25 Kasım 2009 Çarşamba
'Kafes'i açacak olan hızlı bir yargılama sürecidir

'Ahmet Altan, Taraf'ta, kaç gündür "merkez medya"dan bahisle bir soruyu tekrarlıyor.

Artık kısaca "Kafes" adı ile anılan katliam planlarına bu medya niçin kayıtsız, niçin haber yapmıyor?

Nitekim dünkü yazısında da, söz konusu gelişmeyi haber yapmayan Hürriyet, Milliyet ve Sabah'ın adını anarak şöyle diyor:

"Peki, bugün bu gazetelerin ve televizyonların Kafes planı karşısındaki sessizliği 'tesadüf' mü? Bu ülkenin son yıllarda gördüğü en korkunç plan Kafes planı. Çocukları havaya uçurmayı planlamışlar. Planı yapanların çoğunluğu halen görevlerini sürdüren üst düzey subaylar. (...) Çocukları öldürmek için Koç Müzesi'ne yerleştirilen bomba bulunmuş, tutanak tutulmuş. Gayrimüslimleri öldürmek için hazırlıklar yapmışlar. Agos gazetesinin abone listesini ele geçirip planlarına eklemişler. (... ) Medya, bu korkunç plan hakkında ne yapıyor? Susuyor. (...) İyi bakın bu medyaya. Onların Kafes sessizliğini dinleyin. O sessizliğin içinde cuntanın uğultularını duyacaksınız."

Gazetemiz de söz konusu "plan"ı haber yapan gazeteler içinde yer aldığından, Altan'ın ana başlıklarla verdiği "Kafes planı"nı hakkında epeyce bilgi sahibisinizdir mutlaka.

Ahmet Altan, bu "sessizliğinden" dolayı "merkez medya"ya yönelttiği bu sert eleştirilerinde tabii ki haklı. "Merkez medya" tabii ki, Taraf'ın duyurduğu bu "plan"a, plan hakkında verilen bilgiler kendisini tatmin etse de etmese de kayıtsız kalamaz. Yani özetle hiçbir şey olmamış gibi davranamaz, davranmamalı.

Altan, bu çerçevede yazdığı şu satırlarında da haklı: "İnanmıyorsan, gazetende çalışan o kadar iyi gazeteci, yetenekli muhabir var, gönderip araştır, planın 'aslında' var olmadığını, Koç Müzesi'nden bomba çıkmadığını, Poyrazköy kazılarında LAW silahları bulunmadığını kanıtla."

Çok yerinde bir öneri. Özellikle de haberciliğinde "aman yanlış haber yazmayayım" gibi bir titizlik sergilediğine şahit olmadığımız "merkez medya"dan söz ediyorsak.

"Merkez medya" içinde özel bir yer işgal eden Hürriyet gazetesinin dünkü sayısının haber sayfalarında yine o "sessizlik" hakimdi. Ama gazetenin iki yazarı (Sedat Ergin ve Hadi Uluengin) doğrudan "Kafes"i konu edinmişlerdi.

(Bu yazılar okurlarına, okurlarının "haberdar" olmadığı gelişmeler hakkında yorumlar sunmak gibi bir talihsizlikle karşı karşıyaydılar! Bizde bazı zamanlar bazı gazetelerde karşılaşılan bu tuhaf duruma ilişkin yazarların bir sorumluluğu olmadığını hatırlatmaya gerek yok herhalde.)

Ergin'in yazısında dikkatimi çeken bir husus, "Kafes planı"nda yer aldığı söylenen mel'un emeller içinde hiç kuşkusuz başa yerleştirilmesi gereken "Koç Müzesi'nde patlatılacak denizaltı"dan hiç söz edilmemesiydi. Olabilir, Hürriyet yazarı, bu konudaki iddiayı hiç mi hiç ciddi bulmayabilir. Ancak (yine Altan'ın eleştirisinden hareketle söyleyecek olursak) söz konusu iddiayı kendisi ciddi bulmasa da okurlarının bugüne kadar mahrum kaldıkları bu bilgiyi de onlardan esirgememesi gerekirdi.

Görünen o ki, "Kafes planı"na ilişkin yapılan yayınlarda yer alan bilgiler –benzer durumlarda olduğu gibi- yine bir "inanma-inanmama" meselesine dönüşmüş durumdadır. Söz konusu bilgilere "inananlar-inanmayanlar" derken, sadece medya dünyasında olup bitenlerden söz etmiyorum, bu ayrışma toplumda da gözleniyor. Herkes gibi ben de etrafımda, "Koskoca amirallerin Koç Müzesi'nde denizaltıyı patlatıp katliam yaparak AKP'yi yıpratmaya planladıklarını ileri sürmek olacak iş midir?" diyenlere rastlamıyor değilim. Bu şüpheci çevreler, Müze'nin denizaltıda bulunan patlayıcılardan emniyeti değil de Deniz Kuvvetleri'ni haberdar etmiş olmasından belli anlamlar çıkarılmasını da tuhaf karşılıyorlar. "Denizaltıyı onlar getirdiğine göre önce onların aranmasının makul olduğunu" ileri sürüyorlar. Bazıları ise, omzu kalabalık bir grubun "Kafes planı"nını oluşturan melanet listesini yazıya dökerek kayıt altına almış olmasına bir anlam veremediklerini belirtiyorlar.

Takdir ederseniz ki, "Kafes" konusundaki bu "inananlar-inanmayanlar" bölünmüşlüğü toplumun ruh ve beden sağlığı açısından bir an önce geride bırakılması gereken bir durumdur. Bir toplumun ikiye bölünerek, "Koç Müzesi'ndeki denizaltı içindeki çocuklarla birlikte havaya uçurulacaktı" gibi bir iddiayı siyasi meşrepleri çerçevesinde konuşmaya-tartışmaya çalışması olacak iş midir? Toplumu bu marazi ruh hallerinden kurtaracak olan güç tabii ki yargıdır. Ama hızlı, hem de çok hızlı işleyen bir yargılama sürecinden söz ediyorum. "Koç Müzesi'ndeki denizaltı"ya ilişkin iddialarla ilgili bir mahkeme kararı ne kadar zaman sonra elimizde olur acaba? Bugün için elimizde olanlar, Poyrazköy'de toprağa gömülü silah ve patlayıcıların bulunmuş olması ve bu soruşturma çerçevesinde deniz kuvvetlerinden 7 personelin tutuklanmış olmasıdır. Bir de tabii, Koç müzesinde bulunan ve imha edildiği söylenen patlayıcılar ve yeni ulaşılan yazıya dökülmüş "planlar".

İyi ama biz yine tekrarlayalım: Bu konuya ilişkin dava ne zaman sonuçlanır ve hiç değilse toplumun büyük bölümü mahkeme kararına bakarak iddiaların doğru veya yanlışlığına ilişkin nihayet bir karara varabilir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Diyalog Gazetecilik San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Haberi PaylaşFacebookGoogle BookmarksTwitterMixxLiveDel.icio.usDiggYahoo! My WebStumbleUponRedditTechnoratiSlashdotHaber.gen.trOyylaTusulMynet EksenimLimklinkibolBuzla
 YAZARA AİT YAZILAR   [ TÜM YAZILAR ]