Hulusi Derici
Hulusi Derici

UGÜN seçim var. Yaklaşık iki aydır süren kampanyaların, sonu gelmeyen ve sürekli değişen kamuoyu yoklamalarının ardından, yarın sabahın ilk ışıklarıyla beraber gerçek sonuçları öğrenebileceğiz. Siyasiler dün seçim yasaklarının başladığı 18.00'e kadar miting meydanlarındatelevizyon programlarında ter döktü. Partilerle birlikte reklamcılar da oy toplamanın en dahiyane yollarını bulmak için aylardır fazla mesai yapıyordu. Onlar, 1946'dan bu yana siyasi partilerin seçim kampanyalarının ayrılmaz parçası oldu. 1950 yılında DP'yi iktidara taşıyan ve yakın tarihin en büyüm devrimlerinden birine imza atan "Yeter söz milletindir" sloganı, hem siyaset hem de reklam dünyasında çığır açtı. DP iktidara gelir gelmez benzer bir güçle karşılaşmamak için seçim afişlerinde resim kullanılmasını yasaklasa da reklam, siyaset dünyasının temel taşlarından biri olmaya devam etti.

Kampanyalar gölgede mi kaldı?

Ancak birçok reklamcıya göre son aylarda laiklik üzerinden yaratılan kutuplaşma, reklam kampanyalarını gölgede bıraktı. Bugün sandık başında toplanan seçmenler, partilerin reklam kampanyalarıyla verdiği mesajlardan çok kutuplaşmadaki konumlarına göre oy kullanacak.

Bu görüşü savunan reklamcılardan biri de Hulusi Derici. Reklam dünyasının dahi çocuğu olarak bilinen Derici'yle partilerin ve reklam kampanyalarındaki performansını konuştuk. Derici'ye göre, ister siyaset, ister sanat isterse iş dünyasında olsun öne geçen markalar her zaman statükoya başkaldıranlar yani asi olanlar arasından çıkıyor. Yani marka olmak asi olmakla başlıyor. Tarihe baktığımız zaman asilerin kahraman, kahramanların hükümdar, hükümdarların bilge olduğunu söyleyen Derici, "Mustafa Kemal de asiydi, Menderes de. Onun isyanı idamla bastırıldı. Turgut Özal asinin ta kendisiydi. Tayyip Erdoğan da asidir" diyor.

Partilerin marka değeri yok

Türk siyasi hayatındaki partilerin genel olarak marka değeri yaratamadığını söyleyen Derici, marka olmak için asi olmanın yanı sıra bir "eşittir" durumu yaratmak gerektiğine inanıyor. Yani Nokia = Cep telefonu ya da Mercedes = Otomobil gibi. Bu konuda CHP'yi örnek gösteren ünlü reklamcıya göre, CHP sağcı mı solcu mu belli değil. Bu açıdan CHP'nin karşısına bir "eşittir" koymak mümkün değil. Derici, Deniz Baykal için asi demenin de mümkün olmadığı görüşünde. Baykal'ın "huysuz" bir imajının olduğunun söyleyen Derici, "Bir parti liderine isyan edebilirsiniz, bunu herkes yapabilir. Ama gerçek isyanınız neye? Baykal açısından gerçek bir isyan görünmüyor, aksine statükonun tam üzerinde duruyor. Başarısızlığının sebebi de bu" diyor.

Bu seçimleri belirleyen en büyük faktörün kutuplaşma olduğuna inanan Derici'ye göre, Ağar liderliğindeki Demokrat Parti'nin "kutuplaşma karşıtı" kampanyasının da çok şansı yok. Marka değerinden yoksun olan Demokrat Parti'nin merkez sağın lideri olamayacağını söyleyen Derici, "Bir ağacın gölgesinde başka bir ağacın büyüyemeyeceğini" bu açıdan AK Parti'nin artık merkezin bütününü kapladığını söylüyor.

Liderlik hedef göstermektir

Liderliğin ve marka yaratmanın hedef göstermekten geçtiğini söyleyen Derici, "Boş vaatler vererek seçim kazanılmaz, acı da olsa gerçekleri söyleyecek cesaret lazım. Kenedy seçimlere giderken aya ayak basmayı hedef olarak göstermişti. Bugün seçime giren partiler arasında topluma hedef gösteren bir parti yok. Yalnızca Erdoğan Avrupa'ya ayak basma hedefini gösteriyor. İktidara geldiğinde bu açıdan kendisine karşı olanları bile şaşırtmıştı " diyor. Derici'ye göre seçimlerdeki başat kutuplaşmayı da bu oluşturuyor.

Televizyon programları yanıltıcı

Seçim sürecine girilmesi ardından televizyonların yayın akışları partilerin kampanyalarıyla birlikte değişti. Ancak Derici'ye göre, liderler televizyon programlarındaki performanslarına çok fazla güvenmemeli. Çünkü bu programlarının izlenme oranı sanıldığı kadar yüksek değil. Siyasiler stüdyoya girdiğinde halkın ekranlara kilitlenmediğini söyleyen Derici, "Bizim gençlik yıllarımızda siyasi parti liderleri ekrana birlikte gelip tartışırlardı. Şimdi liderler kendi kendilerine oturuyorlar, karşılarında hiçbir rakip yok. ABD'de de böyledir. Ekrana iki lider gelir, konuşurlar sonra ölçümlemeler yapılır hangisi galip geldi. Liderler çok mutlular bir sürü yerde göründük diye ama görünmüyorlar" diyor.

Derici'den liderlerin imajları

Başbakan Erdoğan hitabet konusunda oldukça yetenekli. Mehmet Akif'in bir sözü var; 'Sözüm odun olsun doğru olsun' Erdoğan da söylemlerinde entrikaya, kıvırtmaya yer vermiyor. Zaman zaman sert konuşsa da halk tarafından samimi bulunduğu için sözleri tepki yaratmıyor.

Deniz Baykal cümlelerini çok uzatıyor. Ayrıca söylemleri de dinleyenler tarafından samimi algılanmıyor. Karşıdan bakıldığında iyi bir hitabet yeteneği var gibi görünüyor ancak net bir mesaj vermediği için söyledikleri anlaşılamıyor.

Ağar takip edilemiyor. Liderler arasında en karışık konuşan Mehmet Ağar. Konuşmaya başlayınca cümlenin başı nerede sonu nerede bulamıyorsunuz. Şeker abi, şirin abi gibi duruyor ancak söylediklerinden bir şey anlaşılmıyor.

Devlet Bahçeli pek görünmüyor. Bir sır perdesi içerisinde meçhulün gizemini, çekiciliğini kullanmaya çalışıyor büyük bir ihtimalle. Belki televizyon programlarında söyleyeceklerinin, telaffuzunun, vücut dilinin kendisine puan kaybettireceğini düşünüyordur.