Zaman şeridi ve biz...

Bir gün, gündüzü ve gecesiyle haftalara, haftalar aylara, aylar da yıllara katılıp gidiyor. Bu gidişin içinde insan, zaman şuuru olan, zihnen zamanın dışına çıkıp, onu sınıflandırarak, sınırlandırarak işleyen bir varlıktır. Zamanı, duyguları, düşünceleri, inanç ve davranışlarıyla yoğurup şekillendiren, onu tarihe, esere dönüştüren bir öznedir. İnsanın dışındaki yaratıklarsa birer nesnedirler; zamanın birer nesnesidirler. Zamanı etkilemez, zamandan etkilenirler.

Yeryüzünde hâkim güç, zamana tasarruf eden güçtür. Zamanı dönüştüren, kendi idealleri istikametinde ona yön ve şekil veren güçlerdir, zamana hükmeden güçler.

İnsanın zamana tasarrufunda en etkili unsurlardan biri tabiattır. Coğrafi şartlar, iklim şartları insanın zamana girişinde etkin rol oynarlar. İçinde bulunduğu tabiat şartlarının özelliklerine göre insanlar, zamanı mekâna nakış nakış işlerler. Şehirlerini, bağ-bahçe ve tarlalarını imar ederek tarihe mal olurlar. Zamanın içini doldurup tarihe dönüştürürler.

Tarihte medeniyetler kurmuş, şehirler inşa etmiş, topraklara vatan damgası vurmuş, oraları imar edip süslemiş, ömürleri yetip gittikten sonra bile eserleri asırlarca ayakta kalıp, sonra gelenlere ibret ve örnek olmuş toplumlar, daima zamanı işleyen toplumlardır.

Geçmiş yönüyle zaman aynasında en zengin, en ihtişamlı tablolar bırakarak, o ihtişamı şimdi'de devam ettirip geleceğe de yansıtan toplumlar, devletler, kısaca medeniyetler zamanın, bir başka deyişle tarihin hâkimi olanlardır. Onlar, zaman şeridinde gönüllerince, haklı bir iradeyle anmalar, kutlamalar yapabilirler. Övgüler, ödüller ortaya koyabilirler. Çünkü zamana hakkıyla tasarruf demek olan eserlere imza atmış ve atmaktadırlar. Üretici işlerde bulunmaktadırlar. Zamanlarında boşluğa yer bırakmamaktadırlar. Planlı ve programlı bir hayat yaşamaktadırlar. İlimde, sanatta, ekonomide, kısaca insan oluşun her alanında var olmaktadırlar. Böylesine bir varoluş elbette onlarda haklı bir övünce yol açacaktır.

Bedir renginde ve tadında nice zaferler yaşamış, Medine ve Mekke ruhlu nice şehirler kurmuş, Malazgirtler, Kosovalar, Niğbolular ve benzeri daha nice tarih harikaları gerçekleştirmiş bir milletin varisleri olarak bugün, zamanın neresindeyiz? Medeniyetler harikası İslam medeniyetinin, bugünkü batı medeniyetine de hocalık etmiş olan o muhteşem medeniyetin varisleri, bizler, bugün ne durumdayız?

Mart ayı, dert ayıdır derler. Bunu diyenler bundan ne anlarlar bilmem ama, benim için gerçekten bir dert ayıdır. İstiklâl marşımızın kabul yıldönümü, Çanakkale zaferini anma yıldönümü, bunun için yeter de artar bile. Neden mi? Bu yıldönümlerinin mana ve mahiyetlerine uygun şekilde anıldıklarına inanmıyorum da ondan.

Çanakkale için sevindirici haberler alıyor, seviniyorum. Haber olmaktan çıkıp hakikat olması için dualar ediyorum.

Anadolumda tabiat garip, tarih garip, toplum garipti. Küçük ruhların küçücük dünyaları, küçücük, hatta olmayan idealleri, Anadolumu yıllardır içine kapanık, çevresiyle uyumsuz, bütün komşularına düşman, kendi içinde, kendi evlatlarıyla kavgalı, küskün, boğuşup duran, kendi kendine darbeler üstüne darbeler indiren talihsiz bir ülke olmaya mahkûm etmişlerdi. Bu kara kâbus defolup gitmek üzere. Anadolum bu korkunç kâbustan uyanıp kurtulma yolunda. Güzel rüyalar gören, güzel hayaller kuran ve bunları gerçekleştirme uğrunda canla başla çalışan bir ruha dönüşüyor. Tarihinin yani zamanın dün boyutunun kapıları tekrar açılıyor. Bugünün ruhlarına tarihin can veren, ümit ve irade aşılayan esintileri doluyor.

Bilmem hangi anlayışla Anadolu çocukları için yıllarca ziyaretlere kapalı tutulan Çanakkale savaşlarının geçtiği yerlere, uçakla 24 saat mesafelerden gelip burada savaşıp ölen dedeleri için şafak âyinleri düzenleyen Anzaklardan bile utanıp ders almadık.

Bir tarafta Çanakkale ve İstiklal harplerini dualarla değil değneklerle kazandık diyen ve Çanakkale şehitlerini anma ziyaretlerini irtica ile irtibatlandıran o küçük ruh, küçük anlayış, diğer tarafta da Çanakkale kahramanlarının, şehitlerinin harikalar ortaya koyan ruhlarına sahip, inançlarını taşıyan güzel anlayışlı, güzel görüşlü yüce ruhlu torunlar. Zaman artık bunlardan yana keyfiyet kazanıyor. Zamanın ruhu değişiyor. Geçmişin yoğun zenginlikleri, medeniyet ruhu, mirasçıları tarafından bugüne taşınıp geleceği nişanlıyor. Zaman, yeni, yepyeni bir ruhla donanıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı kaynaklı bir haberde, "Çanakkale başta olmak üzere Kurtuluş Savaşında Türk askeriyle birlikte omuz omuza çarpışıp şehit düşen 28 ülkeden asker yakını Çanakkale'ye davet ediliyor. Gezilerde Osmanlının dağılmasıyla ortaya çıkan ve Anadolu'da şehidi bulunan ülkelerden 4 öğrenci ile bir öğretmen misafir edilecek. Misafirleri ilgili ülkelerin Milli Eğitim Bakanlıkları tespit edecek. Eylül sonu veya Ekim ayı başında uçakla getirilecek şehit yakını öğrenciler, Türk arkadaşlarıyla birlikte dedelerinin savaştığı Çanakkale'yi gezecek." Deniliyor. Bu haberin değeri, önemi ayrı bir yazı konusudur. Bu karar için Bakanlığı tebrik ediyorum.

Bir başka güzel eser de Panorama 1453 Müzesi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yaklaşık 2,5 yılda yapımını tamamladığı 'İstanbul 1453 Panoramik Müzesi', tarihe bakışta yeni ufuk, yeni bir hayat kazandıracak. Geçmiş, bugünün ruh ve şuur aynasında bütün ibret ve ihtişamıyla yansıdıkça, geleceğe de tesir edecek, zaman şeridinde bu mirasın sahipleri lâyık oldukları yeri tekrar alacaklardır. İstanbul, bütün belediyelere bu yönde öncülük etmeli, daha zengin panoramalarla tarihi bugüne taşımalıdırlar.