Oruç tutarken şunu bilelim ki, inancından dolayı olmasa da Dünya'yı saran açlık ve sefalet yüzünden çok farklı inançlara sahip olan bir milyar dolayındaki insan senenin 365 günü oruç tutmak zorunda kalıyor. Hem de akşamları iftar edecek, sabahları ise sahura kalkacak yiyecek ve içecek bulamadan. Yaklaşık yedi milyar nüfusla, küreselleşmeye çalışan koca dünyanın zorunlu oruç tablosu şöylece özetlenebilir: 200 milyonu beş yaşın altındaki çocuklar olmak üzere yaklaşık 840 milyon insan, üst düzeyde açlığın yarattığı riskler altında yaşamaktadır. Yoksulluk sınırının altında yaşayan insan sayısı 2 milyar; güvenli su tüketim olanağı bulamayan insan sayısı 1,2 milyar; sağlık hizmetinden yararlanamayan insan sayısı ise yaklaşık 800 milyondur. Dünyada her yıl 11 milyon insanın ise açlık veya yetersiz beslenme yüzünden öldüğü tahmin edilmektedir.

Dünya ve özellikle insan hakları ihlallerini olur olmaz yerlerde arayan ekonomik olarak gelişmiş ülkeler, açlıkla mücadeleye yeterli ölçüde duyarlılık göstermedikleri için bu sorun gittikçe büyümektedir. Çünkü gelişen dünyanın ve kullandıkları yüksek teknolojinin esas amacı, insanlara hizmet değil; silaha yatırım yapmak, savaş alanları açmak ve ürettiği gıdayı silah olarak kullanmaktır. Bu yüzden dünyada açlıktan en çok etkilenen ülkelerin dörtte üçü savaşların tahrip ettiği ülkelerdir. İnsanoğlunun saldırgan ve yıkıcı ideolojilerin peşine takılarak kavgaya girişmesi, birçok başka riskler yanında, açlık sorununun da kronik hale gelmesine yol açmaktadır. Bu çatışma ortamı doğal olarak emek ve toprak gibi kaynaklarımızın çekişme, çatışma, kavga ve savaşlarda tüketilmesine neden olmaktadır.

Dünyayı açlık sararken, buna inat olarak askerî harcamalar 2010 yılında da artış gösterdi. Dünya Barış Enstitüsü'nün verilerine göre 2011 yılının askeri harcamaları 1 trilyon 630 milyar dolardır. Askerî harcamalarda rekor her zaman olduğu gibi yine ABD'de. ABD'nin geçen yılki askerî harcamaları bir önceki yıla göre 19 milyar dolar artarak 687 milyar dolara ulaştı. Askerî harcamaları hızla artan ikinci ülke ise Çin Halk Cumhuriyeti'dir. Çin'in 2009 yılında 110 milyar dolar olan askerî harcamaları 2010'da 114 milyar dolara yükseldi. Türkiye'nin 2010'daki savunma giderleri ise 15 milyar 634 milyon dolar oldu. Askerî harcamalar dünyada 2001'den bu yana toplam olarak yüzde 43 oranında artarken, Avrupa'nın askerî harcamaları 2010'da yüzde 2,8 oranında geriledi. Sivil güvenlik tedbirleri arttırılarak, askeri harcamalar azaltılsa ve bu tasarruflar işsizlik ve doğal afetlerle mücadeleye ayrılsa, bu sorunların büyük bir bölümü kısa zamanda çözülür. Nitekim Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu dünya çapında aile çiftçiliğine her yıl 30 milyar avro ayrılırsa açlığın kontrol altına alınabileceğini ve hatta önüne geçilebileceğini bildirdi. Fakat örgüt maalesef çağrısını sağır kulaklara işittiremedi. Çünkü günümüz dünyasında, bazı insanların ve ülkelerin çıkarları, insanlığın açlık ve sefaletinden çok daha önemli kabul edilmektedir.

Açlık, insanoğlunun başına gelebilecek en büyük felaketlerden biridir; bundan dolayı atalarımız, "Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin" duasını dillerinden hiç düşürmemiştir. Açlığın yol açtığı sorunlar sayılamayacak kadar çoktur: Hastalıklar, ölümler, iş gücü ve üretim kaybı, verimsizlik, zihinsel gelişim sorunları, ruhsal çöküntü, suç işleme ve şiddet kullanma eğiliminin artması bunlardan bazılarıdır. Açlık sorununu çözememiş bir toplumun sosyal huzurunu sağlaması, kalkınma yolunda hızla ilerlemesi, uluslararası alanda kendi hak ve menfaatlerini koruyabilecek politikalar üretebilmesi mümkün değildir. O halde barış ve huzur içinde bir dünya oluşturmanın ön koşullarından birisi de açlık sorununun çözülmesidir. Bu gerçeği görmeden, Ramazan orucunun ne anlama geldiğinin anlaşılması mümkün değildir. Oruç tutarken, inancından dolayı değil; paylaştığımız dünyanın adaletsizliklerinden dolayı zorunlu olarak mil-yonlarca insanın da bizim gibi oruç tuttuğunu unutmamak dileğiyle, Allah orucumuzu kabul etsin!

* Eski K.K.T.C Din İşleri Başkanı/Yakın Doğu Üniversitesi öğretim üyesi