Kara propagandanız gerçekleri karartamayacak

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen casusluk ve organize suçlarla ilgili operasyon üzerinde bir karartma propagandası yürütülüyor.

İstanbul'daki operasyon kime karşı yapılıyor?

Cemaat medyasına göre 17-25 Aralık operasyonlarını yapanlar cezalandırılıyor.

Peki 17-25 Aralık operasyonlarını kim yapmıştı? Mali Şube.

Zaman Gazetesi'nin 21 Temmuz tarihli haberine göre 17-25 Aralık operasyonları yürüten İstanbul eski Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı, 'Havada operasyon kokusu var' başlıklı bir mektup yazmış. Yetinmemiş gözaltına alındığı yönündeki haberleri tekzip etmek için evinin önünde televizyonlara açıklama yapmış.

Çünkü operasyon 17-25 Aralık'la ilgili değil.

Çünkü operasyon 17-25 Aralık operasyonunu yürüten Mali Şube'ye yönelik değil. Usulsüz dinlemeler ve casusluk iddiası nedeniyle İstihbarat ve Organize Şube'ye yönelik.

Operasyon Tevhit-Selam terör örgütü adı altında 3 yıl başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan olmak üzere 2280 kişinin dinlenilmesiyle ilgili.

Başbakan'ın Somali Cumhurbaşkanı ve Filistin Devlet Başkanı ile görüşmelerinin, MİT Müsteşarı'nın telefonlarının dinlenilmesi suretiyle casusluk ve organize suçlarla ilgili bir operasyon yürütülüyor.

Operasyon düğmesine basıldığı andan itibaren paralel yapının kara propaganda elemanları, 17 Aralık operasyonunun intikamının alındığı yönünde bir algı operasyonu yapmaya başladılar, hala bunu sürdürüyorlar.

Bu doğru değil. Operasyon tamamen Selam-Tevhit soruşturmasıyla ilgili.

Numan Kurtulmuş'un, Hakan Fidan'ın, Efkan Ala'nın, Yalçın Akdoğan'ın, Yusuf Ziya Cömert'in, İbrahim Karagül'ün ve nihayet Başbakan Erdoğan'ın dinlenilmesinden söz ediyorum.

Defne Samyeli'nin, Can Dündar'ın, Ertuğrul Özkök'ün, İsmail Küçükkaya'nın İran bağlantılı Selam-Tevhid örgütü kapsamında dinlenildiği olayı kast ediyorum.

Can Dündar'ı bilmem ama Defne Samyeli'nin İran bağlantılı Selam-Tevhit örgütünün Hazret-i Fatıma Tugaylarının komutanı olduğu yönündeki bir kuşkuyu içimde hep taşımıştım.

İran bağlantılı Selam-Tevhit örgütü her nedense darbe dönemlerinde hatırlanır.

28 Şubatçılar da Selam-Tevhit ya da Kudüs-Selam örgütü silahına sarılmışlardı.

28 Şubat'ta Refahyol'u devirmek için harekete geçen generaller, Kudüs-Selam örgütünü sürmüşlerdi piyasaya.

Ünlü Umut Operasyonu'nu kast ediyorum.

Uğur Mumcu'nun, Bahriye Üçok'un evinin önünde tatbikatlar yaptırılıp, Ahmet Taner Kışlalı'ın aracına konulan bombanın yerini yanlış gösteren teröriste, bombayı ne tarafa koyduğu tatbikat sırasında öğretilmişti.

Hem de medyanın önünde.

İhtilal şartlarını oluşturmak için piyasaya sürülmüştü Kudüs-Selam. Biz bu konularda deneyimliydik.

Her darbe öncesinde ihtilal ortamını hazırlamak üzere bu tür sipariş örgütler bulunur, proje eylemler yaptırılır, 12 Eylül öncesinde olduğu gibi sabah sol örgütlerin elinde olan silah öğleden sonra sağ örgütlerin elinde olurdu.

28 Şubat sürecinin yapı taşları Kudüs-Selam örgütüyle döşendi. Aydınlara yönelik faili meçhul suikastlerle.

Gördük ki, 17 Aralık darbesiyle hükümeti düşürmeyi ve Başbakan Erdoğan'ın bileğine kelepçe vurmayı hedefleyen paralel darbeciler de Selam-Tevhit örgütünü sürmüşler devreye.

3 yıl boyunca yürütülen Selam- Tevhit soruşturması 17 Aralık sabahı teslim edilmiş İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na.

Darbe başarılı olursa bu isimlerin de toplanması için.

Pensilvanya'nın derin kulağının Selam-Tevhit örgütü adı altında sanatçılar, siyasetçiler, sivil toplum örgütü yöneticileri ve gazetecileri 3 yıl boyunca dinlediğinden kamuoyunun bilgisi 24 Şubat tarihli Yeni Şafak ve Star gazetelerinin haberleri üzerine oldu.

Haber patlar patlamaz, paralel medya yalanlamak için seferber oldu.

Bunun üzerine aynı gün İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu, silahlı bir terör eylemi ya da terör planlaması olmamasına rağmen 3 yıl boyunca 2280 kişinin dinlenildiğini doğrulayan yazılı bir açıklama yaptı. Bugün hala İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın resmi internet sitesinde yer alıyor bu açıklama.

Yani Paralel yapının kara propaganda elemanının iddia ettiği gibi Hadi Salihoğlu bu açıklamayı bugün yapmıyor, o gün de yapmıştı.

Açıklamada ayrıca soruşturmayla doğrudan ilgisi olmayan üçüncü kişilerin görüşme kayıtlarının imha edilip kendilerine bildirilmesi gerekirken, tam tersi yapılıp dosyaya dahil edildiğinin altı çiziliyordu.

Bu çok önemli bir nokta.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, 22 Temmuz tarihli açıklamasında terör örgütü kurulduğu yönünde bir delil olmamasına rağmen 2010 yılında soruşturmaya başlandığını, 3 yıl boyunca 251 hedef kişinin toplamda ise 2280 kişinin dinlenildiğini bir kez daha teyit etti.

Çünkü dinlemeler istihbari dinlemeler değil, adli dinlemeler. Yani mahkemelerde kanıt yerine geçen dinlemeler.

Sen 3 yıl boyunca insanların hayatına girmişsin, dinlemişsin. Sonra ne olmuş?

Yürütülen soruşturma sonucunda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı takipsizlik kararı vermiş.

Ama o tapeler orada duruyor.

Bunun bir hesabı sorulmayacak mı?

251 hedef kişi üzerinden ülkenin Başbakan'ın Somali Cumhurbaşkanı ve Filistin Devlet Başkanı ile yaptığı görüşmeye kadar devleti dinlemişsin.

MİT Müsteşarı'nı 'Emin' kod adıyla dinlemişsin, Enerji Bakanı'nı dinlemişsin.

Peki bunları hangi ülke adına yaptın?

Bunları hangi ülkeye servis ettin?

Kim adına yürüttün bu casusluk faaliyetini?

Bunun hesabı sorulmayacak mı?

2280 kişilik dinleme listesinin tek tek inceledim.

CNN Türk ekranlarında önce Nazlı Ilıcak'ın sonra İdris Bal'ın suratlarına da çarpmıştım bunları.

289 kişinin ismi dahi yazılmadan sadece telefon numaraları belirtilmek suretiyle dinlenilmiş. Hangi hukuk devletinde olur bu? Peki o X işaretli yerlere kimlerin ismini yazıp, hayatını karartacaktınız?

Bunlar imha edilse onu dahi anlayacağım. İmha edilmediği gibi tape olarak muhafaza edilmiş. 289'u X işaretli olmak üzere tam 1706 tapeli dinleme var. Bu kapsamda 572 soruşturma dosyası açılmış.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu soruşturma kapsamında ismi geçenleri ifadeye çağırdı. Orada kendi seslerini dinlediler. Kendi konuşmalarının tapelerini gördüler. Yapılan ortam dinlemeleri ve fiziki takiplerin belgeleri sürüldü önlerine.

Hayatlarına girilmişti. 3 yıl boyunca eşleriyle yaptıkları konuşmalar dahi kaydedilmişti. Elbette şikayetçi oldular bu durumdan.

Burada bir gazeteciye düşen bunun hesabını sormaktır.

Defne Samyeli'ni, Banu Güven'i neden dinlediniz?

İki kadının hayatına neden girdiniz?

İbrahim Karagül'ün konuşmalarını neden kaydettiniz diye sormaktır.

Burada gazetecilik Başbakan Erdoğan'ın yabancı ülke devlet başkanlarıyla konuşmalarını niye kaydettiniz, bunları hangi ülkeye servis ettiniz, hangi ülke adına casusluk faaliyeti yürüttünüz demektir.

Bunu soruşturma kapsamında şimdilik savcılar kendilerine soracaklar.

Dilerim verecekleri bir cevapları vardır.

Gazeteciler 3 yıl boyunca soruşturmayla ilgisi olmayan kişilerin dinlenilmesini savunmazlar.

Gazeteciler 3 yıl boyunca bir terör örgütü soruşturması kapsamında ama X işareti ile 289 kişinin dinlenilmesini, konuşmalarının imha edilmeden tape haine getirilmesini ve X işaretli soruşturma dosyalarının açılmasını savunmazlar.

Gazeteciler insanların hayatına girenleri değil, hayatına girilenleri savunurlar.

Gazeteciler Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlarının başka ülkelerin devlet başkanlarıyla yaptığı konuşmaları kaydedenleri değil, bunu açığa çıkaranları savunurlar.

Gazeteciler ülkenin bir derin kulak haline gelmesini savunmazlar, ülkeyi derin kulak haline getirmek isteyenlerden hesap sorarlar.

28 Şubat'taki duruşu nedeniyle hakkında yazdığım bir yazıdan dolayı yargılandığım Nazlı Ilıcak bugün 28 Şubat'ın darbe ortamını hazırlamak için piyasaya sürdüğü Kudüs-Selam örgütünün bu kez 17 Aralık darbesi için ısıtılıp yeniden servis edilmesinin arkasında durabiliyor.

Ne hazin bir durum.

ODA TV soruşturmasında hiçbir ilgisi olmadığı halde gayri ahlaki bulduğum bir not faş edilmiş, Nazlı Ilıcak ve Güneri Civaoğlu'nun ifadelerine başvurulmuştu. Bugün aynı Nazlı Ilıcak kadın meslektaşlarının hayatına neden girildiğinin hesabını sormak yerine, bu kumpası kuranları savunmak için kendini paralıyor.

Hemcinsleri adına bu ayıp dahi ona yeter.