Logo... Yazarlar...

İbrahim KARDEŞ


Türkiye'nin millî marşı

A llah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete râm ol;
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!"

Bu beyit, öteden beri Mehmed Âkif'in dünya görüşünü özetleyici bir değer taşımıştır benim gözümde. "Allah'a dayan" cümlesinde, insan olarak varlığımızı anlamlandırmamızı sağlayan 'iman' boyutunu, "sa'ye sarıl" cümlesinde bu imanın eyleme, emeğe, çabaya dönüşmesini içeren 'amel/aksiyon' boyutunu görmüşümdür. Bu iki cümlenin Kerbelâ kahramanı Hazreti Hüseyin Efendimiz'e isnad edilen "Hayat akide ve cihaddır" vecizesiyle paralelliği de dikkat çekicidir.

"Hikmete râm ol" cümlesi de inanan insanın cehdine, sa'yine rağmen vuku bulacak olumsuzlukları karşılamak, başarısızlıkları sindirebilmek, belki telâfî edebilmek üzere gösterilen bir sığınak gibidir. "Hikmete râm ol" teklifinde sanki biraz da tasavvufî bir 'rıza' istikameti açılmaktadır. Âkif'in insan için de, toplum için de önerdiği yol, bu yoldur ve o başka 'çıkar yol' tanımamaktadır.

Safahat'ın İnkılâp Yayınlarının tekelinde olduğu günlerde bir arkadaşım, 'hikmete râm ol' ifadesinin aslında 'hükmüne râm ol' şeklinde olduğunu ve 'hükmüne' kelimesinin belki de kasıtla (bir nokta eklenerek) 'hikmete' şekline çevirildiğini, böylece Allah'ın hükmüne boyun eğmemizi öneren Âkif'in sözünün tahrif edildiğini söylemişti. Bu ihtimal, bana gereksiz bir zorlama gibi görünmüştür. Bir harfe bir nokta ilâvesiyle ortaya çıkacak anlamın, Âkif'in İslâm şeriatine inancını ve bağlılığını gösteren başka sözlerini iptal ve izalesi mümkün mü? Kaldı ki 'râm olunacak hikmet' de 'râm olunacak hüküm'den ayrı ve uzak değil.

Allah'a dayanmak ve sa'ye sarılmak yolunda ne kadar samimi ve ciddi olduğumuz tartışılabilir amma 'hikmete râm olmak' bahsinde şanslı olduğumuz söylenebilir.

'İstiklâl Marşı'nın 'millî marş' olarak kabulü, Cumhuriyet'in ilânından iki yıl yedi buçuk ay öncedir. Üstelik marşın kabul ediliş süreci, Birinci Meclis'in bu iş için öngördüğü 'yarışmaya katılma' koşulları göz ardı edilerek, hattâ çiğnenerek gerçekleşmiştir. Resmî prosedürün, mevzuatın, formalitenin aşıldığı bir coşku ortamında oylanıp kabul edilmiştir Âkif'in şiiri. Seçilen şiire verilen 'ödülü' de Âkif merhum kendisine değil, milletine aktarmayı bilmiştir. Marşın ilk bestesi değiştirilmiştir amma kendisi çeşitli teşebbüslere rağmen değiştirilmemiş, hattâ kimi rivayetlere göre değiştirilememiştir.

Millî mücadeleyi yürüten 'kahraman ordumuza' ithaf edilen İstiklâl Marşı, bağımsızlığın koşulu ve güvencesi olarak 'Hakk'a tapan millet' olmayı gösteriyor bize. Bu gerçeği görebilirsek, medenî ile bedevîyi ayırt edememek, Âkif'i kolayca kandırılabilecek biri sanmak gibi tuhaflıklardan da kurtuluruz. Hakk'a tapanlar, ne haksızlığa tevessül ederler, ne de haksızlıklarını itiraf etmekten çekinirler. Kuvveti hak sananlar ise, hak ettikleri hüsrandan kurtulamazlar.
 

ikardes@yenisafak.com

  5 Ekim 1999 Salı

Geri



Allah'a dayanmak ve sa'ye sarılmak yolunda ne kadar samimi ve ciddi olduğumuz tartışılabilir amma 'hikmete râm olmak' bahsinde şanslı olduğumuz söylenebilir.


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| EKONOMİ || DÜNYA || YAZARLAR ||
|| LİNKLER || SERBEST KÜRSÜ ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj || ABONE OL ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED