Bana Her Şey Yakışır

Modacılar için var olmanın şartı ekranda görünür olmak. Görüntü çağında kıyafetimi falanca modacı hazırladı şeklindeki sözlü ifade, program sonundaki kostüm danışmanı ibaresi yeterli değil tanınır olmak için.

İsmen tanınmak kısa sürede unutulmakla eşdeğerken; cismen tanınmak tanınırlık süresini uzatan hatta şöhrete giden yolda önemli bir etken.

Sanatçıların kankası ulaşılmaz imajlardan; Yemekteyiz'e katılıp görünür olmaya giden ilginç bir dönüşüm yaşanan.

Televizyonda program yapanlar zaman zaman modacılarını ağırlamaya başladı. Hem sezonun trendlerini öğrenip, ne kadar trendi olduğunu ilan etmek; hem de güzel giyiniyorum düşüncesini zihinlere kazımaktı hedef. Hatta modacılar önce program sahiplerinin sonra misafir sanatçıların evlerine kadar gidip, dolaplarını didik didik ederek, kılık kıyafetleri tepeden tırnağa yorumladılar.

Evine gidilip giyim zevkine laf edecek sanatçı nesli tükenince, devreye her zamanki gibi kurtarıcı kontenjanından seyirci girdi. Takip ettikleri sanatçıyla kanal kanal gezen; yayına başlama saatine aldırmadan, her sabah yoklamada buradayım diyen daimi izleyiciler, meşakkatlerinin karşılığı olarak program sponsorlarının hediyelerini almaya da hak kazanmışlardı bir dönem.

Şimdi ise bir sanatçı, bir şöhret gibi programın modacısını elbise dolabının önünde ağırlayıp, dosta düşmana gösteriyorlar kıyafetlerini.

Sezonun kıyafetleri söz konusu olduğunda modacıdan kocaman bir aferin alırken; dolabın yarısı alaşağı edilip 'at bunları ne dolabında göreceğim ne üstünde' azarını işitmekten büyük haz duyuyorlar. Zevkinin değil tüketim hızının beğenilmesi, sürekli trende eklemlenmek adam yerine konulduğunu hissettiriyor olmalı. Modacı 21 yaşındaki genç kıza 'o uzun şortlardan kurtul, mini şortla boyunu uzat, bacak güzelliğini ortaya ser' diyordu. Öyle ya tek ölçü göstermek, ortaya sermek!

Stüdyo insanının moda ve şöhretle imtihanı, yeni bir formata ilham kaynağı oldu. Bana Her Şey Yakışır hem yarışmacı hem jüri olanların; alışveriş, kılık kıyafet üzerinden kapışmasına sahne oluyor. Seçilen beş kişi hepsi de dişi, çeşitlendirilmiş yaşlarda, kilolarda ve ekonomik sınıflarda bir araya getirilerek mağazalara salınıyor. Kokteyl, altın günü, akşam yemeği, nikah gibi o haftanın konseptine uygun olarak bütçeyi aşmadan alışveriş yapmak ve rakiplerinin yani jüri üyelerinin önünde podyumda salınarak puan toplamak.

İlk haftalarda bin lira olarak belirlenen bütçe yeterli sıkıntıyı yaratmayınca yerinde bir müdahale ile beş yüz liraya indirildi. En azından biraz hesap kitap girdi devreye. Son hafta neden bilinmez tekrar bin liraya çıkartıldı bütçe. Konsepte paralel mi değişiyor yoksa yapımcıların ruh durumuna göre mi henüz tespit edemedim.

Beş kişiden oluşan yarışmacı ekip, sırayla alışveriş yapıp giyinip süslenerek birbirlerine puan veriyor gibi gözüküyor, ama mesele alışverişte değil öncelikle kullanılan dilde. Benzerleri gibi bu formatın omurgasını oluşturan da incitici bir dil ve incitici bir üslup. Dedikodu yapmaya kışkırtılan insanların düşmekten kurtulamadıkları tuzak. Kendini ifade etmenin karşılığı ötekini aşağılamaya dönüşürken; hazır cevap olmak adına hakaret etmeyi göze alıyorlar! İnsanoğlu neden ve nasıl bu kadar kolay manipüle ediliyor anlamak gerçekten mümkün değil!