AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Farz oldu

Evet, yazmak farz oldu. 15 Ocak tarihli Yeni Şafak'ta "Seçim - AKP - İstanbul" başlıklı bir yazım çıktı. Orada, İstanbul'da genel olarak AKP'nin adayları, bu arada Ali Müfit Gürtuna'nın durumu ile ilgili bir değerlendirme yapmıştım. Gürtuna ile ilgili değerlendirme özetle şöyleydi:

"Gürtuna'ya parti kadroları soğuk bakıyor. Zaten o da adaylık başvurusu yapmadı. Bundan sonra onun merkezden re'sen aday gösterilmesi şık olmaz. Ama Erdoğan'la Gürtuna, başka alanda birlikte yürüyebilirler. Gürtuna adaylık için başka partilere yönelmez, Tayyip Bey de onun üstünü çizmezse, İstanbul'da kürsüye çıkıp Ak Parti adayına birlikte oy isterler. Böylece İstanbul'da Gürtuna'ya bir ilgi varsa o da Ak Parti'ye yönelmiş olur."

Ben bunu yazdım, doğrusu Gürtuna'dan "Beni peşinen çizmişsiniz" şeklinde tepki bekliyordum. Benim niyetim çizmek değildi, ama görüneni yazmış ve Ak Parti için sağlıklı olanı tavsiye etmiştim.

Ama tepki bizim yazarlarımızdan geldi.

Önce Ali Bayramoğlu, sonu "Yeniden Milli Mücadeleciler"in etkili biçimde eski arkadaşlarını desteklediklerini ve bunu "Türkiye'nin asli bürokratik gücüyle dolaylı dolaysız bağlantılayarak" yaptıklarını yazdı. Bayramoğlu yazısında Işılay Saygın, Aytaç Durak, Melih Gökçek, Ali Müfit Gürtuna ve Burhan Özfatura'yı da birbiriyle harmanlayarak bunların aday gösterilmesi telkinlerini olumsuz bulduğunu ifade etti.

Bu yazıya cevap vermeli miydim?

Acaba yazının "Yeniden Milli Mücadeleciler" boyutu benim yazıma mı atıfta bulunuyordu?

Sonra Ahmet Kekeç'in yazısı geldi. Ahmet Kekeç, bir Ali Müfit Gürtuna dosyası sunuyordu. Benim de her ortamda eleştirdiğim ilişkileri gündeme getiriyor ve Gürtuna'nın adaylığına tavır koyuyordu. Eh anlaşılabilirdi. Zaten bu değerlendirme partinin bazı kadrolarında da paylaşılıyor ve Gürtuna'nın eksilerini oluşturuyordu.

Bunun da ardından, yani dün, Sadık Albayrak, "Siyaset Feraset mi?" başlıklı yazısı ile çıktı. Onu görünce "Artık yazmak farzoldu" dedim, çünkü Sadık Bey dostumun yazısı, doğrudan benim yazımı konu ediniyordu.

Peşinen şunu söyleyeyim: "Sadık Bey dostumun yazısı o kadar savruk ki, cümlelerin başı ile sonu birbirinden o kadar kopuk ki, bu yazıyı yazan insan benim yazımı bütünüyle okumuş mudur, okumuşsa anlamış mıdır?" sorusunu sormadan edemiyorum.

Bunu soruyorum çünkü ya yazdıklarımı anlamamıştır, ya da anladıysa, peşin fikirlere benim yazımı konu edinmek gibi sağlıksız tavırlar içine girmiştir. Hayır Sadık Bey dostum, benim yazım sizin "Yeniden Milli Mücadeleciler AK Parti'ye nüfuz ediyorlar" kanaatinize malzeme olacak bir yazı değildir. Lütfen bir kere daha, bir kere daha okuyunuz.

Evet, 1969 -1978 arasında Mücadele Birliği camiası içinde bulundum. Yeniden Milli Mücadele dergisinde uzun süre etkin konumda çalıştım. Burada bir Mücadele Birliği değerlendirmesi yapacak değilim. Özet olarak bir şey söyleyeyim: Ben oradan bazı eleştirilerle ayrıldım, benim gibi eleştirilerle ayrılanlar oldu. Her hareketin artılarından eksilerinden söz edilebilir, ama Mücadele Birliği'nin Türkiye'nin bir döneminde ulvi duygularla bir araya gelen insanların oluşturduğu bir yapı olduğuna inanıyorum.

"Oradan eleştirilerle ayrıldım" dedim. Aradan 25 yıl geçmiş, bu süre içinde farklı yerlerde binlerce yazı yazdım. Bu süre bir "Ahmet Taşgetiren üslubu"nu görmek için yeterli zamandır. Doğru bildiklerimi destekledim, yanlış bildiklerimi, o da eğer davamı olumsuz etkilediğine inanıyorsam, eleştirdim. Islahatçı Demokrasi Partisi'ne ciddi eleştirilerim oldu. Melih Gökçek'e hem yazılarımla hem yüzyüze eleştirilerim oldu, üstelik Ak Parti'nin oluşum sürecindeki davranışları sebebiyle eleştirdim. Ali Müfit Gürtuna'ya eleştirilerim oldu. Bilir misiniz, gençliğimizde aynı evi paylaştığımız Hüseyin Gülerce'yi sırf Erbakan'ı benim olumlu bulmadığım biçimde eleştirdiği için gazete sütununda eleştirdim. Bunlar Mücadele Birliği'nde birlikte olduğumuz insanlar.

Bir şey var: Ben Başbakan değilim. Cemil Çiçek'i hükümet sözcüsü yapan da ben değilim. Ama Başbakan sağduyulu davrandı. Eğer Sadık Albayrak gibi baksaydı, herhalde Cemil Çiçek'in üstünü de çizerdi. Çünkü o da fi tarihinde benim arkadaşımdı. Acaba "feraset" nerede?

"Mücadeleciler ve Derin devlet" ilişkisine dair imalar... En azından kendi adıma "Ben bundan beriyim" dememe gerek var mı bilmiyorum. Bunu söylemek zorunda kalmak bile bana ağır geliyor. "Yeniden Milli Mücadele" ile vaktiyle ilişkisi olanlar bir bütün değil. Kim nerede, kiminle ilişkide bulundu, Türkiye'nin bunca savruluş içinde yüzdüğü bir zaman diliminde hiçbir camiayı bir bütün olarak sahiplenmek mümkün değil. Ama bu tür iddialarla bir camiayı bütünüyle töhmet altında bulundurmak da son derece çirkin.

Şu anda Ak Parti iktidar, hem de tek başına... Yani devletin tüm istihbaratı elinde olmalı. Hatta gerçek anlamda iktidar ise "derin devlet" bile Ak Parti'nin elinde olmalı. Eh, bu durumda herkesin dosyasını görebilir.

Yazılacak çok şey var, sütun sınırlı: Bir seçim arefesindeyiz ve "Seçim Ak Parti adayları arasında seyredecek" diye bir kanaat var. Binlerce adayın birbiriyle yarıştığı bir ortamda "kötüleme" sağnağının oluşmaması mümkün değil. Bana adaylarla ve gruplarla ilgili gelen iddiaları - ithamları anlatsam, fitne fırtınası eser. Siyaset ötekini biçerek yapılıyor. Işılay Saygın'la Burhan Özfatura'yı, Burhan Özfatura ile Yeniden Milli Mücadele'yi birbiriyle buluşturacak ve bu yanlış irtibatı da hepsinin üstüne çizgi çekmek için kullanacak kadar gerçeklerle oynayanlara ne denebilir ki?

"AKP" mi, "Ak Parti " mi? Bu farkı benim için bir değerlendirme (yoksa jurnal mi demeliyim?) malzemesi olarak kullanmak Sadık Bey'e yakışıyor mu?

Son söz: Siyasetle ilgili yazılarımın ne kişisel çıkar ne de herhangi bir grup duyarlılığı ile ilgisi olmadı. Bugüne kadar belediyelerle olsun, hükümetle olsun herhangi bir tasavvut ilişkisinden bile kaçındım. Özgür olayım diye... Ak Parti'nin başarılı olmasını Türkiye için gerekli buluyorum. Ayrıca bu kadro temel hassasiyetlerimle de bir ölçüde uyum arzediyor. Bu kadronun içinde Türkiye'nin her çevresinden insan var. Bu kadroyu ahenkli biçimde bir arada tutmak Tayyip Erdoğan'ın mahareti olacak. Tayyip Erdoğan'a bu işte yardımcı olmak ona dostluktur, "Şunu da biç, şunu da biç" çağrılarında bulunmak değil. Beni en iyi anlayacak insanın Tayyip Erdoğan olduğuna inanıyorum. Sadık Albayrak da anlasın isterdim ama anlamazsa ne yapayım?


19 Ocak 2004
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED