Yarasalar kördür, fakat gene de ışıktan hoşlanmazlar. Karanlıkta avlanırlar. Adam, durumun aydınlanmasını istemiyor.
O, karanlıkta avlanmaya alışmıştır.
Mahkemeler karanlık durumu aydınlatıp ne olup ne olmadığını ortaya çıkarmakla yükümlüdür, değil mi?
Fakat o, mahkemenin bu aydınlatma işini ne ölçüde yapacağını soru konusu ediyor.
Gerçi mahkemeler de her zaman durumun aydınlatılmasını sağlayamayabiliyor. Fakat böyledir diye onun önünü kesmek mi gerekir? Çamur atmak, iş gören mercileri şaibeli duruma düşürmek mi gerekir?
Elbette insanla yarasayı bir düzleme getirmenin yanlışlığını ve burada yarasaya haksızlık yaptığımı biliyorum. Çünkü yarasa tabiatı icabı karanlıkta iş görür. Çünkü onun gözü yoktur veya varsa bile aydınlıkta görmez. Yarasa doğası icabı karanlıkta çalışır. Onun ses duyargaları gecenin sessizliğine ayarlıdır. O, bir böcek kıpırdanışını insan kulağının duymayacağı bir hassaslıkla işitebilir. Fakat onu işitebilmesi o böceğin kıpırdanışından çıkan frekansın başka sesler tarafından ihlâl edilmemesine bağlıdır. Bu iş de ancak gecenin sessizliğinde gerçekleşebilir. Gündüzün envaiçeşit sesi, gürültüsü arasında yarasanın avı durumundaki böcek kıpırtısının tınısı yarasanın kulağına erişmez, erişse de algılanamaz.
Ama yarasaya özenip karanlıkta iş yapmaya kalkışan ya da ortalığın karanlıkta kalmasını yeğleyen insan, bu işi doğasının gereği olarak değil, fakat çıkarı öyle gerektirdiği için gerçekleştirdiğinden, burada, araya insanın niyeti ile ilgili bir başka faktör girmektedir. O da, bize, bu niyetin iyi mi, yoksa kötü mü olduğunu bilmemizi istetir.
Adalet, şayet, bir şeye veya bir kişiye ait olanı ona vermekse, onu ait olduğu yere teslim etmek gerekir. Ne ki, bundan rahatsızlık duyanlar çıkabilir.
Adaletin yerine getirilmesinden rahatsızlık duyanlar bu duygularını açığa vurmaktan da kaçınacaklardır. Çünkü onların durumu fesatçılıktır. Kimse, adının fesatçıya çıkmasını istemez. Fesatçının kendisi bile...
İşte tam da bu noktada, bazılarının niçin karanlıkta iş görmeyi yeğlediği açığa çıkar. Fesatçı, bu yüzünün aydınlıkta seçileceğini düşünür. Oysa o, fesatçı yüzünü başkasından gizlemek ister. Yüzünün karanlıkta kalmasını sağlamaya çalışır.
Hak yerini bulduğunda hakka bağlı kişi sevinir, fesatçıysa korkudan titrer. Haklı ile fesatçının farkını ikisi arasındaki bu tavır farkından çıkartırız.
Bir mahkeme kararı sürecinde kim hakkın ortaya çıkmasını istiyor, kim hak ortaya çıkacak diye korkudan titriyor?
Gören göz, bu iki ucu görüyor. Görmeyen ya da görmek istemeyense, yalnızca korkudan titreyenlerdir.