ARŞİV
İSTANBUL
13 oC
SABAH
ÖĞLE
İKİNDİ
AKŞAM
YATSI
VAKİT'E
KALAN SÜRE
  -
12 Eylül 1980 darbesi... Sembolik de olsa, mevcut yasalar ve darbenin getirdiği uygulamalar devam etmesine rağmen, bugün yargılanıyor olması her bakımdan önemlidir. Hem yaşananların tekrar hatırlanması, hem de, halkın seçtiği meşru hükümetlere karşı bir daha böylesine girişimlerin olmaması ve bu gibi teşebbüslerin cezasız kalmayacağının görülmesi bakımından da önemlidir.

12 Eylül'ün yargılanması süreci bütün sıcaklığı ile devam ederken, ayrıca On beş yılını dolduran 28 Şubat, kıyısından köşesinden, özellikle tek taraflı bakılarak tartışılıyor. Bu yazının ana konusu da 28 Şubat olacaktır. Çünkü birkaçı dışında, dönemin bütün tanıkları ortada...

Yazılanlara bakınca, bir kısım bu süreçte görev alan herkesin yargılanmasını isterken, bir diğer kısım ise, "Bu gidişle 28 Şubat yargılanamaz ve gerçek anlamda tartışılmaz" diyor.

Doğrudur; bu yöntemlerle, yaşananlar ve yaşatılanlar gerçek anlamda tartışılmış olmaz! Tartışılmadığı için de yargılanmaz. Gerçeği doğru zeminde tartışabilmek için, yaşanan o süreçte, özellikle, siyasi yelpazenin genel anlamda "sağında" yer alan gazete ve televizyonlardaki yönetim değişikliklerine bakmak lazım. Bakmak lazım ki, değişenler niye değişti, yeni gelenlerin, 28 Şubat sürecine katkıları ne oldu?

Yine o süreçte kimler yazı yazmaya, televizyonlarda program yapmaya veya yapılan programlara "kadrolu" konuşmacılar olarak katıldılar? O günlerden bu yana, kim nereye savruldu ve kimler, kimlere karşı faklı duruş sergilemeye başladı?

Gerçekten iyi bakmak ve o dönemi, bugüne kadar arka planda kalan karanlık noktaları da aydınlatarak anlamak lazım önce.

KİM KİMİ ŞİKAYET ETTİ?

Dahası, dönemin Cumhurbaşkanına kimler kimleri şikâyet etti! Şikayetler, sadece Cumhurbaşkanı'na mı yapıldı?!. Bütün bunlar doğru zeminlerde dile getirilmediği ve tartışılmadığı sürece, "vur abalıya" misali, sanki tüm bu işleri tek başlarına yapmışlar gibi, şimdi kendilerini savunma imkânı bulunmayan insanlara suçu yükler çıkarız. Hali hazırda mevcut süreç buna müsait ve yapılan da budur.

O dönemde yaşayan ve meslek hayatına son noktayı koymak zorunda kalan bir Başyazar vardı... Adı Yalçın Özer. Hatırlayan var mı?

Ya diğer mağdurlar?.. Onlardan bahseden yok! Konu nedense hep, belli bir kesimden ve belli isimlerin etrafında tartışılıp duruyor!..

Bir başka ifadeyle, öteden beri hep o dönemde işine son verilen üç dört tane meşhur gazeteci veya sanki yalnızca liberal kesimden belli insanlar mağdur olmuş gibi bir yaklaşım sergileniyor. Bu çok yanlış...

Oysa, 28 Şubat'ın gerçek mağdurları hiç şüphesiz muhafazakârlardır. Ama nedense kimse onları hiç hatırlamıyor veya hatırlamak istemiyor! Veyahut da, her zamanki gibi onları hesaba katmak, konuşmak işlerine gelmiyor.

Yani, her zamanki kural işliyor; ağlamayana mama vermiyorlar, öyle mi?

Ülkede PKK terörü ortalığı kasıp kavururken, 28 Şubatçıların "Kırmızı" kitabında, birinci tehlike olarak, milletin önüne kimler konulmuştu? Bugün, ortalıkta "demokrasi havarisi" olarak dolananlar mı, yoksa kendilerine "liberal" süsü vererek, mağduriyet edebiyatı yapanlar mı?

Acaba bunların, o dönemde gerçekten bir mağduriyetleri oldu mu; olduysa, bunun ölçüsü nedir? Kimler işsiz bırakıldı ve ne kadar sıkıntı çektiler?..

Başta medya sektöründe olmak üzere, acaba kim veya kimler, hem de emeklilik sürelerinin dolmasına 8 ay, 1-2 yıl gibi süreler kala, bulundukları kurumlarla, ilişkilerini kesmek zorunda bırakıldı?

Bunları da konuşalım, tartışalım. Tartışalım ki, o dönemde ve sonrasında, kimler mesleki, ekonomik ve siyasal bakımlardan ve cemaat olarak güçlendiler? Yine bu süreçte kimler baskı altına alındı ve hangi cemaatler birkaç parçaya bölündüler, ortaya çıksın!

GAZETE VE TELEVİZYON ARŞİVLERİ ORTADA

Kimlerin siyasi arenadan adı, sanı, geleneği silindi? Kimler mesleki, fikri ve ekonomik olarak hala sıkıntı çekiyor?

Öte yandan, bugünün demokrasi kahramanı kesilenlerin o dönemde yazdıkları ve yaptıkları arşivlerde duruyor!..

Birileri çıkıp araştırsa, o dönemdeki gazete ve televizyonlarda yayınlanan haberler, yazılar ve programlar üzerinde bir çalışma yapsa, ortaya neler çıkar neler...

Uzun yıllar birlikte çalıştığım, Mehmet Nuri Yardım, Sadık Gökçe ve diğer bazı dostlar, "28 Şubat sürecinde gazete Yazı İşleri Müdürlüğü yaptın. O dönemle ilgili bir sürü şey yazılıyor." diyerek, benim de bildiklerimi ve yaşadıklarımı yazmam konusunda ısrar ediyorlar.

Şimdi bana "geçmişi yaz" diyen bu arkadaşlara ve "mesleki hatıralarını, dönemle ilgili yaşadıklarını yaz" diyen diğer bazı dostlara, "Yazmaya, bunların hangisinden başlayayım?" diye sormaktansa, ilgili-ilgisiz her önüne gelenin 12 Eylül ve 28 Şubatla ilgili tozu dumana kattığı bu ortamda, susmak mı daha doğru, yoksa konuşmak mı? Ne dersiniz?

* Araştırmacı-Yazar

BU HABERLER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR