Biz, Osmanlı'yı gerektiği gibi bilmiyoruz, tanımıyoruz, araştırmıyoruz. Ama onun hakkında doğru-yanlış, çok çeşitli hükümler verebiliyoruz. Hâlbuki geçmişimizi iyi bilmeden bugünü ve geleceği yaşamak, bilmek, değerlendirmek hem yanlış, hem eksik bir yöntem oluyor. Oysa yarınlara ulaşırken geçmişin tüm olayları, yol gösterici, örnek verici olarak bize gereklidir. Nene Hatun gerçek bir karakter. Bir kadın kahraman. Onun yaşamı ve yaptıkları muhteşem tarihimizden sadece bir kesit. Ama bu kesitte Nene Hatun'un yaptıkları, yaşadıkları insanı şaşırtacak bir çizgide. Ünlü Türk kadın kahraman Nene Hatun'un yaşam öyküsü M. Talat Uzunyaylalı tarafından romanlaştırıldı. 'Efsane Kadın Nene Hatun' adıyla Nesil Yayınları tarafından yayımlanan romanda, 93 Harbi olarak bilinen, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi, o tarihteki Erzurum şehri ve Erzurum insanı roman sanatının evrensel dilliyle başarılı bir şekilde anlatılıyor. Nene Hatun, savaşın başladığı Nisan 1877'de yirmi yaşlarında, iki çocuklu bir gelindir. Erzurum'un Pasinler ilçesine bağlı Çeperli köyünde eşi Nalbant İbrahim ve kaynatası Sıhhiye Fatih Çavuşla birlikte oturmaktadır. Rusların Kars'ı ele geçirerek batıya doğru ilerlemesi üzerine ailesiyle birlikte yüzlerce aile gibi onlar da Erzurum'a göç etmek zorunda kalır. Rusların, Erzurum'un müdafaası için kurulan Deveboynu istihkâmları ve Aziziye tabyalarına kadar ilerlemesi üzerine şehir halkıyla beraber buradaki savaşa katılan ve büyük yararlılıklar gösteren Nene Hatun'un yaşam öyküsü insana ve savaşa dair pek çok şeyi bize, bizi adeta soluksuz bırakarak, anlatıyor. Nene Hatun, kaynatası Sıhhiye Fatih Çavuş ve eşi Nalbant İbrahim temel karakterleri ve pek çok yan karakter etrafında kurgulanan romanda, 1877-78 yıllarında, Ermenilerin de yaşadığı, Fransa, İngiltere ve İran gibi çeşitli ülkelerin konsolosluklarının ve temsilcilerinin bulunduğu, tarihi İpek Yolu üzerindeki stratejik öneme sahip Erzurum'daki sosyal, ekonomik ve kültürel yaşam başarılı bir şeklide anlatılıyor. Psikolojik çözümlemelerin, iç konuşmaların yer almadığı, 'Gösterme' yöntemiyle yazılan Efsane Kadın Nene Hatun romanı, okuyucuda, 'tarihi film izlemiş' tadı bırakıyor. Tarihi roman yazmak, tarihi olayları kelimelerle göstermek zordur. Çünkü tarihi roman, detay demektir. Anlatılan çağ, o çağa ait insan ve mekân ilişkileri gerekli detay bilgilerine sahip olunamadan elbette başarılı bir şekilde betimlenemez ve anlatılamaz. M. Talat Uzunyaylalı, uzun yıllar belge ve bilgi toplayarak yazdığı Efsane Kadın Nene Hatun romanında bu zoru başarıyor. Son yıllardaki Türk edebiyatına kazandırılan en güzel romanlardan biri Efsane Kadın Nene Hatun.

OĞLUNU ÇANAKKALE'DE ŞEHİT VERDİ

Savaşarak Erzurum'a giremeyen Ruslar, daha sonra anlaşma yoluyla şehre girdiler ve kısa süre sonra da yine anlaşma gereği şehirden çıkmak zorunda kaldılar. Fakat 93 Harbi sonunda Kars ve Ardahan Ruslar'a bırakıldı. Bu iki serhat şehri bir daha ancak, Doğu Fatihi unvanına da sahip Kazım Karabekir Paşa tarafından, 1918 yılı bahar aylarında kurtarılabildi. Nene Hatun ve ailesi, savaştan sonra Çeperli'ye dönmediler, Erzurum'a yerleştiler. İlerleyen yıllarda eşini ve diğer yakınlarını kaybeden Nene Hatun, yaşamını çocuklarıyla devam ettirdi. Son büyük acıyı Çanakkale Harbi'nde oğlu Yusuf'u şehit vererek yaşadı. 1916 yılında Rus işgaline uğrayan Erzurum'da, 1917 yılında başlayan ve 1918 yılı şubat-mart aylarına kadar devam eden, Ermeniler tarafından gerçekleştirilen Müslüman soykırımının da şahidi oldu, Nene Hatun. Cumhuriyetle birlikte Nene Hatun, artık bir daha savaş yüzü görmedi, ancak bu kez de fukaralığın pençesinde bir yaşama mahkûm oldu. Belediyeden aldığı ekmek yardımıyla ayakta kalmaya çalıştı yıllarca. Bu istihkakının kesilmesi üzerine, yakınındakiler, TBMM'ye bir dilekçe yazarak, kendisinin savaş gazisi olduğunu, yeniden ekmek verilmesi için belediye nezdinde tavassut istediler. Nene Hatun, 22 Mayıs 1955 günü vefat etti... Akıcı bir üslupla yazılan 'Efsane Kadın Nene Hatun', 'Çılgın Türkler'den sonra tarih bilincimizin daha da gelişmesi için mutlaka okunması gereken bir roman.