Kişisel hak ve özgürlükler, insan haklarının en eski ve en önemli kısmını oluşturmaktadırlar. Bu haklar, birinci kuşak haklardır ve klasik haklar olarak kabul edilmektedirler. Kişisel haklar, siyasal haklarla ayrılmaz bir bütündürler ve bu sebeple, "kişisel ve siyasal haklar" diye birlikte anılmaktadırlar.

Kişisel ve siyasal hak ve özgürlükler, insan hakları belgelerinden sonra anayasalarda da kendile-rine yer bulmuşlardır. Devletler anayasalarının "temel haklar ve özgürlükler" başlıkları altında vatandaşlarının sahip olduğu hak ve özgürlükleri düzenlemişlerdir.

Demokratik ülkelerin temel hak ve özgürlüklere değer ve yer verdiği görülmektedir. Bu ülkelerin siviller tarafından yapılmış ve özgürlükçü anayasalara sahip oldukları da bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla, ileri/gelişkin anayasaların nitelikleri arasında demokratik, sivil ve özgürlükçü olmak önemli yer tutmaktadır.

Modern anayasaların temel hak ve özgürlükleri, özelde kişisel hak ve özgürlükleri düzenlemesi incelendiğinde şu hususlara rastlanılmaktadır: Bu anayasalar temel hak ve özgürlükleri, anayasanın ilk bölümüne veya temel niteliklerden sonraki ikinci bölüme koymuşlardır. Böylece temel hak ve özgürlüklere verilen değer, ona anayasada verilen yerle de gösterilmiştir.

Modern anlayışta, temel hak ve özgürlükler bütün olarak ele alınmaktadır. Bunun sonucu olarak, temel hak ve özgürlükler; kişisel, siyasal ve ekonomik hak ve özgürlükler olarak üçe ayrılmaksızın vatandaşlara tanınmaktadır. Bu husus, haklar arasında hiyerarşik ve başka ayrımların kabul edilmediğini göstermektedir.

HAKKIN ANLAMI VE İÇERİĞİ

Modern anayasalarda sadece hakkın kendisi ve kapsamı ifade edilmektedir. Hak ve özgürlük, sade bir şekilde belirtimekte, herkes tarafından anlaşılması kolaylaştırılmakta ve anlayış/yorum farklılıklarına sebep olabilecek açıklama ve bilgilerden kaçınılmaktadır.

Modern anayasaların büyük çoğunluğunda hakların kullanılmasının kısıtlanmasına ilişkin hükümler bulunmamaktadır. Bu konudaki çok az düzenlemede (örn. Finlandiya Anayasası madde 23, İsviçre Anayasası madde 36) ise, bu kısıtlamaların çok sıkı kurallara bağlı olarak yapılacağı düzenlenmektedir. Örneğin, kısıtlama için olağanüstü durum, kanunla yapılma, hak ve özgürlüklerin özüne dokunmama, vb birçok koşul öngörülmektedir.

Buna karşılık, modern anayasalarda, hak ve özgürlüklerin nasıl hayata geçirileceği ve korunacağı düzenlenmiştir (örn. Finlandiya Anayasası madde 22, İtalya Anayasası madde 28, İsviçre Anayasası madde 35). Ayrıca, devlet yetkililerine, bu konuda görev ve sorumluluklar düştüğü ifade edilmektedir.

Bu anlatılanlar çerçevesinde, 1982 Anayasası'nın sivilleştirilmesi kapsamında, kişisel hak ve özgürlükler konusunda yapılacak saptama ve önerlerin bazıları şunlardır:

En başta, 1982 Anayasası temel hak ve özgürlükleri ifade ederken hakkın yanına ödevi de eklemektedir. Bu husus, ödevleri hakkın önüne geçirebilmektedir. Bu sebeple "hak ve özgürlük" demekle yetinilmeli, "ödev" kelimesi kullanılmamalıdır. 1982 Anayasası, hak ve özgürlükleri uzun, detaylı ve anlaşılması zor şekilde ifade etmiştir. Bu çerçevede, lüzümsuz ve teferruat nitelikli birçok husus yer almıştır. İlk önce, temel hak ve ödevlerin başına genel hükümler konulmuştur. Burada hakların niteliği, sınırlanması, kötüye kullanılamaması, durdurulması ve yabancıların durumu gibi birçok detay yer almaktadır.

HAK VE ÖZGÜRLÜKLER NET TANIMLANMALI

İkinci olarak, hak ve özgürlükler; kişisel, sosyal ve ekonomik ve siyasi haklar ve ödevler olarak 3 bölüm altında ele alınmıştır. Bu sebeple, oldukça uzun bir metin ortaya çıkmıştır. Kısaltılması yerinde olacaktır.

Hak ve özgürlüklerin basit ve sade olarak ifade edilmesi gerekirken Anayasamızda buna uygun hareket edilmemiştir. Zira, Anayasa'da, ilk önce, hakların ne olduğu ve kapsamı belirtilmiştir. Ardından bu hakkın neye/nelere aykırı olamayacağı ve neyi/neleri kapsamadığı belirtilmiştir. Hakkın istisnaları da aynı maddede yer almıştır. Maddeler hakkın ne sebeplerle ve nasıl kısıtlanacağını da düzenlemişlerdir. Böylece hakkın özünün anlaşılması zorlaşmıştır.

Anayasa'nın bazı maddelerinde, o hakka ilişkin hususların kanunlarla düzenleneceği belirtilmektedir. Bundan vazgeçilmelidir. Zira, bu ifadeler, kanunun Anayasa'nın önüne geçtiği düşüncesini doğurabilmektedir. Bu sebeple, Anayasa'daki bazı haklardan çok onu kısıtlayan kanun hükümleri kamuoyu tarafından bilinmektedir. Bunun çarpıcı örneği olarak, Anayasa'daki düşünce ve ifade hürriyeti (25 ve 26. madde) pek bilinmezken, bunu kısıtlayan Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi oldukça geniş kesimlerce tanınmaktadır.

Her hakkın kısıtlama sebep/lerinin ayrı ayrı maddelerde belirtilmesi yerine genel bir hakların kısıtlanması maddesi düzenlenmesi uygun olacaktır. Bu madde çok sıkı şartlara bağlanmalı ve istisnai olmalıdır. Genel/esas anlayış, hak ve özgürlüklerin varlığı ve onların korunması olmalıdır.

Anayasa, hak ve özgürlüklerin kullanılmasını kolaylaştıran düzenlemeler yapmalı ve bu konuda yasama, yürütme, yargı ile kamu görevlilerine sorumluluk vermelidir. 1982 Anayasası sivil bir anlayışın ürünü ve sivil bir anayasa değildir. Bu Anayasa, anarşinin zirveye tırmandığı ve bunu önlemek için yapılmış bir askeri müdahale ortamında hazırlanmıştır.

Darbenin üzerinden 30 yıla yakın süre geçmiş ve Türkiye hem normalleşmiş hem de demokratikleşmiştir. Bu sebeple, sivil bir anayasanın yapılması konusunda vakit kaybedilmemelidir. Bu yapılırken temel hak ve özgürlükler, bunun içerisinde kişisel hak ve özgürlükler de aynı sivil anlayışla düzenlenmelidir.

* Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi