İster bir kavram isterse bir kelime anlamında olsun kültür'ü, en önce kendi zihin dünyasından kovalayan Cemil Meriç'e göre kültür; '…Batı'nın düşünce sefaletini belgeleyen, kaypak, karanlık, samimiyetsiz bir kelime'dir. O kadar ki; tarımdan spor'a, eğlence dünyasından, avcılık, balıkçılık v.s. gibi güncel meşgalelere kadar hemen her şeye uyarlanıp her şeyin içinden geçen ve her şeyle haşır neşir hale gelmiş hünsa bir kelime bile diyebiliriz kültüre.

Aslında kanıksanmış nice a-priori tarifin hegemonyasında şekillenen kültüre yüklenen bunca manaya bakıldığında da Cemil Meriç'e hak vermemek elde değil. Değil mi ki; bu gündelik herc-ü merc içinde kazandığı onca anlamdan medeniyete kadar akla gelen ve gelmeyen düzinelerce anlamla birlikte de kotarılabilmiş bir kelimedir kültür.

Sonuç olarak Cemil Meriç'e göre; kültür, bir kelime değil belki bir bukalemundur. Cemil Meriç'e göre bu bukalemun kavramın karşısında duran esas kavram ise irfan'dır ki, daha söylendiği anda akla Doğu'yu, Doğu düşüncesini getiren, düşüncenin bütün kutuplarını kucaklayan bir büyük kelimedir, irfan. 'İrfan kendini tanımakla başlar' diyor Cemil Meriç. Ona göre kendini tanımak demek, önyargıların köleliğinden kurtulmak, bundan da öte önyargıların ve yalanların boyunduruğundan azade olmak gibi daha derin ve daha oylumlu bir anlamlar bütününü taşıyor.

Bir kültür adamı olmaktan öte, bir irfan adamı olarak Cemil Meriç'in indindeki kültür, irfan'la karşılaştırıldığında oldukça katı, içerik yoksunu ve fakir bir kelime olarak çıkıyor karşımıza. Bütün tek boyutluluğu içinde ancak ve sadece tüketilebilir bir kavram olarak şekilleniyor. Bu anlamda insanla kültür ilişkisini reddeden Cemil Meriç'e göre insanın asıl işi irfan iledir ve irfan, insanı insan yapan vasıfların bütünü demektir.

DOĞU İRFANIN YURDUDUR

Otuz sekizinden sonraki otuz üçün tekmilinde birden kapanan gözlerinin yerine beynini oyup her şeye oradan bakan Cemil Meriç'in bugün için bile şaşırtıcı bir içerik taşıyan tecessüsünün kökeninde de bu irfana yönelik bağlılık ve aşk'ı aramak gerekmektedir kanaatimce. Ve şöyle sormak gerekmektedir; İrfana yönelik nasıl bir tecessüs ve nasıl bir inattır bu?..

Cemil Meriç'e göre, Batı, kültürün vatanıdır. Doğu ise irfanın yurdudur ve Cemil Meriç bu anlamda Doğu'dan Batı'ya olagelen her şeyin farkına varmış bir Doğu'lu bilgedir son tahlilde. Kökünden yapraklarına kadar bir medd-ü cezr üzerinde yeşermiştir onun hayatı. Bu yüzden de hem bütün hayatı hem de bütün iş'i ve iş'leri de aydınlıktan karanlığa kadar ve baştan sona kadar bu medd-ü cezrin çalkantılarında şekillenmiştir. Lakin onun içinde dikilip durduğu bu özge medd-ü cezr bile irfan içinde çalkalanmış, irfanla süslenmiş kocaman bir enerjinin sahipsizce patlaması gibidir.

Evet Cemil Meriç'in irfanı bir bakıma sadece kendisinin sahip çıktığı ve kalabalıklar tarafından anlaşılamamış içeriğiyle aslında hudayi nabit bir irfan olarak ne içine itildiği toplumda bir yer bulabilmiştir kendine ne de bütün iteklemelere rağmen yerinden oynatılabilmiştir. Denilebilir ki; gözlerinin, kafasının ve kalbinin şehadet ettiği bir toplu alçalma sürecinde ucundan tutup sayfa sayfa yükseldiği bir irfana, bir umrana, bir kitaba tutunarak yükselmiştir hep, Cemil Meriç.

Fransız İdaresindeki bağımlı Hatay'ın bağımsız çocuğudur o. Bir uzak ve özge kaynaktan doğup bir başka kaynağa akmaya yazgılı ayrıksı, aykırı bir yerli yabancıdır belki de. Sözgelimi şu günlerde Mısır'dan Suriye'ye, Doğu Türkistan'dan Kırım'a, Gazze'ye ve daha nice Doğu ve İslam beldesine kadar türlü türlü oyun ve düzenlerle kotarılmış sıkıntılar içindeki Müslüman topluluklar için söylemiş olduğu şu sözünü yeniden düşünmek bile onun nasıl bir irfani tecessüs içinde yapayalnız kaldığını anlayabilmek için kafidir; ' Olimpos dağının çocukları Hira dağının evlatlarını asla kabullenemeyecektir…'

BİR İLİM GEZGİNİDİR

Bu bakımdan usanmak ve yorulmak nedir bilmeyen bir kıyam ve kıraat seyyahı gibi fikrini 'Umran'dan Uygarlığa' ve 'Kültürden İrfan'a' kadar taşıyan Cemil Meriç'i, çoklarının çok zaman sonra bile farkına varamadıkları bir yakıcı gerçeğin kaşifi olarak görmek gerekmektedir. Zira her şeyden önce Cemil Meriç, önünde diz çöktüğü bir kitapla yola çıkan bir ilim gezginidir. O kadar ki, hiç durmamacasına okuduğu yerden çıktığı zorlu ve meşakkatli yolculuktan  'Bir Dünya' yı keşfederek çıkmıştır zamanın karşısına ve anlatmaya başlamıştır…

Daha en başında, bütün bağımlılıklarla kronik bir çarpışma ve çatışma halinde kurmuştur ilişkisini, Cemil Meriç. En önce kendisinin kendi idrakine giydirmeye çalıştığı deli gömleklerinin hiçbirini layıkı veçhile giyinip kuşanamamış, kendi sözleriyle söyleyecek olursak; ne dili,zevki ve heyecanlarıyla akraba olduğunu sandığı ekollerle ne de fikir ve düşünce atmosferinde kanat açmaya yeltendiği çevrelerle de uyuşamamıştır.

Cemil Meriç'in bizi koskoca bir irfana çağırdığı düşüncesinin toplamını düşünürken onun İbn-i Haldun'dan feyizle dişlendirmiş olduğu umran düşüncesini bütün boyutlarıyla anlamak gerekmektedir. Zira İbn-i Haldun'un yorumlamış olduğu umran'ı en derindeki anlamıyla medeniyet olarak anlayan hatta bundan da öte, bir kavmin ya da milletin yaptıklarının ve yarattıklarının bütünü, kurmuş oldukları içtimai ve dinî düzen ve âdetler birlikte bir toplumun değerlerini yeşertmiş olduğu inançların toplamı olarak tarif eden Cemil Meriç sanki de düşüncesine bir hat belirlercesine 'Umran'dan Uygarlığa' doğru ilerleyen bir yol çizerken 'Kültür'den İrfan'a' giden bir başka geniş güzergah üzerinde de bize ezberletilmiş haldeki bütün kültürel kodları unutarak uygarlığın esası halindeki devasa bir irfanın yolunu göstermek istemiştir.

Onun bir ısrar ve inattan öte hayret ederek incelenmesi gereken bir tecessüsle göstermeye çalıştığı bu irfan bilgisi ise, son tahlilde ve bir bütün olarak, yüzeye dönük bütün çağrılara kapatılan geniş bir kapının arkasında yeni bir dünyayı bulmak için derinleşmekten başka bir şey değildir…

Bu bakımdan da Cemil Meriç derken akla gelen o hayret ve hayranlık uyandıran tecessüse yoğunlaşarak sıradanlaşmaktan öte bu tecessüsün kökünü besleyen irfan aşkını düşünmek gerekmektedir. Zira Cemil Meriç'ten geriye kalan esasında bu irfan'dan başka şey de değildir…

Kitabın künyesi:

Kültürden İrfana

Cemil Meriç

İletişim Yayınları

493 sayfa

2013