21 Ekim 2009 Çarşamba
Bazı muğlak ifadeler olsa da 'Mektup' fena değil

Adına ne dersek diyelim; bir film adını çağrıştıran biçimde "eve dönüş" de diyebiliriz, daha anlamlı biçimde "yurda-vatana-ülkeye dönüş" de. Adı her ne ise de aylardır tartıştığımız "Açılım süreci" ilk meyvesini vermiş bulunuyor.

Bu son derece olumlu gelişme şu an için umutla karşılayacağımız tek çıkış yolu.

Hakkında tabii ki pek çok şey söylenecektir. "Milliyetçi" cenah –zaten- önceki günden itibaren beklenen tepkisini sergilemeye başladı.

Ancak bu olumlu gelişmeyi, hepten olumsuz değilse de yine de epeyce "yukarıdan" değerlendirmekten de sakınmalıyız. Hiç değilse şimdilik; biraz sabredip hiç değilse bir iki adım ötesini henüz görmeden.

Bu çerçevede, mesela, "Kardeşim devlet daha ne yapsın?" türünden soruların hatırlatılmasının zamanı değil.

Yine mesela, "PKK, Türkiye'nin yürüttüğü diplomatik kuşatma harekâtı sonrasında dağ başında sıkışıp kaldı", eve dönmekten başka yolu yok, şeklinde karşı cenahın hiç mi hiç hoşuna gitmeyecek türden bir ruh halinden da uzak durmak gerekiyor.

Peki, Silopi'den giriş yapanların getirdiği 10 maddeden oluşan "mektup" nasıl bir şey; makul öneriler mi içeriyor yoksa işi şimdiden yokuşa mı sürüyor?

"Türkiye, çok önemli ve kritik süreçten geçmektedir. 29 Mart yerel seçimleri ardından gelişen demokratik açılıp tartışmaları önemli düzeye ulaşmış bulunmaktadır" diyerek başlayan "mektup"un "Talepler" başlığı altında sıralanan 10 maddeye gelene kadar ki bölümü, gerçekten, içinde bolca "diyalog", "uzlaşma", "barışçıl çözüm" gibi kavramların yer aldığı tertemiz bir metin. Bana göre, belli-malum azınlık dışında kalan hemen herkesin altına imza atacağı bir "Giriş" bölümü bu.

Geçelim 10 maddede toparlanmış "Talepler"e:

Birinci talep, Öcalan'ın hazırladığı "Kürt sorununun barışçıl ve demokratik siyasi çözümü için yol haritası"nın açıklanması. Doğrusu, bu "haritayı" ben de merak ediyorum. Nitekim biraz da bu merak yüzünden, önceki günkü yazımda söz ettiğim Emine Ayna ile görüşmemizde, kendisine söz konusu "harita"dan haberdar olup olmadıklarını da sormuştum. Cevap olumsuzdu. Ancak bu görüşmemizde de geçtiği gibi, bu "yol haritası"nın 400 sayfaya yaklaşan hacmi ile bir "harita"dan çok bir "Büyük Atlas"ı andırdığı izlenimi doğdu bende. Açıklanması istenen metin bu mu acaba? Bu ise, Öcalan'ın kaleme aldığı bu metnin, meseleyi çok eskilerden başlayarak anlatan bir metin olması kuvvetle muhtemeldir. Ama böyle ise bile, devletin elinde olduğu söylenen bu "harita" tabii ki açıklanmalıdır.

"Talepler"in ikincisinde, "Askeri ve siyasi alana dönük operasyonların durdurulması" ve çözümün "Türkiye'nin gerçek anlamda demokratikleştirilmesine bağlı olarak Kürt halkının özgür iradesini esas alma temelinde diyalog ve müzakere yöntemiyle gerçekleştirilmesi" isteniyor.

Bu talep de -kelimesi kelimesine anlaşıldığında- makul bir çizgiden söz ediyor. Ama bazı muğlak ifadeler de yok değil. Mesela "Kürt halkının özgür iradesini esas alma..." denilirken kastedilen tam olarak ne acaba?

"Talepler"in üçüncüsünde, kesinlikle. yeni bir "kavram" öneriliyor. Şu kavram yani: "Türkiye demokratik ulusu". Bu formül ile ben ilk kez karşılaşıyorum. Ama –mektubu kaleme alanlar kızmasınlar- bu formül biraz aceleye getirilmiş. Çünkü, "Türkiye ulusu" ifadesinin barındırdığı problemler bir yana, bir "ulus"tan "demokratik" diye söz etmek pek uygun kaçmamış. Nedeni basit: Bildiğimiz gibi, "demokratik" olma özelliği "ulus" ya da "uluslar" için değil genel olarak "yönetimler", yani mesela "Devlet" vs ve onu oluşturan anayasa ve yasalar için kullanılabilir ancak. Yanılıyor muyum; "falanca ulus demokratiktir" gibi bir ifade ile bugüne kadar karşılaştık mı?

Ama bu yanlışı fazla da abartmamak gerekiyor; amaç "demokrasi" olduktan sonra gerisi kolay...

"Talepler"in dördüncüsü, Kürtçenin önündeki engellerin (konuşmak, öğrenmek, geliştirmek vs) tamaman kaldırılmasını istiyor. Söylemeye gerek yok herhalde; tabii ki son derece yerinde ve haklı bir istek bu.

"Talepler"in beşincisi ise "Çocuklarımızı Kürtçe adlandırmak, Kürtçe eğitmek ve büyütmek" şeklinde kaleme alınmış. Bu istek de – yine söylemeye gerek yok- ülkenin her aklı başında insanının altına imza atabileceği türden.

"Talepler"in altıncısı, yine benzer, hatta aynı mevzuya yönelik: "Kürt halkı olarak tarihimizi, kültürümüzü, sanat ve edebiyatımızı özgürce yaşamak, geliştirmek ve korumak." E yani; buna da "hayır" diyecek ise bu dükkanı kapamak gerekmiyor mu?

"Talepler"in yedincisi, "Kendi kimliğimizle demokratik toplumsal örgütlenmemizi geliştirmek, demokratik siyaset yapmak ve kendimizi özgürce ifade etmek" şeklinde.

Yani açıkcası, "Kürtler" olarak siyasette yer almak. Bu siyasi yapının adında "Kürt" sözcüğü geçebilir mi geçemez mi şeklinde bir tartışmayı yıllarca yaptığımız için bıkmışızdır artık herhalde.. "Silahlara veda"nın şartı bu ise, bana göre buna da eyvallah...

"Talepler"in sekizincisi, Kürdistan'da bulunan "özel harekatçı, korucu ve polisin baskı ve zulmünden uzak, yeterli imkanlara kavuşmuş ve güvenlik içinde yaşamak" isteğini dile getiriyor. Bu maddede ki "yeterli imkanlara kovuşmak" ifadesi –sanki- güvenlik açısından özel bir yapılanma arzusuna işaret ediyor gibi ise de, bu izlenimin yanıltıcı olduğunu söyleyebilirim.

"Talepler"in dokuzuncusu, bu ülkenin –yine her aklı başında- vatandaşının (ve de vatandaşı olmayanların) aklından geçen bir yeniliği, "sivil-demokratik bir anayasa"nın gerektiğini söylüyor.

"Talepler"in son maddesi ise "Türkiye'de barış ve demokrasi isteyen herkesle tartışmak ve birlikte çalışmak için bu adımı atıyoruz. Biz bu adımımızla tarihi yaşamaya geliyoruz" şeklinde, ancak "hoş geldiniz" diyerek karşılanabilecek türden.

Şimdi, toparlayacak olursak:

"Mektup" gerçekten hiç de fena değil...

Ve ben de artık sanıyorum ki bu iş oluyor, olacak...

O oldu bu oldu, o yüzden oldu bu yüzden oldu; "uluslar arası konjonktür", "Kuzey Irak"'ın "Suriye"nin ve de tabii ki bölgeden çıkmaya hazırlanan ABD'nin isteği vesaire.. Ya da "Ak Parti'nin süreci ısrarlı biçimde sürdürmesi", fark etmez.

Ama gerçekten, sanki bu iş oluyor...

Hadi bir gayret daha...

Aslına bakacak olursanız, "Sivil Anayasa Taslağı" tartışmaları hararetli biçimde sürerken, Öcalan'dan gelen ve nedense üzerinde hiç durulmayan şu teklife hemen ertesi gün "Evet, hemen şimdi, istediğin bu olsun!" dense idi, bu iş belki de çok önceden olacaktı. Öcalan, sözünü ettiğim Anayasa tartışmaları sırasında şöyle demişti:

"Bu yeni taslağa ilişkin olarak şunu da söyleyebilirim: 'Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bütün kültürlerin demokratik bir şekilde varlığını ve kendini ifade etmesini kabul eder' cümlesi bile yeterlidir. Bu cümleyi Anayasa'ya koysunlar, iki ay içinde PKK silah bırakır."

Görüyorsunuz; eğer bu sözler gerçeği yansıtıyorsa, geçen zaman içinde kaybettiklerimizi büyük bir pişmanlıkla hatırlayabiliriz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Diyalog Gazetecilik San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan köşe yazısı/habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Haberi PaylaşFacebookGoogle BookmarksTwitterMixxLiveDel.icio.usDiggYahoo! My WebStumbleUponRedditTechnoratiSlashdotHaber.gen.trOyylaTusulMynet EksenimLimklinkibolBuzla
 YAZARA AİT YAZILAR   [ TÜM YAZILAR ]