İki büyük 'püsküllü belâ': Selefiler ve Şia

TRABLUS / LİBYA.

Hasan Yıldız Bey, Mahmud Sami Gülcü ve Abdullah Kadıoğlu kardeşimden oluşan İFAM ekibiyle kitapçıları 'talan etmek'(!) ve Müslümanların hallerini, dertlerini ve meselelerini yerinde tetkik etmek ve bizzat kendilerinden dinlemek için çıktığımız Lübnan ve Tunus duraklarından sonra nihayet son durağa, Libya'ya geldik.

LİBYA'DA KİTAP, SİLAH'TAN DAHA TEHLİKELİ!

Libya'ya girerken Libya'lı 'şımarık' ve 'kazma' gümrükçülerin kitaplarımıza kafayı takmaları, Libya ziyaretimizin sorunlu geçeceğinin ilk işareti gibiydi sanki.

Libyalı gümrük polisi, güvenlik gerekçesiyle, Tunus'tan getirdiğimiz kitaplarımıza el koydu! 'Neden böyle bir şey yapıyorsunuz; bu, Libya'nın imajı için hiç de iyi olmaz!' dediğimde, görevli, sadece kitap dolu bavuldan rastgele aldığı bir kitabın sayfalarını bir ileri bir geri çevirerek, 'suç bunlar!' dedi!

Anlaşılan Libya, belli bir süre daha durulacak, kendine gelecek gibi değil.

Değil; çünkü kitap, silahtan daha tehlikeli burada.

Değil; çünkü kitabı -hele de hiç anlamadıkları, zekaları anlamaya yetmeyecek bir kitabı suç unsuru olarak görenler, kim olurlarsa olsunlar, kendilerine de başkalarına hiç bir zaman güvenemezler, güven veremezler ve huzur yüzü göremezler.

'ARAP BAHARI'NDAN 'KARŞI-DEVRİM HAREKETİ'NE...

Libya'ya 'Arap baharı'ndan önce de gelmiştim. O zaman Kaddafi rüzgârı ediyordu her tarafta.

Zamanla Kaddafi rüzgârı, 'Arap baharı' olarak adlandırılan sonu nereye varacağı belli olmayan bir fırtınaya, -deyim yerindeyse- çöl fırtınasına dönüştü adeta... Kaddafi'yi de tozu dumana katarak yok etti; ülkeyi tarumâr etti ve büyük bir kaosun, iç çatışmanın ve belirsizliğin eşiğine sürükledi...

Dün İFAM ekibi olarak kendisiyle görüştüğümüz Libya İhvan'ının Parlamenterler Grubu ve Dış İlişkiler Konseyi başkanı Nizar Ka'wan'ın da belirttiği gibi bir 'karşı-devrim' hareketiyle karşı karşıya, başta Libya olmak üzere bütün 'Arap baharı' yaşayan ülkeler.

Soru şu burada: 'Karşı-devrim' hareketi ne anlam ifade ediyor ve bu hareketi kimler organize ediyor, hangi aktörler arkadan kontrol ediyor?

İSLÂM DÜNYASININ 'PÜSKÜLLÜ BELÂ'SI: SELEFİLER

'Karşı-devrim' hareketinin önünde, eski ve yeni yerli aktörler, gerisinde ise sömürgeci ülkeler var.

Eski aktörler, diktatörlüklerin artığı, 'her türlü kullanıma elverişli' tipler: Özellikle de kaos ortamını fırsat bilerek, 'Arap baharı' yaşayan ülkeleri istikrarsızlaştırmak, yönetilemez hale getirmek isteyen ve güçlerini yitirmek istemeyen aktörler bunlar. Daha çok sol-seküler çevreler. Ülkelerinin geleceğini değil, kendi geleceklerini düşünen, imtiyazlarını kaybetmek istemeyen, o yüzden de kaos ortamından en çok nemalanan sömürgecilerin kapıkulları.

Bir de yeni aktörler var: Selefiler. Selefiler, bütün 'Arap baharı' ülkelerinde pıtrak gibi bitmeye başladı ve hızla hortlatıldı bir kaç yıl içinde...

Selefiler, Suudların ihracı. Ama Selefilerin arkasındaki gerçek güç, İngilizler.

Selefiler, 'Arap baharı' yaşayan ülkelerde -kelimenin tam anlamıyla- terör havası estiriyorlar. Selefilerin hedef tahtasına yatırdıkları yegâne 'güç', Osmanlı kültür varlığı: Osmanlı eserlerini birer birer havaya uçuruyorlar her yerde! (Sonraki yazılarda yapılan bu cinayeti örnekleriyle, ayrıntılı olarak gözler önüne sereceğim!)

Önce şunu söylemem gerekiyor: İslâm dünyasının, önümüzdeki süreçte başbelası hatta 'püsküllü belâ'sı, öncelikle, Selefiler olacak.

Sadece 'Arap baharı' yaşayan Arap ülkelerinde değil, Balkanlardan Kafkaslara, Türkî cumhuriyetlerden Afrika'ya ve Arap coğrafyasına kadar her yerde Selefiler, tarihte olmadığı ve gözlenmediği kadar hem Müslüman toplumları büyük istikrarsızlıkların eşiğine sürükleyecek hem de sömürgecilerin eski sömürgesi olan ülkelerdeki güçlerini tahkim etmelerine inanılmaz katkılarda bulunacak!

EŞ'ARİLİK VE MATURİDİLİĞİN BİTİRİLMESİ VE ŞİA'NIN ÖNE SÜRÜLMESİ

İslâm dünyasını bekleyen iki büyük tehlike var: Şia'nın etki ve nüfuz alanının alabildiğine genişle/til/mesi ve Selefilerin önünün açılması.

Burada ana hedef: Sünnî omurganın çökertilmesi ve makro ölçekte İslâm dünyasının, mikro ölçekte ise Müslüman toplumların tam ortadan ikiye yarılması, Müslüman toplumların birbirine düşürülmesi ve böylelikle İslâm'ın yürüyüşünün durdurulması!

Lübnan'da, Irak'ta, Körfez ülkelerinde 'terör havası estiren' Şia'nın ve Libya, Tunus, Cezayir gibi ülkelerle, Balkanlar, Kafkaslar, Afrika ve Türkî cumhuriyetlerde Selefilerin önünün açılmasının özel hedefi ise, Türkiye'nin yürüyüşünün durdurulması ve vurulması.

Özetle: İslâm dünyasının omurgasını oluşturan Ehl-i Sünnet omurganın iki ana bileşeni Eş'arilik ile Maturidiliğe büyük darbe indirilmesi...

TEK SIĞINAĞIMIZ VE UMUT KAYNAĞIMIZ: TASAVVUFÎ HAREKETLER

Gerek Şia, gerekse Selefilik üzerinden gerçekleştirilen küresel saldırının tek panzehiri, tasavvufî hareketlerdir.

Tasavvufî hareketler, Ehl-i Sünnet omurga'nın korunmasının ve yeniden-kurulmasının tek kaynağı, İslâm dünyasının parçalanması önleyecek tek sigortası.

Tasavvufî hareketlerin aynı zamanda, hem fikrî hem sanatsal hem de herkese ruh üfleyici hayat atılımlarının da yegane adresi olduğunu iyi idrak etmemiz ve geleceğimizi kendi ellerimize alacak kalıcı ve uzun vadeli stratejiler geliştirmemiz gerekiyor.

Lübnan, Tunus ve Libya seyahatimiz boyunca yaptığım gözlemleri sonraki yazılarda da sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Son olarak, bize Libya seyahatimiz boyunca rehberlik eden 'cins adam' sevgili Emrah Kekili kardeşime teşekkür etmek istiyorum.