Geçtiğimiz hafta boyunca çok tartışılan ve anayasada değişiklik öngören paket, hafta başında Meclis'e sunuldu. 26 madde ile başlayan paket, AK Parti'nin siyasi partiler, barolar, sendikalar ve sivil toplum kuruşları temsilcileri ile yapılan görüşmelerden sonra ekleme ve maddi düzeltmelerle madde sayısı artarak Meclis'e geldi. Şimdi top Meclis'te.

Meclis'e sunulan paket henüz taslak. Her bir madde gerekerse alt komisyonlarda, sonra komisyonda ve nihayetinde Meclis Genel Kurulu'nda ayrı ayrı tartışılacak ve oylanacak. Her madde için yapılacak müzakere ve oylamanın ardından paketin bütünü için son bir oylama yapılacak ve sonuç ortaya çıkacak. Üç seçenek var; oylamanın sonucuna göre paket ya Meclis'ten 367 veya üstü oyla kabul edilerek geçecek ya 330'un üzerinde oy alarak referanduma sunulacak ya da 330'un altında kalarak reddedilmiş olacak. Anayasa değişiklik paketine genel olarak bakıldığında; Türkiye'de demokratikleşmesi, insan haklarının derinleştirilmesi, hak arama yollarının geliştirilmesi ve bunlar kadar önemli olan yüksek yargının yapısal değişikliğe uğratılarak; daha katılımcı, daha çoğulcu bir yapıya kavuşturulması hedefleniyor. Elbette ki pakette bu konularda daha ileri adımlar atılabilir noktalar var, eksiklikler var. Ancak bunlar var diye de bu pakete karşı olmak sadece haksızlık değil, aynı zamanda basiretsizliktir.

YAPICI MUHALEFET EKSİKLİĞİ

Bu açıdan tüm siyasi parti ve milletvekillerinden beklenen taslağa eleştiri yaparak ya da eksikliklerin giderilmesi için siyasete dahil olmalarıdır. Çünkü Meclis içinde anayasa paketi karşısında eleştirel muhalefet, çoğu zaman hükümet faaliyeti kadar sonuç alıcıdır. Ancak Türkiye'de ne yazık ki, bu konuda çok fazla deneyim görmek mümkün değil. Çok derin bir geçmişi olmayan çok partili hayatımız, ne yazık ki, bu türden örneklerin yok denecek kadar az olduğu bir tabloya sahip. Bu tespiti yaparken ifade etmek istediğimiz salt hükümetlerin ön ayak olduğu demokratikleşme paketlerine muhalefetin katkıları değil, tam tersine muhalefetin ön ayak olduğu ya da sunulan değişiklikleri daha ileriye götürücü adımlardır. Yoksa Meclis hayatımızda hükümetle, muhalefetin işbirliği içinde gerçekleşen bir çok yasanın olduğu açıktır. AK Parti'nin 2002'den bu yana tek başına hükümet olduğu dönemde özellikle 2003-2005 yıllarındaki uyum paketleri büyük ölçüde Meclis konsensusu ile gerçekleşti.

Son anayasa değişiklik paketi özü itibari ile çok önemli değişiklikler içerdiği için bu kadar tartışılıyor. 1982'den bu yana yapılan 16 anayasa değişikliğinde 3 geçici madde olmak üzere 83 madde yasalaştı. Bu hali ile bakıldığında anayasanın yarıya yakının değiştiğini ifade etmek de mümkün. Son anayasa paketi bize, Meclis içinde muhalefetin anayasanın değişmesine ön ayak olacak bir adım atmadığı gibi, yapılmak istenen değişiklere de ne yazık ki, baştan müzakere yolunu kapatan bir pozisyon alması yapılmak istenen değişikliklerin önemini gösteriyor. Bu bizi fazla şaşırtan bir şey değil. Çünkü gerek CHP gerekse MHP, geldiğimiz noktada değişim karşısında statükoyu temsil eden partiler. Ve içinden geçtiğimiz süreç sıradan bir dönem ve anayasada yapılmak istenen değişiklikler sıradan değişiklikler değil. Anayasa paketinde çokça tartışıldığı gibi yüksek yargıda yapılmak istenen değişiklikler aslında demokratik sisteme giden yolda önemli bir kilometre taşı. Bu paket 1982 Anayasası'nda büyük bir ideolojik gedik açacağı açıktır. Elbette anayasa değişiklik paketinde eksiklikler var, ancak bu eksikliklerin giderilmesinin yolu müzakere yolunu kapatmak değil eleştirel muhalefet ile Meclis'te olmaktır. Bu pakete karşı olan partilerin milletvekillerinin, bu pakete ilişkin değerlendirmeleri gerçekten ne olur? Pakete karşı mı çıkarlar, yoksa eksiklik ve eleştirilerin giderilmesi için siyaset mi yaparlar? Onların verecekleri cevap şu sorunun cevabı olacaktır: Yapılmak istenen değişikler demokrasi açısından kazanım mıdır yoksa gerileme midir? Eminim ki, sağduyulu bir milletvekilinin buna gerileme olarak bakması mümkün değildir.

TARİHİN SIRADANLAŞAN CİLVESİ

Tarihin garip cilvesi şu ki, anayasa değişiklik paketinin muhafazakâr bir parti Meclise sunarken, kendine sol diyen bir parti ne yazık ki, bu değişiklere karşı çıkıyor. Gönül isterdi ki, kendisine sol diyen bir partiden bu tür değişiklik önerileri gelsin. Bunun hayal olduğunu bile bile.

Paket Mecliste oylandığı zaman çıkacak sonuç, aslında milletvekillerinin oylarından çok partilerin siyasi yelpazedeki yerlerini bir kez daha görmemiz açısından bir işlevi olacak. Meclisteki partilerin siyasal yelpazedeki yerleri konusunda AK Parti kendisine öyle demese de yelpazenin en solunda buluyor sıkça eleştirilse de, paket üzerindeki tartışmalar ve partilerin pozisyonları bunun bir kez daha teyit etmektedir. Anayasa paketi tartışmasında bir kez daha görülmüştür ki, AK Parti ile CHP simetrik yerlerde durmaktadır. AK Parti yelpazenin ne kadar solunda ve değişimden yana ise CHP yelpazenin bir o kadar sağında ve statükoyu temsil etmektedir.

Aslında partilerin yerleri konusu açılmışken bir konuya daha değinmekte yarar var. Anayasa paketine ilişkin olarak AK Parti içinde olabilecek bir çatlaktan, anayasa paketine "hayır" oyu verebilecek sayısı 20'yi bulan bir gruptan bahsediliyor. Kabul etmek gerekiyor ki, AK Parti'nin oy verecek mevcut 336 (Meclis Başkanı dışında) milletvekili arasında AK Parti'nin şu anda temsil ettiği çizgiyi fazla demokratik bulanlar olabilir. Çünkü, içinden geçtiğimiz süreç AK Parti yöneticileri ve AK Parti tabanı içinde bir öğrenme ve dönüşme sürecidir. Demokratikleşme yönünde atılan her adım, karşılaşılan her farklı yüzleşme AK Parti içinde bir öğrenme, adaptasyonu ima ediyor. Elbette ki, bu sürece ayak uydurmayanlar olacaktır. O yüzden 2011 de yapılacak genel seçimleri parti yönetimi açısından da bir yenilenme imkânıdır. Daha önce ifade etmeye çalıştığım gibi AK Parti'nin 2001 seçimlerinde demokrasi, sivillik ortak kesininde, kendi kimliğinde farklı insanları partiye katmasının doğru bir genişleme stratejisi olacağını düşünüyorum. Çünkü bu tür bir genişleme uzun vadede AK Parti'yi değişim karşısında sıkıntıya sokmayacak, tam tersine duraklamaya ya da yavaşlamaya girilen her dönemde bizatihi demokratikleşmenin ve sivilleşmenin taşıyıcısı olacaktır.

Son olarak bir noktaya değinmekte fayda var. Bir süredir laik kesim içinde AK Parti'nin demokratlığını sorgulayan, onu demokrat bulmayan bazı eleştiriler çıkmaktadır. Bence bunlar erken yapılmış eleştirilerdir. Çünkü bu eleştiriyi yapanlar da gayet iyi biliyor ki, ne askeri vesayet tam olarak bitmiştir, ne de Türkiye tam olarak demokratikleşmiştir. Hâlâ bu sürecin içindeyiz. Ve bu süreci taşıyacak başka bir siyaset yokken AK Parti eleştirisi haksız siyaseten doğru değildir. Bu eleştirilerin kaynağında AK Parti'ye karşı duyulan hazımsızlık var.