18 Ocak 2009 Pazar
Etik topluma dönüşmeyen bilgi toplumu çöker

Yirmibirinci yüzyılda devletlerin gücü, toprak genişliği, sermaye büyüklüğü ve bilgi zenginliğinden daha çok etik derinliğe dayanacaktır. En genel anlamıyla etik, doğruyu yanlıştan, iyiliği kötülükten, tutumluluğu savurganlıktan, uyumluluğu uyumsuzluktan ve uzlaşmayı çatışmadan ayıran ilkeler yumağıdır. Bu yüzden, etiğin tarihi insanlığın tarihiyle yaşıttır. İnsanın olduğu yerde, etik sorunlar vardır.

Etiksizlik ilkesizliktir. Etik değerlerin ayaklar altına alındığı bir ülkede, hayatı yaşanır kılan, hiçbir ilkenin geçerliliğini koruması mümkün değildir. Bunun için, hayatın her boyutunda etik ilkelerin uygulanması ve geçerliğinin korunmasından herkes sorumludur. İnançların özünde etik ilkeler, etik ilkelerin temelinde de inançlar vardır. İnançların ana değerleri ile etik ilkeler arasındaki ilişkiler her zaman tartışılmıştır.

Bir savaş yüzyılı olan yirminci yüzyıl, etik ilkelerin en çok çiğnendiği yüzyıldır. Tanrı'yı öldüren seküler kültürün elinde, etik ilkeler bir amaç olmaktan çıkarıldılar, bir araca dönüştürüldüler. Tanrı'yı öldürenler, inançları çiğnemekle kalmadılar, etik ilkeleri de yürürlükten kaldırdılar. Onların iktidarlarını sınırlayacak hiçbir güç kalmadı. Onlar iktidarlarını korumak için, bütün dünyayı savaş alanına çevirdiler.

Saraybosna'yı, Grozni'yi Beyrut'u, Bağdat'ı, Kabil'i ve Gazze'yi toplu mezarlıklara dönüştüren bilgi toplumları için, artık hiçbir şey geçen yüzyıldaki gibi olmayacaktır. Onlar, ya bilgi toplumundan etik topluma dönüşecekler ya da atalarının Kızıldeniz'de boğulmaları gibi, döktükleri kanların oluşturduğu denizlerde yok olacaklardır. Kutsal kültürün doğduğu topraklarda dökülen kanlarda, hem "seçilen", hem de "seçilmeyen" krallar tek tek iktidarlarını yitireceklerdir.

İnanç etikten, etik kültürden, kültür inançtan bağımsız değildir. Her üç alan birbiriyle iletişim ve etkileşim içindedir. Kültürün değerleriyle etiğin ilkeleri, ölümsüz olan Tanrı'nın, insanlara iç dünyalarından seslenen sesidir. Kendilerine iç dünyalarından seslenen sesi duymayanlar, dış dünyalarındaki çığlıkları hiç duymazlar. Etiksizliğin yol açtığı çığlıkları duymak için, insanların iç dünyalarından seslenen sesi duymaları gerekir.

Etik ilkeler Tanrı'nın, insanlara iç dünyalarından seslenen sesi oldukları için, bilgi toplumu ile etik toplum arasındaki duvarları yıkacak en etkili gücü oluştururlar. Etik ilkeler hem iç, hem de dış dünyada doğru düşünmenin, doğruyu aramanın yol haritasını verirler.

Doğruyu aramayanlar, yaptıkları işi doğru yapsalar bile, bilgi toplumlarında olduğu gibi, doğru işi bulmada başarısızlığa uğrarlar.

Bilgi toplumunu etik topluma dönüştürmek için, çalışmayanlar, kendilerinin kazdıkları kuyuya kendileri düşerler.

Ağacı güzel olmayan toplumun meyvası güzel olmaz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Diyalog Gazetecilik San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Haberi PaylaşFacebookGoogle BookmarksTwitterMixxLiveDel.icio.usDiggYahoo! My WebStumbleUponRedditTechnoratiSlashdotHaber.gen.trOyylaTusulMynet EksenimLimklinkibolBuzla
 YAZARA AİT YAZILAR   [ TÜM YAZILAR ]