'Bir varmış bir yokmuş...'

Bu tatil gününde size Agos'un (Hrant'ın Agos'u tabii ki) 20 Nisan tarihli sayısında karşıma çıkan bir "masal"ı aktarmak istiyorum. Manşete yerleşen bu "Bir varmış bir yokmuş..."u gazetenin baş yazısı bakın nasıl tanıtıyordu:

"Tarihsel gerçeklerin yıllardır masallaştırılarak dönüşüme uğratılması karşısında, biz de yaşanmış gerçekliği masal halinde sunmak istedik. Türkiye'de popüler medya destekli devlet tarihçiliğinin çarpıttığı, göz ardı ettiği, hatta bazen tamamen tersyüz ettiği gerçeklerin hiç olmazsa bir katresini okuyucuya sunulmasının peşindeydik."

Sözü edilen "masal"ın ne olduğu epeyce anlaşılmıştır herhalde...

Burada sözü yine gazeteye bırakalım:

"Bir zamanlar Ankara'nın tepesinde, bağlar, bahçeler, meyve ağaçları içinde, geniş bir arazi üzerinde, sessiz, sakin, şehrin tam tepesinde adına 'Kasapyanların Bağı' denen bir bağ varmış. Bağın içinde de üç tane tek katlı, güzel mi güzel bağ evi... Bir zamanların 20 bin nüfuslu Ankara'sında, Kasapyanlar Ankara'nın varlıklı ailelerinden biriymiş. Kâh bugünkü Çankaya Köşkü'nün olduğu yerdeki bağ evinde, kâh Keçiören'de bugün Koçlara ait bağ evinde, Kasapyanlar mutlu mesut yaşarlarmış. Gün gelmiş devran dönmüş, yıl 1915, aylardan Ağustos olmuş. Ve masal bitmiş."

Evet görüyorsunuz; 1915 Ağustosu'ndan söz eden son cümleleri çıkarırsanız, malum rakımlı tepede geçirilen mutlu mesut günleri anlatan bir masal bu. 1915'de neler olmuş da bu masal nihayet bulmuş, hikayenin orasını da siz tamamlayın artık...

Agos'un üç beş cümleye sıkıştırdığı bu masalın şaşırtıcı bir biçimde 25 Mart tarihli Hürriyet'te Soner Yalçın imzalı bir "popüler tarih" denemesiyle tekrar "masallaştırıldığına" da şahit olduk.

Soner Yalçın'ı mutlaka tanıyorsunuzdur: Milletin kan bağını araştırmak gibi münasebetsiz bir merakın sarıp sarmaladığı şu çoksatan "popüler tarihçi". Hürriyet'in yakın zamanda, sıra "Talat Paşa'nın not defterindeki Ermeni mülklerine" gelince yazı dizisine son veren bir önceki popüler tarihçisinin yeri boş kalmasın diyerek sayfa açtığı yazar...

Soner Yalçın, biraz önce tarihini verdiğimiz "Çankaya Köşkü'nün ilk sahibi Ermeni'ydi" başlıklı yazısı ile "masal"a dahil oluyor. Bu bir tam sayfalık yazının masalı ilgilendiren bölümü şöyle:

"Beğenilen ev, bölgede 'Kasapyan Bağevi' olarak biliniyordu; Ankaralı bir Ermeni tüccar tarafından yaptırılmıştı. Zengin kuyumcu ev sahibi, savaş sırasında kenti terk ederken, bağevini de eşyalarıyla birlikte Ankara'nın tanınmış ailelerinden Bulgurzadeler'e satmıştı. Mustafa Kemal'in bağevini beğendiğini öğrenen Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı, Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi, hemşehrilerinden topladığı paralarla evi, Bulgurzade Tevfik Efendi'den 4 bin 500 liraya satın aldı ve Mustafa Kemal'e hediye etti."

İşte, Soner Yalçın'ın "masala dahil olması" dediğim böyle bir şey... (Bu arada bağevi için sıkı pazarlık yapan Bulgurzade Tevfik Efendi'ye teessüflerimizi iletmeyi de unutmayalım!)

Soner Yalçın'ın anlattığı bu pazarlık niçin mi "masal"? Şundan ötürü:

Meğerse (masal bu ya!) Kasapyan ailesinin 1957'de Kanada'ya göç etmiş bir ferdi varmış. 1857 Ankara doğumlu Ohannes Kasapyan'ın torunu Edward J. Çuhacı.

Bu torun Hürriyet'teki "masal"ı okuyunca haklı olarak dayanamayıp gazetenin popüler tarihçisine bir mektup göndermiş. Mektubun en "sıkı" bölümleri şöyle:

"Çankaya Köşkü'nü Kasapyan ailesi hiçbir kimseye satmamıştır. Devrin hükümeti yalnız o köşkü değil, bütün mallarını ve mülklerini ellerinden alıp Ağustos 1915 yılında tüm aileyi sürgüne sevk etmişlerdir. (...) Ayrıca Kasapyan ailesinin sahip oldukları mülkler arasında Keçiören'deki bağ evi vardır ve bu bağa da Vehbi Koç ailesi sahip olmuştur. (...) Ayrıca Ankara'da dedemin ailesi ve kardeşleri kendi paralarıyla bir (Ermeni Katolik) kilise inşa etmişlerdi ki, bu kilise de yakılmış..."

Bu kadarı yeter herhalde...

Hürriyet'in mektuba hiç yüz vermediğini hatırlatmaya gerek yok...

İşte böyle... Biliyorsunuz, pek çok etnolog ya da psikanalist (benim bildiğim kadarıyla mesela Bruno Bettheleim'in ünlü kitabı) masalların kültür hayatında ne kadar önemli bir yeri olduğunu yıllardır anlata anlata bitiremiyorlar. Ama masallar ancak masal olarak kaldıkları ölçüde değerli ve önemlidir tabii ki. Ama masallar ne zaman ki alanını aşıp "tarih"in (popüler ya da değil farketmez) alanına doğru yayılmaya başlar, o zaman işin rengi o dakika değişmeye başlar şüphesiz.