Geçmiş, geçip bitmiş olmasına rağmen, bizi korkutabilme kabiliyetine her zaman sahip. Geçmişi irdeleyip, sorgulamaktan korkarız çoğu zaman. Ama öyle bir zaman gelir ki, isteseniz de istemeseniz de geçmiş kendini hatırlatır size.

Geçmişe dair aklınızda olmayan ve bilmediğiniz bir anı, genelde acı bir hatıra, durup dururken tüm canlı haliyle gözlerinizin önüne seriliverir. Hatta, olayla ilgili en küçük detayları bile nasıl hatırladığınıza şaşar kalırsınız.

Unuttuğunuzu zannederken, kafanızın içindeki o muhteşem makine, kaldırdığı raftan, bilgileri, siz çağırmasanız da gün ışığına çıkartabilir.

Genelde bu olayın bir tetikleyicisi vardır. Bu sevdiğiniz bir kişinin kaybı, ya da eşinizle ettiğiniz büyük kavga olabilecekken, bir dost sohbetinde dehşete düşerek dinlediğiniz kötü bir olay da olabilir. Neticede, yıllardır bastırdığınız "Repression" can sıkıcı olayı hatırlayabilirsiniz.

Hatırladık, şimdi ne olacak?

Hatırayı, yeniden beynimizin derin ne tozlu köşelerine göndermektense, olayla ilgili çalışıp psikolojik olarak onunla baş edebilir hale getirmeliyiz kendimizi. Bunu da profesyonel bir yardım alarak yapmak en akıllıcısı.

Bir de olayın farklı bir tarafı var,

Geçenlerde, İclal Aydın, Yavuz Semerci'yle bir röportaj yaptı. Röportaj esnasında, Yavuz Semercinin anlattığı, babasının başından geçen o "acı" hayat hikâyesiyle ortak noktaları olan bir hikâyeyi de, İclal Aydın anlattı. İki yıldır da üzerinde çalıştığı "Dersim kitabı" da yolda. Gerçekten de ilginç bir hikâye...

Merak ettiğim bu çalışmanın amacının, İclal Aydın'ın bugününe ne kadar hizmet edeceği. Yani, geçmişe dair öğrenilen bilgiler, bugün ve bundan sonrayı şekillendirmesinde ne kadar rol oynayacak, ya da oynayacak mı? Varsa eğer, iki sene önce alınmış kararlar, değişecek mi?

Bu soruları merak etmemin sebebi, hayatla ilgili kararları verirken geçmişin "geçmiş" olduğunu bilerek, bugüne terfi ettirmeden, olduğu yerde değerlendirip, orada bırakmanın sanki daha iyi olacağı kanaatindeyim. Başka bir deyişle, geçmişin suyunu içip posasını atmak...