren genç kadının burada geçireceği bir altı yıl daha var. "Hayatta çocuklardan daha önemli bir şey yokmuş, buraya düşünce anladım" diyen mahkûm şimdilerde dışarıya çıktığında çocuklarıyla kuracağı yepyeni hayatın planlarını yapıyor.

Mektup çok kıymetli

Cezaevinde lastik atölyesinde çalışan S.K burada çalışan kadınlardan sadece biri. Bir yıldır cezaevinde bulunan ve sekiz ay sonra tahliyesi gerçekleşecek olan S., cezaevinde kadın olmayı sorumluluk gerektiren bir durum olarak görüyor. Dolandırıcılık suçundan cezaevine giren S., içeride en kıymetli şeyin dışarıdan yazılan mektuplar olduğuna dikkat çekiyor. "Burada her türlü imkân var ama dertleşeceğiniz insanlar dışarıda" diyen genç kadın mektubun bir mahkûm için ne derece önemli olduğunu da göstermiş oluyor.

YARIN: Bakırköy'ün yabancı konukları