Altan Tan kardeşime

"Bana yapılan hücumları hak etmediğim" ile ilgili cümlesinden dolayı kendisine teşekkürle yazıya başlıyorum.

Evet, ben de Altan Bey'i severim, hatırımda yanlış kalmadıysa onlar "Mekteb" dergisini çıkarırken katıldığım bir istişare toplantısında daha taze delikanlı iken onu tanımıştım, sonra çeşitli vesilelerle tanışma ve mahabbet ilerledi.

Bölünme konusu ile ilgili yazılarıma gelen tepkilerin çoğu insafsız, benim yazımdan çok –daha önceden oluşmuş ve şahsımla ilgili olmayan– kin, nefret, taassup, mazlum ve mağdur olma duygusu, farklı politik amaçlar... bu tepkiye sebep olmuş gibi görünüyor.

Yazılarımı peşin hükümden sıyrılarak okuyanlar görüp anlayacaklardır ki, benim maksadım "mazlum ve mağdur ümmet gruplarının" dertlerine bîgane kalmak, onları örtmek, çözüm yollarını tıkamak değildir ve olamaz. Tek amacım "ümmetin daha fazla bölünmesini engellemek ve bölünmenin en başta gelen sebeplerinden biri olan "ırkçılık ve zulmü" ortadan kaldırmaya katkıda bulunmaktır.

Altan Bey'in mektubundaki sorularını ve teklifini ayrıca ele alacağım. Şimdi yazılarımda yer alan ve yukarıda ifade ettiğim maksadımı açıkça ortaya koyan kısımları yeniden dikkatlenize sunuyorum:

Meselem "üniter laik devleti" savunmak değildir; meselem ümmetin birliğidir. Kaza kader icabı laik ulusal yönetimlere tabi olmuş ümmet parçaları arasında, "din kardeşliği" temelinde birliği korumak, dayanışmak, düşmanın oyununa gelerek çatışmamak, daha fazla bölünüp parçalanmamaktır benim meselem. Biz ümmette dindarlığı, din kardeşliği şuurunu, imanını ve hayatını güçlendirmeye çalışalım; bunu yaptığımızda, bu konuda başarılı olduğumuzda "ümmeti birliğe götüren adımlar" arkadan gelir ve ona kimse mani olamaz.

Herhangi bir laik-ulus devletinde milliyetçilik ideolojisine sarılarak ümmet bölünüyor ve belli bir kavmiyet herkese dayatılıyorsa buna karşı mücadele etmek de "müslüman ümmet"in vazifesidir. Ama çare bölünmek değildir; –madem ki laiklik ve demokrasi iddiası vardır– bu rejimin gereği olarak "vatandaşlık esasında birlik ve eşitlik" peşinde koşulacaktır.

İslam devleti olsaydı "vatandaşlık" yerine "din" konacak, tam eşitlik din birliğine, adalet ise insan olmaya bağlı olacaktı.

Biz "zulmü alkışlamayan, zalimi sevmeyen, onun hasmı olan ama mazlumu seven" bir kültürden geliyoruz. Kime ve nerede olursa olsun zulmü lanetleriz. Kötü niyetle kullanılacağı bilinen hürriyetler konusunda ise ihtiyatı elden bırakmayız.

Ümmetin bir parçası bütünden ayrılıp yarı/gevşek bağlı veya bağımsız bir devlet kurunca bölünme gerçekleşir; bölünme gerçekleşince menfaatler ve ihtiraslar çatışır, bölünme çatışmaya müncer olur... Tarih boyunca da böyle oldu.

İşte bu sebeple "ümmet bir devlette birleşmiş iken" bunun bir şekilde bölünmesi caiz olmaz. Ama tarihi olaylar ve şartlar sonucu bölünme olmuş ise bu defa "tam bağımsızlıktan birleşmeye doğru giden yoldaki adımların tamamı meşru olur."

(Altan Bey ile, yazışma suretiyle musahebeye devam edeceğim)