|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Avrupa Konseyi'nin Varşova'da dün başlayan ve 46 devlet ve hükümet başkanının katılacağı zirvesinde, her türlü ayrımcılıkla mücadele çerçevesinde "İslamofobi - İslam düşmanlığı ile de mücadele" kararı alınacağı bildiriliyor. Türkiye'nin çabalarıyla ortak deklarasyona girmesi kesinleşen bölümde şu ifadeler yer alıyor: "İslam düşmanlığını önlemek ve ortadan kaldırmak için etkin bir mekanizma kurulmalı." Ayrıca zirvenin belirleyeceği "eylem planı"nda da Avrupa'da İslam düşmanlığını önlemeye yönelik somut tedbirlerin bulunması öngörülüyor. Bunlar arasında tarih eğitiminin İslam düşmanlığından arındırılması kararı da bulunuyor. Karar her bakımdan önemli. Bir kere, "Laik" Türkiye'nin böyle bir karara öncülük etmesinin önemi var. Nasıl oluyor da oluyor, diye sormamak imkânsız. Elbet bu öncülük sebepsiz değil. Çünkü Türkiye imajı Avrupa'da İslam imajı ile örtüşmüş bulunuyor. Bu, Türkiye'nin fanatik laik kesimlerine yönelik ironik bir gelişme şüphesiz. "Ilımlı İslam" tanımlamasını dahi kabul edilemez bulan çevreler bile, Avrupa'da "Müslüman" bir hüviyet içinde görülüyor ve "İslam'a - Müslümana karşı oluşan ön yargılar"ın hedefi oluyor. O yüzden Türkiye'de iken İslam'a duyarsız pek çok insan Batı ülkelerinde maruz kaldığı ayrımcılık yüzünden Müslümanlık damarında daha güçlü hareket hissetmeye, İslam'a daha çok ilgi duymaya ve sonuçta İslam'ını pekiştirmeye yöneliyor. Hani Avrupa, birilerimizi döve döve İslamlaştırıyor. Türkiye'nin AB üyeliğine karşı duruşlarda da İslam - Türkiye birlikteliğinin önemli etkisi var. "Biz ılımlı İslam bile değiliz. Biz İslam ülkesi değiliz. Biz olsak olsak laiklikte örnek olabiliriz" söylemleri, Türkiye'nin Müslüman kimliğini gölgeleyemiyor. Ve sonunda Türkiye, Türkiye'nin savunması ile İslam'ın savunmasını birlikte yapmak zorunda kalıyor. Türkiye'deki misyonerlik faaliyetlerinin bir "güvenlik" meselesi olarak addedilmesi ve Milli Güvenlik Kurulu gündemine alınması da, sivil - asker devlet bürokrasisinde ne kadar farklı düşünen bulunursa bulunsun, Türkiye'nin derin bilincinde Müslümanlığın, bu ülke güvenliği için hayati değer taşıdığının ifadesidir. Varşova Zirvesi, Avrupa'nın İslam'a karşı bir "medenileşme" hamlesi yapması açısından da önemli. Avrupa ülkelerinde bir "İslamofobi" olduğu bir gerçek. Derinden akan bir "Diabolisation - Şeytanileştirme" eylemi, Avrupa medyasının damarlarında dolaşıyor. Her fırsatta gün yüzüne çıkıyor ve Avrupa'nın, Osmanlı'dan kalma "Anne Türkler geliyor!" fobisini nüksettiriyor. Türkiye'nin öncülüğünde gerçekleşen bu "İslamofobi'den kurtulma çağrısı" Avrupa'da yeni bir bilinç oluşmasının yolunu açacak mı? İslam düşmanlığını önlemek için bir ortak duyarlılık gerekiyorsa, bu duyarlılık oluşacak mı, buna kim öncülük edecek, daha doğrusu buna, diyelim Türkiye öncülük edecek mi? Bunlar sorular... Kararın Avrupa ayağındaki uygulamasını göreceğiz. Ama ben burada şaşırtıcı bir şey söyleyeceğim. Bu karar bir gün, bir "Kopenhag kriteri" gibi Türkiye'nin önüne konursa, diye bir endişe taşıyorum ben. Avrupa medyası, Türkiye medyasından "İslamofobi"yi besleyen alıntılar yaparsa, kimi bürokrat tavırlarını "İslam düşmanlığı"na örnek gösterirse ve daha kötüsü; "İslamofobi'yi önce siz kendi yüreklerinizde önleyin. Türkiye'nin temsili simaları ülkenizin ılımlı İslam diye tanımlanmasına bile karşı çıkarken, İslam'la aranıza mesafe koymakta ısrar ederken, başkalarının sizin Müslümanlığınıza kuşku ile bakmasına nasıl muhalefet edersiniz?" derse ne diyeceksiniz? Onun için "İslamofobi ile mücadele" belki de önce Türkiye'den başlayacak. Belki de Türkiye öncelikle islami bir görünürlülük örneği olan "Başörtü"yü içine sindirecek. Türkiye içine sindirecek ki, Avrupa da, başörtülü Müslüman kadını yadırgamayacak. AİHM nezdinde "İslam simgesi" olarak nitelenen başörtüsüne karşı mücadele veren bir "Resmi Türkiye" önce kendi yüreğinde çözmeli bazı meseleleri... MGK gündemine misyonerliği güvenlik meselesi olarak alan bir zihniyet, İslam'ı güvenlik supabı olarak düşünemiyorsa, bu işte bir terslik var demektir. Onun için, "İslamofobi ile mücadele"ye önce Türkiye'den başlamak gerekecek. BEYAZ EYLEME SOĞUK DURUŞ: Pazar akşamı tv kanallarının haberlerini gezerken şaşırdım. Neredeyse hiçbirinde Ankara'daki "Beyaz Eylem" yer almıyordu. "En bizimki" diyebileceğim birisinde haberlerin en sonuna sıkıştırılıvermişti. Ertesi gün gazetelere baktım, Yeni Şafak, Vakit, Tercüman, Milli Gazete iyi vermişti. Kartel medyası yanlıydı, görmemek için zorlanmıştı, kötü vermeye çaba göstermişti. Bu konuya duyarlı olması gereken bir gazetemiz ise, birinci sayfadan küçük bir anons vermiş, sonra 27'nci sayfaya atmıştı haberi... Haberi birinci sayfadan göbekte, sonra ikinci üçüncü sayfada görmek isteyen abonelerinden serzenişler ulaştı bana... Kartel medyasının "görmeme - küçük görme" kararı onlara da mı ulaşmıştı yoksa? Üzüldüm. Her duruşun bir kaydı var değil mi?
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |