Logo... Yazarlar...

NAZLI ILICAK

Eski darbeciler işbaşında

ATV'de Ali Kırca, peşin hükümlü konuklarıyla birlikte, Fethullah Gülen'i önce yargıladı, sonra mahkûm etti. Aslında, seyircilerin gözünde kendini mahkûm etti.

Oto galerisi soygunu, Sarp Kuray, İrfan Solmazer, 69 Deniz subayının bildirisi, 84 sanıklı dava, herkesin zihninde tazelendi.

İçinde Ali Kırca'nın da bulunduğu Deniz Harp Okulu talebelerinin "İkinci Kurtuluş Savaşı veriyoruz" gerekçesiyle, nasıl DEVLETİ ELE GEÇİRME HESAPLARI YAPTIĞINI hepimiz bu vesileyle bir kere daha hatırladık.

Sol bir askeri darbeyi gerçekleştirerek, iktidara gelmek isteyenler, bu amaca varmak için bombalı eylemlere, hırsızlıklara karışanlar, şimdi başkalarını suçlayan hakim(!) konumuna geldiler. Şu işe bak!

Ama bizim hafızamız nisyan ile malûl değil.

Kısaca 69 subay bildirisinden söz edelim.

Hasan Cemal'in kitabından

Hasan Cemal'in "Kimse kızmasın, kendimi yazdım" kitabından:

"Devrim dergisi, 'tek parti' rejiminin peşinde, düşlerimizi kovalayan bizler için büyük silahtı. Her haberimiz, her yorumumuz, askeri darbeyi hızlandırmaya dönüktü. 23 Aralık 1969'da çıkan birinci sayfaya bakalım: '69 Deniz Subayı bildirisinin' tam metni: 'Devrimci ölür, Devrim yürür' başlığı ile vermişiz. Sarp Kurayların bildirisi. Ali Kırca da vardı içlerinde; genç bir Deniz Harp Okulu öğrencisi olarak Bildiriyi kaleme alan o. Ali Kırca, 12 Mart sonrası hapse atılır, 83'ler davasında sanık olarak Askeri Mahkeme'de yargılanır. Ali'nin kaleme aldığı, 69 Deniz Subayı bildirisinden iki cümle: 'Mustafa Kemal devri bitmiştir. Ama devrimler bitmemiştir. Korksun emperyalistler, korksun işbirlikçiler, korksun onların zavallı uşakları.'

Mermilerdeki barut

Hasal Cemal'in sözünü ettiği ve Ali Kırca tarafından kaleme alınan bildiride, halka şöyle sesleniliyordu: "Meydan boş değildir. Tüfeklerimizdeki mermi, mermilerimizdeki barut, yüreklerimizdeki ateş, yeter sizlere"

69 subay, devrimci gençlikle elele olduklarını, Mustafa Kemal'in devrimini devam ettirdiklerini özetle şu şekilde açıklıyordu:

"Halkımıza bildiririz! Senden yana olanları bir bir vurmaya başladılar. Önce Vedat'ı öldürdüler. Alacakaranlıkta 'Bağımsız Türkiye' demişti Vedat. Sonra Mehmet'i vurdular. Sonra Taylan'ı. 'Türk halkı ezilmekten kurtulsun' demişti Taylanla Mehmet. Sandılar ki durdururuz ihanet barikatlarıyla bu coşkun seli. Sandılar ki, söndürebilirler salyalarıyla yanan ateşi. Oysa söner miydi bu kızgın ateş? Durur muydu Milli Kurtuluş savaşımız? Bu savaş Mustafa Kemal'in savaşı... Milli Kurtuluş Savaşımızın en büyük dayanağı yiğit halkımızsa onun yumruğu devrimci gençliktir. Onun yumruğu bizleriz... Yüce Türk halkı, senden yana olanları vuranlara, 'Artık yeter, dur' diyoruz ve devrimci şarkımızı bir kere daha birlikte söylüyoruz: 'Ne değişir, isterse kesilsin devrimcilerin başları birer birer. Oysa bir yasadır bu, mümkünü yok! Devrimciler ölür, devrimler sürer.' "

Oto galerisi soygunu

69 subay arasında en şöhretlisi şüphesiz Sarp Kuray'dı. Kuray ordudan atıldı. 14'lerden İrfan Solmazer ile ilişki halindeydi. İrfan Solmazer Sarp Kuray ve tabii Ali Kırca da, 16 Mart 1971'de gerçekleştirilen oto galerisi soygunu dolayısıyla yargılandılar.

İrfan Solmazer 27 Mayıs darbesini yapan Milli Birlikçilerdendi. Sonradan Alpaslan Türkeş ile birlikte 14'lerden biri olarak, Milli Birlik Komitesi'nden tasfiye edildi. 14'lerden bir kısmı, bilahare, ordu içindeki bazı subaylarla ilişki kurdu. Onlara göre 27 Mayıs yarım kalmıştı. Gerçekleştirilecek çok sayıda devrim vardı. Sivil ve asker aydınlar elele vererek bu devrimi tamamlayacaklardı. Terör eylemlerine bulaşan Deniz Gezmiş ve arkadaşları, aslında ikinci kurtuluş savaşı veriyordu; Mustafa Kemal'in izinden gidiyorlardı!!!

Oto galerisi soygunu davası önce Türk Ceza Kanunu'nun 146'ncı maddesine göre, idam talebiyle açılmıştı. Daha sonra savcı sanıkların 178'inci maddeden dolayı, çete kurmak suçundan cezalandırılmalarını istedi. 178'inci madde sanıkları, Ecevit tarafından çıkarılan af kapsamına girdiği için, dava düştü.

İşte Ali Kırca'nın pek de parlak olmayan mazisi. Darbe teşebbüsü, hırsızlık, soygun, çetecilik. Mustafa Kemal özentisi. İkinci Kurtuluş Savaşı hayali!

68 kuşağı

68 Kuşağı solcuları, bu defa sokaklarda değil, köşe başlarını tuttukları gazete ve televizyonlarda, yeniden Mustafa Kemalciliğe, devrimciliğe, özendiler; bu sefer de, ülkeyi "irticadan" kurtaracak bir Kurtuluş Savaşı'na giriştiler!!! Gene, ordu içinden işbirlikçiler arayıp buluyorlar.

Kasetler çıkıyor birbiri ardından. Aydınlık Gazetesi "Poliste Fethullahçı örgütlenme" diyor, Batı Çalışma Grubu(?), Sivil Çalışma Grubu'na başvurarak meseleye el koymasını istiyor.

Sonra da raporlar, gazetelere intikal ettirilerek, çarşaf çarşaf, yargısız infaz yapılıyor.

İsmet Berkan 20 Haziran 1999 Radikal'da aynen şöyle yazıyor: "Biliyorsunuz o haber üstüne, Batı Çalışma Grubu Başbakanlık'taki 'Sivil Çalışma Grubu'na yazı yazdı, onlar İçişleri Bakanlığı'na ve onlar da nedense Ankara Emniyeti'ne."

Zaten Ankara Emniyeti'nin raporunun başlangıcında, Aydınlık'ta çıkan haberden ve Sivil Çalışma Grubu'nun talimatından söz ediliyor.

Fethullahçı polis

Ne demek Fethullahçı polis? Türk Ceza Kanunu'nun belirli bir maddesinde Fethullahçılık diye bir suç mu var?

Belli ki, Gülen'in o konuşmaları, "devrimci -Kemalist - darbeci" zihniyete karşı korunma içgüdüsünden kaynaklanıyor. İslâmiyeti gönüllere yerleştirmek, sevdirmek, daha ahlâklı bir toplum için çalışmak suç mu?

Devleti ele geçireceklermiş! Devleti soyguncular, ahlâksızlar, hırsızlar ele geçireceğine, dindar insanlar "ele geçirsin" Hiç değilse, fakir fukaranın rızkı, köşe başlarını tutan bir avuç açgözlüye gitmez. Hiç değilse, ülke de hakça düzen, adil bir yönetim sağlanır.

Atatürk yaşasaydı ve onun adına bu yapılanları görseydi, kahrolurdu.

Hüseyin Hatemi çok güzel söylemiş: Laiklik değil, Atatürkçülük elden gidiyor!!!


 


  22 Haziran 1999 Salı


Ali Kırca, Deniz Harp Okulu öğrencisiydi. 69 Deniz Subayı adına askeri darbe metnini kaleme aldı. Oto galerisi soygunu yüzünden, Sarp Kuray ile birlikte yargılandı. Bütün bu işleri karıştırır, devletin meşru güçlerine karşı ayaklanmayı teşvik ederken, kendisini Atatürkçü zannediyordu. "İkinci Kurtuluş Savaşı veriyoruz" diyordu. O kafa, bugün de değişmemiş. Gene gayrimeşru ilişkiler, gene sözde Atatürkçülük adına fitne ve fesat!


 

|| ANASAYFA || GÜNDEM || POLİTİKA ||
|| DÜŞÜNCE || YAZARLAR || SERBEST KÜRSÜ ||
|| AÇIK OTURUM || LİNKLER ||
|| YENİ ŞAFAK'a Mesaj ||


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© 1998 ALL RIGHTS RESERVED