Trabzon'da bir Diyarbakır Sokağı

Kurucusu olduğu Trabzon Fikir Kulübü'nün geleneksel iftar yemeği vesilesiyle gıyabî tanışıklığımızı vicahiye dönüştürdüğümüz Yavuz Saltık geçenlerde çok enteresan bir "anekdotunu" paylaştı bizimle.

Merkezi İstanbul'da bulunan Anne Çocuk Eğitim Vakfı'nın (AÇEV) bir araştırma projesi çerçevesinde gittiği İzmir'de, Nevin adlı bir öğretmenle görüşmüş.

Yavuz'dan dinleyelim:

"Konuşmamız esnasında Ardahanlı olduğunu öğrendim Nevin Hanım'ın. Benim nereli olduğumu sorduğunda 'Trabzonluyum' dedim; birdenbire yüzünün şekli değişti; ağlamaklı oldu..."

Anında "acabalara" gark olmuş Yavuz: "Ne oldu acaba; babasına, kocasına ya da çok sevdiği birine Trabzonlular bir şey mi yapmıştı?.."

Bundan sonrasını Nevin öğretmenin ağzından aktarıyor; iyisi mi biz de öyle yapalım. (Lakin uzun olduğu için minik müdahalelerde bulunduğumuzu da belirtelim. )

"Ardahan'ın bir dağ köyünde doğdum. Bizim oralarda aileler kızlarını ilkokuldan sonra okutmazlardı. Birkaç varlıklı aile hariç tabii.

Yakınımızda okul olmadığından ilkokuldan sonra okumak isteyenler şehir dışına veya ilçe merkezine gitmek zorunda kalıyordu.

Her iki seçenek de bize uzaktı.

Fakir bir aile olmamıza rağmen babam okumamı çok istiyordu. Yakın bir ildeki parasız yatılı okul sınavını kazandığımda benden çok sevinmişti...

Tatillere gelirken babamın rica ettiği öğretmenlerimden biri bizim o tarafa giden bir arabaya bindiriyordu beni.

Köyümüzden okullar başlarken ayrılırdım.

Babamla birlikte sabaha karşı 3'te yürüyerek köyden 1,5 kilometre uzaklıktaki ana yola inerdik.

Babamın bineceğim kamyonu seçmesi saatlerimizi aldığından çok erken kalkıyorduk.

İlk başta bu beklemeler bana çok anlamsız geliyordu. Ta ki gerçek nedenini öğrenene kadar...

Köydeki insanların yaptığı dedikoduları duyar, geceleri gizli gizli ağlardım.

Babam beni, yani öz kızını satıyormuş!

Böyle diyorlardı.

Bunun nedeni, babamın yol üzerinde beklerken geçen her kamyonu durdurup, kısa bir konuşma yaptıktan sonra bineceğim kamyonla ilgili kararını veriyor olması idi.

Bindiğim kamyonların şoförleri lokantada kendi yediklerinden daha fazlasını ısmarlar; yan koltukta uyurken paltolarını çıkarıp üzerime örter, bazen de çaktırmadan cebime harçlık koyarlardı.

Babamın neden o şehre giden her arabaya beni bindirmediğini çok sonradan öğrendim.

Şoförlere nereli olduklarını soruyordu babam. 'Trabzonluyum' cevabını alana kadar beni hiçbir kamyoncuya teslim etmiyordu.

Nedenini sorduğumda, 'Kızım Trabzonlular güvenilir ve ahlaklı insanlardır; seni onlara teslim ettiğimde gözüm arkada kalmıyor...' demişti.

Okudum ve öğretmen oldum.

Evlendim, üç çocuk yetiştirdim. Biri şu anda bursla ABD'de okuyor.

ABD'de yaşayan oğlumu yolcu ederken pistin ufkuna baktım. Oğlumu teslim edebileceğim bir Trabzonlu aradı gözlerim!..

Beni her türlü yokluğa ve iftiraya karşı okutan babam şu anda yaşamıyor.

Nerde bir Trabzonlu görsem aklıma babam, benim için yaptıkları, uğradığı iftiralar gelir ağlarım..."

Yavuz diyor ki; "Sözü bittiğinde Nevin öğretmen dakikalarca ağladı; ben ağladım, ağladım ağladım..."

Bizi de ağlattın be Yavuz!

En çok da şu feryadına ağladık: "Bu ülkenin sokaklarında, yollarında nefes alan tüm Trabzonlular size seslenmek istiyorum: Ardahanlı bir babanın bozkırın veya dağların ortasında sabah erkenden yolunuzu çevirip kızını size teslim edebileceğini unutmadan yaşayın emi!.."

Son yıllarda menfur cinayetleriyle, kiralık katilleriyle gündeme gelen doğup büyüdüğümüz Trabzon'umuza ağladık.

Benim güzel hemşerilerime yakışan, sadece Ardahanlı bir babanın minik kızına değil, Diyarbakırlı bir ananın yetişkin oğluna da bağrını açmaktır.

Sırf Kürt olduğu için itilen kakılan, aşağılanan, kolektif cezalandırılmaya tabi tutulan mazlum ve asil kardeşlerini her platformda arkalamaktır.

Kürt kardeşlerinin anadilinde konuşmasını yasaklayanlara herkesten çok isyan etmektir.

Her Trabzonlu yakın tarihimiz boyunca "Kürt - Laz" çelişkisi yahut imajı oluşturmaya çalışan "Beyaz Türk" aklını ayaklarının altına almalı.

Bu ayrıştırıcı, bloke edici zihniyete lağım faresi muamelesi yapmanın sembolik ifadesi olarak da, en büyük ve en önemli caddelerinden birine Diyarbakır adını vermeli.

Mesela, Maraş Caddesi'nin paralelindeki (Trabzon'un İstiklal Caddesi mesabesindeki ) Uzun Sokak'ın adı, "Diyarbakır Sokağı" olarak değiştirilmeli...

Uzun lafın kısası: "Kürt açılımı" en çok Trabzon'da neşvünema bulmalı.

Zira Trabzon'da atılacak her adım bir "millet" olmanın ifadesidir ve kardeşlikten öte tevil kaldırmaz.

Bir dileğim daha var:

Nasıl ki 6'ıncı dakikada Bursa taraftarı "Ankaragücü", buna mukabil 16'ıncı dakikada Ankaragücü taraftarı "Bursa" diye bağırıyor; 21'inci dakikada da Avni Aker Stadyumu "Diyarbakır...Diyarbakır..." diye inlesin.

Haydi Trabzon haydi Trabzon haydi

Tam zamanı, tam zamanı şimdi...