AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D İ Z İ
HERŞEY KORKU FİLMİ GİBİYDİ

GÖZDAĞI OLSUN DİYE HAYIRSIZADA'YI BOMBALADILAR
Ailem ilk kez görüşe geldiği gün, 400 metre mesafedeki Hayırsız Ada'yı, görüşçülere gözdağı olsun diye uçaklar bombaladılar. Bandırma'dan kalkan uçaklarmış. Üzerimizden uçtular, rüzgarını çok yakın hissettik. Ailem çok korktu. Yassıada'daki subaylar bile şaşkına döndüler, "bu çılgınlık" dediler.

DP Antalya eski Milletvekili Av. Adnan Selekler, hem sanık hem de savunma avukatı olarak 30 ay kadar Yassıada ve Kayseri Cezaevi'nde tutuklu kaldı. Koyu CHP'li bir babanın oğlu olan Adnan Selekler, ailesinin muhalefetine rağmen Demokrat Parti'ye girdi, milletvekili oldu.. Selekler'in milletvekilliği 27 Mayıs 1960'da noktalandı. 32 ay süren milletvekilliğinin bedelini 30 ay hapis yatarak ödeyen Selekler, 87 yaşında ve halen Antalya'da yaşıyor. Antalya'nın tanınmış simalarından Selekler, Yassıada günlerini anlattı:

Nakliye uçaklarıyla götürdüler

İlk gün Harp Okulu'na götürdüler. Akşam üstü bir ayıklama yapıldı. 3'te ikisini tuttular. 3'te birini bıraktılar. İkinci gün beni tekrar alıp Harbiye'ye götürdüler. Bir gece bizi yük taşıyan uçaklara bindirdiler. Herşey bir korku filmi gibiydi, yaşadıklarımız korkutmaya ve sindirmeye göre tertiplenmiş. Bunun gereği olan herşey uygulandı. Nereye gideceğimizi bilmiyoruz, askerler en ufak bir fikir vermiyorlar. Maksatlı olarak yük uçaklarıyla götürüyorlar. 2 teğmen ve silahlı muhafızlar eşliğinde gidiyoruz. Pencereler açık, üşüyoruz. Yanımda Murat Belge'nin babası Burhan Belge vardı. Gün görmüş, Atatürk'ün yakınında bulunmuş bir kişiydi. Darbeyi gözünde büyütmüyordu, 'siyasi bir olay, fazla tutamazlar, bir af çıkar, hepimizi bırakırlar' diyordu. 40 yaşlarındaydım, hiç böyle bir şeyle karşılaşmamışım, telaşlıyım, bizi kurşuna mı dizecekler diye endişeliyim. Burhan Bey teskin etti.

Arkadaşlarımızı özlemiştik

Yassıada'ya geldiğimizde geceydi. Sabahleyin dünyanın en güzel manzarasıyla uyandık. Kıpkırmızı bir şafak, masmavi bir deniz, martılar. Sanki kırk yıl kalınabilecek bir yer hissi veriyor. Adada tam bir askeri disiplin egemendi. Adanın yönetimi Tarık Güryay'daydı. 1 ay sonra ilk kez avluya çıkarıldık. ilk defa güneşi o zaman gördük. İnsan bu durumda ne ailesini ne dışarıyı özlüyor. Tek özlediğimiz arkadaşlarımız. O gün büyük bir hasret oldu, birbirimizi gördük. Koğuşumuzun en renkli siması Burhan Belge'ydi. Arkadaşlar onun etrafında toplaşırdık. Dört yabancı dil bilen, geniş muhiti olan bir insandı. Kendisinden hoca gibi istifade ettim. Bize anılarını anlatırdı.

Rüya yorumları tek umuttu

Çok sıkılıyorduk. Konuşacak mevzular kısa sürede tükeniyordu. Ne gazete okuyabiliyor ne radyo dinleyebiliyor, ne doğru dürüst mektuplaşabiliyorduk. Derken rüyalar gündemimize girdi. Rüya yorumları koğuşun tek ilgi çeken konusu oldu. Rüyalar hayra yorumlanıyor, valizini hazırlayan arkadaşlar bile oluyordu. Antalya Milletvekili Mehmek Ak, dışardan adaya sürekli malzeme geldiğini görünce, 'bunların niyeti bizi en az 2 yıl tutmak, yoksa bu kadar tedarike ne gerek var, çıkışımızı aylarla değil yıllarla düşünmeliyiz' deyince gürültü koptu. 'Mehmet, söylemek zorunda mıydın, hiç olmazsa bir umut ışığı' dedim. 'Bunu söylemeye mecburum, baksana akşamdan valiz hazırlayanlar var' dedi.

Şiir yüzünden mektubumu yırttılar

Bir buçuk ay sonra mektup yazmak için yarım dosya kağıdı büyüklüğünde kağıt verdiler. Katlandığı zaman zarf oluyordu. 10 cümle ancak sığdırabiliyorsunuz. Bu mektuplar kontrol ediliyor, uygun görülenler gönderiliyor.. Ağabeyim İstanbul'da savcıydı, Mahkeme Başkanı Salim Başol'un sınıf arkadaşıydı. Bir gün ağabeyime mektup yazdım. Ağabeyim şairdi. Mektuba, "Düştük bir ummana yol belli değil/Yatarız yatarız gün belli değil" şeklinde bir halk şiirinden aklımda kalan bu dizeleri yazdım. Mektup komutanın eline geçmiş, iki asker gelip götürdü beni. Telaşa kapıldım. Güryay, "Bu ne rezalet dedi, hoşlanmam böyle şeylerden" dedi ve mektubu yırttı. Bu olayı unutamadım. Bir de ailem ilk kez görüşe geldiği gün, bize 400 metre mesafedeki Hayırsız Ada'yı, görüşçülere gözdağı olsun diye uçaklar bombaladılar. Bandırma'dan kalkan uçaklarmış. Uçaklar adeta üzerimizden uçtu.. Ailem çok korktu. Yassıada'daki subaylar bile şaşkına döndüler, "bu çılgınlık" dediler. Tabii darbe ile ordudaki ast-üst ilişkisi bozuldu. Bir korgeneral bir üsteğmenin gerisinde gidiyor. Bir askerin rüyasında görse inanamayacağı şeyler.

En yakın arkadaşım ihbar etti

Bizim koğuşun nöbetçi erlerinden biri Antalyalı imiş. Antalya Milletvekili Atila Konuk'a 'ne isterseniz ben size tedarik ederim' demiş. Bir gazete istemiş Konuk. Gazeteyi arkadaşı Ahmet Tokuş ile okuduktan sonra tuvalete atıp yok ediyorlar. Gazetede ada komutanının naklen Bandırma'ya tayin edileceği yazıyormuş, bir sohbette ben de söyledim. Bu haber müjde gibi geldi bize. Benim böyle konuştuğum kulağına gitmiş. Beni aldılar. Öfke yüklüydü. 'Nereden aldın?' dedi bu haberi. Çünkü sinek uçurtmuyordu adadan. Tek başarısı kendi kontrolü dışında haberleşmeyi önlemiş olmasındandı. Kendine çok güveniyordu. Benim gözlerim çok iyidir. Çok uzaktan bir yazıyı rahatlıkla okuyabiliyorum. Ben ayakta, Güryay 4-5 metre mesafede masasında oturuyor. Önünde bir evrak, tersinden okudum. "Efendim, gözlerim çok kuvvetlidir. Koğuş penceresinden bakarken aşağıda teğmenler gazete okuyordu, öyle gördüm" dedim. Tuhafına gitti. İnanmak istemedi. "Bakın, masanızın üzerindeki evrakta şu yazıyor" dedim ve okudum. Memnun oldu, rahatladı. Ayağa kalktı, bir paravan vardı, bir tekme attı, paravan yıkılınca arkasından, ismini söylemek istemediğim çok yakın bir arkadaşım çıktı. İhbarcı oymuş. Benim gibi idamla yargılanıyordu. Çok şaşırdım. Kendisini kurtarır belki diye böyle yapmış. Bu olayı da unutamam. İnsan can derdinde iken yapar böyle şeyler diyerek sineye çektim, sır olarak sakladım. Eğer kumandan Tarık Güryay inanmasaydı beni zindana attıracakmış.

"Tebessüm etmek bile izne tâbiydi"

Yassıada'da tebessüm etmek bile izne tâbiydi. Çünkü tebessümlerimiz bir alay, bir hiçe sayış edası olarak değerlendirilebiliyordu. En doğal hakkımız olan gülmeye bile hakkımız yoktu. Bir gün mahkemede yaşanan bir olay hem hakimleri hem sanıkları güldürdü. Mahkeme üyeleri askeri idarenin istediği olgunluğa erişmiş değildi. Ortaya attıkları iddialar ve ele alış biçimleri çok zayıftı. Anayasa hukukundan anlamıyorlardı. Savunmamız karşısında zor durumda kalıyorlardı. Sonunda Amerika'da olan Anayasa Hukuku Profesörü Hüseyin Nail Kubalı'yı uçakla getirttiler. Adam bütün gün DP aleyhinde konuştu. Mahkemenin aklına bile gelmeyen suçlamaları yöneltti. Bir başsavcı edasıyla demediğini bırakmadı. Antalya Milletvekili Burhanettin Onat söz aldı. Medeni cesareti olan biriydi. Milli Mücadele'de parlak hizmetleri vardı. "Sayın Heyet dedi, 6 saattir siz ve biz bu zatı dinlemeye mahkum edildik. Bu başlı başına cezadır. Heyetinizin nazarı dikkatine arzederim ki bu zatı tanırım, kendisi hep tiyatrocu olmak istemiştir. Ama profesör olmuştur. Suret haktan görünerek, sanki Tanrı adına konuşarak, alçak gönüllü görünen mimikleriyle size güven vermeye çalıştı. Burada da rol yapıyor. Sahneye çıkamamanın acısını burada çıkarıyor" deyince heyet kahkaya boğuldu, sanıklar da. Bir kahkaha tufanı koptu.

Menderes'in başını istiyorlardı

Menderes'in idamını kumandan bizden sakladı. Biz Kayseri'ye gönderilmeyi bekliyorduk. Meğer Menderes ve iki arkadaşımız asılmış. Güryay geldi, "MBK, Menderes'in idamını affetti, müebbet hapse çevirdi" deyince mahkumlar, yaşlı başlı insanlar sevinçten ağlamaya başladılar. Ben de boşaldım. Çünkü davanın bütün seyri Menderes'in başının etrafında dönüyordu. Bunu başından beri biliyorduk. Menderes halk tarafından çok sevilen bir siyaset adamıydı, idam edilmezse yeniden iktidara geleceğini ve ihtilalcilerden intikam alacak tek kişinin o olduğunu düşünüyorlardı. Menderes'in idam edilmediğini öğrenince çok sevindik. Böyle olmadığını daha sonra subayların ellerindeki gazetelerde idam resimlerini görünce anladım. Yassıada Mahkemeleri sonuçlanıp İstanbul'dan Kayseri'ye ellerimiz kelepçeli olarak nakledilirken mahallelerden geçtik. Halk biz geçerken pencerelerden, sokak aralıklarından ellerini semaya kaldırmak suretiyle bize dua ediyorlardı.

Paşa hapiste, oğlu ihtilalcilerle

Ülkenin güvenliği ve geleceği açısından değerlendirdiğimde orduya karşı en küçük kırgınlığım yok. Bu duruma gelinmesinde DP'lilerin de payı var. 27 Mayıs'ta askerin reaksiyonu ekonomik sebeplere dayanıyordu. DP grup toplantılarında bu hususlar dile getirilmiştir. Menderes'e, "Siz eğer üç nesil sonra yapılacak işleri ve maliyetleri bir nesle yüklerseniz, ücretli kesimler aç kalacaklardır. Bugünkü durumu düşünerek icraat yapmalısınız" denilmiştir. Ancak Menderes kendi programını uyguladı. Kanımca, askerlerin reaksiyonu, onların içinde yaşadıkları şartların kötü olmasındandı. 27 Mayıs'tan önceydi, bir akşam vaktiydi, bir taksi durdu. İçindeki genci önce tanıyamadım. Vedat'mış. Kurmay binbaşıydı. 'Ne yapıyorsun?' diye sordum, 'Aldığımız maaş bize yetmiyor. Borç harç bu arabayı aldım geceleri çalışıyorum' dedi.

Yassıada'da genç subaylar bize, "Neden anti-demokratik kanunları çıkardınız, neden anayasayı ihlal ettiniz" şeklinde tek bir sual tevdi etmemişler, sadece "bizi aç bıraktınız" demişlerdir. Kore kahramanı Tahsin Paşa Yassıada'da tutulurken oğlu genç bir üsteğmen olarak karşı taraftaydı. Paşayı en çok yaralayan reva gördüğü muamelerden daha çok bu olay olmuştur. Rütbesinin sökülerek er statüsüne sokulmasına bile bu kadar yanmamıştır. Çok trajiktir. Ne demişler, aç midelerden nur topu ihtilaller doğar. Şunu da söylemem gerekir ki Menderes grupta asker aleyhine konuşanlara müsaade etmez, "ölümle mukavele yapmış insanların aleyhine kimseyi konuşturmam" demiştir.

İsmet Paşa, "Adnan istifa et" dedi

CHP bu ihtilali hazırladı. 1960'da siyasi durum DP lehindeydi. Ekonomik durum düzelmişti. Menderes erken seçim yapmak ve bir dönem daha iktidarda kalmayı düşünüyordu. İsmet Paşa bunu sezdi. Erken seçimde CHP kaybedecekti. Bir gün İsmet Paşa ile briç oynuyorduk, Adana'nın CHP milletvekilleri geldiler. Adana'da ticaret odası seçimlerini DP'li adaylar kazanmıştı. Paşa bunu bildiği halde onlara, nasıl geçtiğini sordu. Bir sürü mazeret saydılar. Paşa da, "Yenilgiye uğradıktan sonra mazeret bulmak kolaydır" dedi. CHP'li milletvekilleri de erken seçimde DP'nin kazanacağını biliyorlardı. Bunlar paşaya "Paşam siz bütün mevkilerde bulundunuz, gelebileceğiniz daha yüksek bir mevki yok, biz de yüksek yerlere gelmek istiyoruz, bize engel olma" dediler. Nitekim Ecevit bunun ürünüdür. İsmet Paşa ile aram çok iyiydi, briç arkadaşımdır. Darbeden önce Antalya CHP il başkanını hususi surette bana gönderdi, "Adnan hem partiden hem de milletvekilliğinden istifa etsin" dedi. Ben bunu onuruma yediremedim.

ETHEM MENDERES'İN İHANETİ

Ethem Menderes Adnan Menderes'in çocukluktan beri birlikte olduğu bir insan. Siyaset hayatında da devam etti bu arkadaşlık. Ne var ki Ethem Menderes Yassıada'da vefa göstermedi Adnan Beye. Nazım Hikmet'in, arkadaşı Vala Nurettin için yazdığı bir şiiri örnek veririm bu durum için, "O adam sattı arkadaşını/sattı altın bir tepside kanlı kesik başını." Bu şiir Ethem Menderes'in Yassıada'da Adnan Menderes'e takındığı tavrın ifadesidir. Ancak bu şiir bu kadar sarih ifade edebilir vefasızlığı. Ethem Bey, Yassıada'da askerlerle birlikte, onlarla mutabık halinde anılarını yazmış, bu anıları maalesef Adnan Menderes'in aleyhinde kullanılmıştır. Kendisini kurtarmak için yaptı bunu. Pek işine de yaramadı Ethem Bey'in, kendisi de mahkum edildi. Adnan Bey yine de dargın değilmiş. İdam edilmeden önce, 'Kiminle görüşmek istersin"diye sorulunca,"Ethem Bey" demiş. Ethem Menderes ihaneti nedeniyle Yassıada'da tecrit edilmiş gibi kalabalık içinde yalnız yaşayan bir adamdı.

EGESEL "POLATKAN'A YAZIK OLDU" DEDİ

Yassıada Duruşmaları'nın ünlü savcısı Ömer Altay Egesel'le, 1982'de söyleşi yaptım. Egesel, idamlardan 21 yıl sonra ilk kez konuşuyordu. Çok şeyler anlattı, ama bana en ilginç gelen idam edilen Maliye Bakanı Hasan Polatkan ile ilgiliydi. Egesel, "Polatkan'a yazık oldu" diyordu. Ona göre asılması gereken Celal Bayar ve Rüştü Erdelhun'du. Haberin yayınlandığı gün, Polatkan'ın eşi Mutahhare Polatkan'ın evine gittim. Kapıyı o açtı. Beni sevgiyle kucakladı. Gözleri yaşlıydı. "Evladım, gazeteden 10 tane aldırıp komşulara dağıttım", dedi. "Neden?" diye sorunca, "Komşularım, oturduğumuz bu evi, Hasan Polatkan'ın devletin parasıyla aldığı şeklindeki iddialara inanıyorlardı. Sizin haberiniz, Yassıada Savcısı'nın bile 'pişmanlık' ifade eden sözlerini ihtiva etmekle kalmayıp, Polatkan'ın bizzat iddia makamı tarafından 'masum' ilan edildiğini de gösteriyor. Bu yüzden, komşularımın okumasını istedim" dedi. O an gözlerim doldu, demek ki bu kadın bu acıyı 21 yıl çekmişti.

YARIN: Celal Bayar'ın köyü Umurbey'de 27 Mayıs nasıl karşılandı?





 
Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Abdullah Muradoğlu


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED