Sevgililer Günü yazısı

Life Style yazarı değilim malumunuz... Küçümsediğimden değil; kalemimin, beni sevk etmesi, hatta sürüklemesi sayesinde bulunduğum yerdeyim sanırım... Yine de kalemin her hali için, kalemle yazdırana şükretmek lazım geldiğini bilirim.

İnsanoğluna kalp verene, o kalbi 'sevgi'yle, 'rikkat'le, 'kardeşlik'le, 'saygı'yla yeşertene, insanın kendini aşma, varlığını başka bir varlığa aktarma, ucu ölüme kadar varabilecek bir acı-mutluluk med cezirine savrulma haline düşürene şükretmek... Kalem kadar, hatta ondan değerli bir şeye sahip olduğumuz için, gittikçe azmanlaşan kalpsizler evreninde, kalbi olanlar arasında bulunduğumuz için şükretmek belki de.

Doğru tahmin, bugün sevgililer günü ve bu günde bir aşk yazısı yazmayı hiç istemezdim aslında. Sadece verdiği eksiklik duygusundan dolayı değil, bir 'sevgililer günü yazısı' olarak okunup geçilme ihtimali yüksek olacağından da...

Ama, birincisi yeryüzünde siyasetin gürül gürül akan gündeminin yanında bir de gönüllerin usul ırmakları var...

İkincisi, biz burun kıvıralım ya da kıvırmayalım, gönül alemlerinin karasuları bugün, örtülüsünden açığına, muhafazakarından olmayanına dek açılan o geniş skalanın tüm arabirimleri 'Sevgililer Günü'nün kutlanmasını bekleyen' kadınlarca doldurulmuş bulunmakta.

Yani, bu bir realite. O derece ki, kadınların ortak paydasını soranlara, sevgililer gününde evlendiği ya da evlenmeyi planladığı adamdan bir hediye, bir kutlama, bir hatırlama beklemek cevabı verilebilir mesela bir lahzada...

Üstelik; bir simülasyon marifetiyle, olması gerekenden başka bir şeye evrildi, üretim tezgahlarından geçirilerek, kırpılıp biçilerek parlak fiyonklar atılmış yeni ambalajıyla tüketimimize sunuldu diye yabana atacak değiliz aşkı herhalde. Kalp mamulüdür sonuçta; manevi bir menzil, bir rütbe, bir mertebe, bir makamdır aşk anlayana.

Evet bugün, insanı motive ettiği, tüketim endüstrisine geniş bir pazar oluşturduğu ve zaten sarsılmakta olan evliliğin yerine ikame edilecek tek değer olduğu için, klişeler dünyasının kalp züppesidir artık aşk.

Evet, kendisinin gidip adının kalması sayesinde bir hayalete dönüşmüş aşk, bütün işlevlerinden sıyrılmış, sosyal statü ve üremeyi sağlayan bir kuruma dönüşmüş evliliğin tehditkarıdır artık...

Diyalektik bir süreç ama bu, evliliği bu mutsuz günlerine sürükleyen de, insanoğlunun yüzyıllardır peşinde koştuğu, kızılelması haline gelmiş olan aşkın; tensel bir hazza, bir alışveriş 'emtia'sına indirgenmiş olmasıdır...

Ama madem muhafazakar olan-olmayan herkesin kalp gündemindedir aşk, sevgililer gününü vesile kılalım ve söyleyelim; evlilik aşkı öldürmez beyler, eğer bilirseniz, aşk evliliği yaşatacak olan yegane hammaddedir.

Hala ve Afrika dahil tüm kıtalarda...

"Seni ölene dek seveceğim" diyen aşıkların, ölene dek birlikte mutlu kalabilmelerini de ancak aşk hazretlerinin yüksek şahsiyetleri açıklayabilir. Çünkü aşkın hayat suyunu, ancak "Allah için sevmek" cümlesi verebilir. Gerisi hikayedir, aldatmacadır, yalandır.

Yani ki, en beterinden düşülecekse bile bir aşka, o sonunda daha yüksek bir gerçekliğe işaret etmek için olmalı; günahları çoğaltmaya değil, arınmaya vesile olmalı. Yani ki, en beterinden düşülecekse bile bir aşka, kalbin sualleri bütünüyle cevaplanmış bir kalp kadar mutmain olmalı. Bu da ancak Allah'ın razı olacağı bir aşkla mümkün olmalı. Değil mi?

Bilmiyorum bu bir sevgililer günü yazısı oldu mu?