Ramiz Dayı'dan özlü sözler

Uzun ve zorlu bir kıştan sonra güneşin kendisini iyiden iyiye hissettirmeye başladığı bu tatil gününde "siyaset"ten söz etmeyelim. Nasıl olsa önümüzdeki ayları referandum ve arkasından gelecek seçimle geçireceğiz. "Siyaset" konuşacak çok vaktimiz olacak yani...

Bugün, gazetelerde ve internette "Ezel'in Ramiz Dayı'sından unutulmaz sözler" başlığı altında geniş yer tutan aforizmalar ya da serbest bir çeviriyle "hikmetli sözler" hakkında konuşalım.

Ramiz Dayı'nın kendisine pek çok hayran bulan özlü sözlerinin sarf edildiği Ezel adlı televizyon dizisinin hikayesine hiç mi hiç hakim değilim. Bugüne kadar dizinin bir iki bölümünü –o da çok kısa sürelerde- ancak izleyebildim. Bu kısa süreli seyirlerden çıkardığım ana fikir, bu dizinin de yine "kabadayılar" arasında geçen bir hikâyeye dayandığı yönünde. Dolayısıyla, bundan sonra söyleyeceklerimin dizinin Ramiz Dayı'nın "unutulmaz sözleri" dışında kalan özellik ve nitelikleriyle ilgisi olmadığını peşinen söylemiş olayım.

Dizideki Ramiz Dayı karakterini –biliyorsunuz- Tuncel Kurtiz canlandırıyor. Bu büyük oyuncumuzu tanıtmaya gerek yok herhalde. Ben de birçok izleyicisi gibi, kendisini -"Umut"tan başlayarak- beyaz perdede ne zaman görmüşsem, yeteneği ve donanımından dolayı büyük bir beğeni ve zevkle seyretmişimdir. Kurtiz'i sahnede izleyemedim. (Yoksa 70'li yılların başında Ankara Sanat Tiyatrosi'nda izlemiş miydim?) Onu özellikle de, Peter Brook tarafından sahneye konan ve 4 yıl dünyayı dolaşan, Hint destanı Mahabharata'da izlemek isterdim. (3 saatlik bir DVD'sinin olduğunu yeni öğrendim.)

Tuncel Kurtiz hakkında bu iki satırı yazmamın nedenini de açıklayayım da, derdim yanlış anlaşılmasın:: Benim herkesin dilinde dolaşan "unutulmaz sözler"e ilişkin söyleyeceklerim Tuncel Kurtiz'e yönelik değil; ben Ezel'deki Ramiz Dayı'ya seslenmek istiyorum...

Tuncel Kurtiz'e ancak şu kadarını söyleyebilirim: Bunca yıllık şanlı bir oyunculuk tarihinden sonra, sonuç olarak bir "kabadayı"nın ağzından dökülen "unutulmaz sözler" ile anılır hale gelmek doğru bir seçim midir?

Biliyoruz ki, "özlü sözler" ya da "aforizmalar" ya da "hikmetli sözler" etmek eski Yunan'dan beri karşılaştığımız bir ifade tarzı. Bu çerçevede antolojiler bulabileceğimiz gibi –kısa yoldan- internette gezilince de bunların yüzlerce-binlercesini karşınızda bulmak mümkün. Bir de tabii, bu "sözler"i yazarların-düşünürlerin eserlerinden çekip-alıp-kullanmak var.

"Aforizmalar" ile yetinerek konuşup-düşünmek, tek başına, gerçekten düşünüp-konuşmanın yerine geçer mi? Bana sorarsanız, "geçmez" derim. Çünkü her şeyden önce, sizi etkileyen bir aforizmalar, aslında, bu lafı eden kişinin uzun yıllar boyunca düşünüp-taşınması sonucunda sarf ettiği (ve "sloganlaşmaya" yatkın) sözlerdir. Dolayısıyla, bir "aforizma"dan etkilenmek, büyük ölçüde hazıra konmaktır!

Türkiye'de Ezel (duyduğuma göre, "Kurtlar Vadisi" de bu alanda iddialıymış; hatta bu iki dizinin "aforizmaları" arasında bir yarış da varmış!) dolayımı ile baş gösteren "aforizma düşkünlüğü"nün asıl nedeni nedir acaba? Asıl neden, biraz önce sözünü ettiğim zahmetli, emek isteyen düşünüp-konuşma alışkanlığının olmaması yüzünden, günü "aforizmalar" ile geçirmeyi tercih etmek olmasın... Eğer öyle ise, bir toplumun "aforizmalar" ile idare etmesinin yararsız, belki de zararlı bir seçim olduğunu söyleyebiliriz herhalde.

Ramiz Dayı'nın "unutulmaz sözleri"ne gelince:

Bu sözlerin önemli ölçüde Shakespeare ve Hayyam'ın eserlerinden alıntılandığı söyleniyor. Olabilir, Ramiz Dayı'nın ağzından duyduğumuz sözler bir biçimde bu kaynaklardan besleniyor olabilir. Ama tabii ki, bu sözlerin asıl metinlerde taşıdığı anlamdan koparılarak kullanılması söz konusudur. Aynı sözlerin farklı bağlamlarda kullanılmasının ortaya çok farklı sonuçlar çıkarabileceğini de unutmayalım.

Ancak Ramiz Dayı'nın öyle "sözleri" var ki, bu sözlerin sarf edilmesi – Shakespeare ya da Hayyam'ın söyleyip söylemediği önemli değil- "üçüncü sayfa" haberlerinde her gün sonuç olarak "kabadayılık kültürü"nün eseri olan onlarca cinayetle karşılaşan bir topluma yapılan bir kötülüktür.

Birkaç örnekle devam etsek daha açıklayıcı olacak:

Ramiz Dayı: "Bir şey yapmadan önce eğer yaparsan sana ne yapacağımı bir düşün önce."

Görüyorsunuz; Ezel'in izleyicileri arasında öne çıkarılan bu söz gerçek anlamda bir "hikmet" barındırmaktan çok uzak, biraz önce sözünü ettiğim "kültür" dünyasına ait boş bir laftır.

Ramiz Dayı: "Yemin etmeden bir daha düşün, çünkü sadakatle başlayan her şey ihanetle biter."

Ne münasebet! Bu akıl yürütme de nereden çıktı şimdi?

Ramiz Dayı: "Portakalı soymadan içinin iyi olmadığını anlayamazsın."

Yanlış; eğer durum böyle olsa idi, manavlar ile sebze halindeki kabzımallar arasında her gün niza çıkardı!

Ramiz Dayı: "Bazen yaşamak için öldürmek zorundasın. Bazen yaşamak için içindeki sevgi seni öldürmeden sen onu öldürmek zorundasın."

Anlaşılması-çözülmesi zor bir "hikmetli söz" gibi durmasına rağmen –bana inanın!- bu da boş bir laf!

Ramiz Dayı: "Yani diyeceğim o ki şimdi sen güçlüsün, gençsin, vurup bana beni yere yıkarsın, dua et ki o iş orada bitsin. Çünkü iş orada bitmezse vurup beni yıkamazsan yere boyuna posuna gelmişine geçmişine bakmam bu işi ben başlattım bitirmeden bırakmam. Bitirmeden bırakmam."

Duyanları (hele de Kurtiz'in sesinden) mutlaka heyecanlandıran bir söz daha.. Ama burada da araya girip şu "naif" soruyu soramaz mıyız: "Neler oluyor, bu biri genç diğeri yaşlı iki kişi birbirlerinin 'gelmişine geçmişine' bakmadan birbirlerini niçin 'bitirmeye' çalışıyor?"

Ramiz Dayı'nın şu –belki de- en özlü sözlerini de aktaralım da tamam olsun:

"Kimi gençken öldürür sevdiğini / Kimi yaşlıyken / Şehvetli ellerle boğan kimi / Kimi altından ellerle / Merhametli kişi bıçak kullanır/ Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur..."

Bu sözleri, genç kızların "sevgilerine karşılık bulamayan" delikanlılar tarafından sokaklarda bıçaklanarak öldürüldüğü bir ülkede bunlar "hikmetten nasibini almamış sözler" olarak nitelemek yanlış mıdır?

Ama ne yaparsınız ki, dünyaya muhafazakarlık penceresinden bakmayı seçen bir gazetemiz bile, bu sözleri "Ezel'in Ramiz Dayı'sından unutulmaz sözler" başlığı altında verebiliyor...

Allah akıl fikir versin...