Karmaşık bir olgu: Mikro-Alevilik

Bir televizyon programında Alevilere yönelik 'mikro faşizm' örnekleri sayılıp döküldü.

Her şey güllük gülistanlık değil, ama suçlamaların çoğuna katılmıyorum.

Çocukluğumun mahallesi bir Alevi mahallesine bitişikti.

Mahallemizde Çerkez, Gürcü, Yörük, Arnavut, Boşnak, Alevi, Kürt aileler yaşıyordu.

Çocukluğum Alevi çocuklarıyla geçti.

Sıra arkadaşlarımızdı.

Tarlalarımızı ortak sürerdik.

Harmanda birlikteydik..

Yatırlarımız bile ortaktı..

Sonra ne oldu?

1970'lerde aramıza kara kediler, ideolojiler girdi..

Sünni çocukları 'ülkücü', Alevi çocukları 'devrimci' oldular.

Tarlalarımızı, harmanlarımızı, dükkanlarımızı, mahallelerimizi ayırdık.

Oruç tutuyor, dedeleri eleştiriyor diye evi basılan Alevi aileler de gördük.

* * *

Kızılbaş, Alevi, Sıraç, aşiret, vs.

1970'lerin sonlarında girdi dünyamıza bu sıfatlar..

Biz onlara 'sırtı sarı' derdik.

Onlar da bize "sırtı kırmızı" dermiş.

Ne onların sırtı sarı, ne de bizimkisi kırmızıydı.

Bize "yezit" derlermiş ayrıca..

'Yezit', Sünnilerde hakaret sayılırdı o başka..

Kuşkusuz nahoş şeyler vardı, duyardık..

"Mum söndü" yalanı gibi.

* * *

Aleviler de binbir çeşitmiş.

Prof. Orhan Türkdoğan'ın "Alevi Bektaşi Kimliği" isimli araştırmasını tekrar okudum.

Bizim yöreyi de anlatır.

Bırakın Sünnileri, Alevi Sıraç'tan, Sıraç Alevi'den kız alıp vermezmiş.

Dedelik babadan oğla geçermiş.

Sıraçlar 'cem'de rakı içen diğer Alevi grupları tarikate saygısızlıkla suçlarmış.

Bu yüzden kız alıp vermezlermiş.

Kendileri cem dışında içerlermiş..

Sıraçların dedesi Ali Kurt şöyle diyormuş:

"Sünnilerden ne kız alırız, ne de kız veririz. Eğer kızımız gönül bağı ile bir Sünniye gitse bir daha topluluğumuza katılamaz. Yani o tarikatimizden tardedilmiştir. Tarikat dışı çıkmıştır."

1970'lerde CHP milletvekilliği yapan Ali Kurt şöyle konuşmuş: "Bizim itikadımıza göre, cemevi ibadet yeri olamaz. Çünkü tarikate giremeyecek bir kişinin cemevine girmesinin hiçbir anlamı olamaz. Cemevi tarikat ehli içindir".

İlginç değil mi?

* * *

Tartışmalara bir katkı olsun diye yazıyorum.

Emirören, bir Bektaşi köyü, Dedeci Kolu'ndan..

Sünnilerden kız alıp verirlermiş.

Sağ partilere oy atarlarmış.

Köyün Dede'si namaz da kılarmış, oruç da tutarmış.

Küçük bir yörede bile birbirinden farklı Alevi gruplar..

Yani durum, "Aleviler kendilerini tanımlasınlar, dışardan don giydirmesinler" demekle geçiştirilecek gibi değil.

'Makro-Alevilik' tamam, ama muğlak bir şey.

'Mikro-Alevilik' karmaşık, somut ve yaygın bir durum.

Ne yapacağız?

"Anladım mazi hayal, ati serap"

Udi bestekar Rüştü Eriç'le iki yıl önce tanışmıştım, evinde. Evlad-ı Fatihan'dandı. 1913'te doğmuştu. İskeçe'de mücadeleci bir din adamının oğluydu. 1941'de Türkiye'ye göç etmişti aile. Hayat hikayesini dinledim, notlar aldım. Batı Trakya'da Osmanlı ve Osmanlı sonrası döneme ilişkin önemli notlardı. Bir tarihti Rüştü Eriç. Musiki tarihimizin çınarıydı. Yüzlerce beste yapmış, talebe yetiştirmişti. İnci Çayırlı gibi. Yaşar Nuri Öztürk'e, İTO Başkanı Murat Yalçıntaş'a ud dersi vermişti. Genç bir imammış Öztürk o zamanlar. Zeki Müren nazariyat dersi almıştı. Müren'in "Şimdi uzaklardasın, gönül hicranla doldu" şarkısını notaya alan da odur.

Bestelediği şarkılardan birkaçı şöyle:

"Penceresi Yola Karşı/Gelen geçen atar taşı", "Tükensin Gözlerinde Ömrüm", "Sen karşıma her özlediğim anda çıkarsın" "Acı duysam diyerek aşkın ilahi tadını", "Ağla çeşmim eski lezzet kalmamış peymanede", "Ak ipekli bir gergefim duygu duygu işle beni", "Anladım mazi hayal, ati serap", "Bir devran dönmededir bunun sırrı bilinmez"

Bestelerinden birisi de "Şu gurbetin acısını yudum yudum içen bilir" idi.

Dünya gurbetinden yudum yudum içti ve gurbet bitti.