![]() T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
![]() | |
![]() |
![]() | |||
![]() |
Y A Z A R L A R | 11 MAYIS 2006 PERŞEMBE | ![]() |
![]() |
| ![]() |
Basın tarihimizin en kara olayı nedir? Andıç olayıdır. Ne demektir andıç, sözlüğe bakalım mı? Sözlüğe gerek yok. Olayın özü şudur: PKK'lı Şemdin Sakık'ın yakalandığı dönemde, onun ifadesiymiş gibi yalan haber hazırlanmış ve basına sızdırılmıştır. Nasıl sızdırılmış? Ona sızdırma denmez aslında; yayınlanması için gönderilmiştir. Yayınlanmasaydı ne olurdu? Andıç olayı diye bir şey yaşanmazdı fakat yayınlanmaması düşünülemezdi. Çünkü gönderenler yayınlanacağından emindiler. Gelen bir bilginin doğru olup olmadığını tetkik etmek, gazeteciliğin en temel kuralı değil midir? Öyledir elbette. Ama gönderenler asker olunca, gazetecilik kuralları kimsenin aklına gelmez. Tak diye gönderilir, şak diye yayınlanır. Sahte ifadeyi gönderenler kimdi? Çevik Bir ve Erol Özkasnak olduğu söyleniyor. Kimdir onlar? 28 Şubat döneminin kudretli generalleri. Sabah'ın o zamanki patronu Dinç Bilgin'in ifadesiyle, o dönemde her gazetenin askerle yakın teması vardı. Nasıl bir yakın temas? Yani askerden gelen bilgi doğru kabul edilir ve sorgulanmadan yayınlanırdı. Hatta kimi zaman ortada öyle biri yokken "üst düzey askeri bir yetkiliye dayandırılarak" rasgele haberler yapılırdı. Söz konusu ifadede ne gibi yalanlar yer alıyordu? Aralarında Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar gibi gazetecilerin bulunduğu bazı kişilerin PKK'ya hizmet ettiği ima ediliyordu. Hangi gazeteler yayınladı o andıçı? Hürriyet ve Sabah. Andıç yayınlandıktan sonra neler oldu? Abdullah Öcalan'dan para aldıkları iddia edilen Birand, Çandar, Ahmet ve Mehmet Altan, Mehmet Barlas gibi gazeteciler işlerini kaybetti. Verilen bilgilerin yalan olduğu ne zaman anlaşıldı? Ordunun üst kademesindeki değişikliğin ardından ifadenin sahte olduğu ortaya çıktı. Andıç olayı yaşandığı için üzülmeli miyiz, yalan olduğu sonradan anlaşılabildiği için sevinmeli miyiz? 2 si 1 arada olabilir... Yaşandığı için üzülmeli, gerçek ortaya çıktığı için sevinmeliyiz. Hiç anlaşılmayabilirdi de. Andıç olayında rol alanlar arasından hiç pişmanlık duyan çıkmadı mı? Çıkmaz mı çıktı elbette. Özür dileyenler, günah çıkartanlar oldu. Hiç sesi çıkmayanlar? Valla senin gözünden de bir şey kaçmıyor! Hiç sesi çıkmayan da var tabii ki. Hesap soruldu mu peki? Ne hesabı? Andıç yüzünden işinden olan yazarlar ne yaptılar? Birer bardak soğuk su içip başka gazetelerde yazmaya başladılar. Mesela Yeni Şafak'ta. Üzülmediler mi? Mutlaka. Kırgınlık, kızgınlık, intikam alma isteği falan? Yok öyle bir şey. Birand mesela, kimseye kırgın olmadığını, bunun bir iş kazası olduğunu söylüyor. Neden? Çünkü sonradan o yazarların hepsi gazetelerine döndüler. Andıçlananlar ile o andıçları yayınlayanlar tekrar aynı gazetelerde bir araya mı geldiler? Evet. Bu durum bir bakıma, tecavüze uğrayan bir genç kızın, tecavüzcüsüyle evlenmesine benzemiyor mu? Teşbihte hata yok. Andıç olayını basınımızın en kara olayı şeklinde tanımlamak uygun mu? En şerefsiz olayı demek aşırı kaçacağı için böylesi daha münasip. Kırk soru diye başladık ama yerimiz doldu... Ziyanı yok. Kim sayacak, saysa ne olacak! Andıç bile geride kalmışken, soru sayısını mı sorgulayacağız?
![]() |
![]() |
![]()
|
![]() |
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
![]() |
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |