Kim, kimin nesi oluyor?

Ergenekon İddianamesi, tüyler ürpertici suçlamalar içeriyor:

Provokasyonların perde arkasından "suikast planları"na kadar çok sayıda sarsıcı hadiseye vurgu yapılıyor; "şok edici" birçok bağlantı detaylarıyla anlatılıyor.

İddianamede Cumhuriyet gazetesi, ulusal medya oluşumunun "merkez üssü" olarak tanımlanıyor.

Tutuksuz yargılanacak olan "Gizli Washington Portakalı" İlhan Selçuk'la ilgili ayrıntı fevkalade enteresan:

Selçuk'un el yazısıyla tutmuş olduğu bir notta, Oral Çelik'e yaptırılması muhtemel bir iş için 500 bin dolar teklif edilmesinden ve bu konuda yapılan bir gizli toplantıdan bahsediliyor.

Cumhuriyet'in patronu sorgu esnasında Ronald Reagan'laşmış, söz konusu notları "hatırlayamadığını" beyan etmiş!

İddianamede "Şüpheli Selçuk'un el yazısıyla yazdığı bu notun içeriği hakkında makul ve mantıklı bir açıklama getirmesi gerektiği halde hatırlamadığını söylemesinden dolayı, tamamen gizli olarak yürüttüğü bir kısım faaliyetlerinin bulunduğu ve bu faaliyetlerin deşifresini önlemeye çalıştığı kanaatine" varılıyor.

İlhan Selçuk ve Oral Çelik isimleri, ilk bakışta birbirine "çok uzak gibi" duruyor, değil mi?

Ancak "derin kazın ayağı" öyle değil...

İpekçi Suikastı'nın yardımcı oyuncusu Oral Çelik, cinayetin organizatörü Abdullah Çatlı'nın has adamıydı; Çatlı da NATO-ABD orijinli "Mister Kontrgerilla"nın "sağcı" tetikçisiydi.

Hal böyle iken, "Oral Çelik notlarını tutan" İlhan Selçuk Sam Amca'nın nesi oluyor, siz karar verin!

Türkiye'nin "derin gerçekleri"ni ısrarla inkar ederek, hala ezberlerini bozmamak için direnenler bu "şok not"taki bağlantıya gözlerini dört açıp baksınlar:

İlhan Selçuk'un içinde yer aldığı 9 Mart Cuntası ile 12 Mart darbesini yapanların "Gizli İktidar"ın sol ve sağ eli olduklarını; Abdullah Çatlı'yla Sarp Kuray'ı aynı mekanizmanın yönlendirdiğini; İpekçi Suikastı'nda yardımcı rolde oynayan Yalçın Özbey'le DHKP-C'li Mustafa Duyar'ın gün gelip de Almanya'da aynı evde buluşmalarının asla tesadüfi olmadığını göreceklerdir.

* * *

Abdullah Çatlı'nın son telefon konuşmalarını yaptığı isimlerden olan Veli Küçük, iddianamede "baş köşe"de yer alıyor.

Susurluk'taki Mercedes'i takip eden araçtakiler meğer Küçük'ün adamlarıymış: Çatlı'ya ait istihbarat raporları böylelikle ele geçmiş, Küçük direkten dönmüş!

Veli Paşa'nın Gazi Mahallesi'nde DHKP-C'ye kahve tarattırdığı, adam öldürme emri verdiği ve halkı sokaklara döktüğü iddia ediliyor.

Veli Küçük'ün Hablemitoğlu Suikastı'nı "Osman (Gürbüz) bu iş yine sana düştü" diyerek azmettirdiği iddianamede yer alıyor.

Küçük'ün Danıştay saldırısını Muzaffer Tekin'le birlikte azmettirdiği vurgulanıyor.

Tekin'in Cumhuriyet'in bombalanması olayını planladığına dikkat çekiliyor...

Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılara ifade veren bir "gizli" tanıktan da söz ediliyor...

Alparslan Arslan'ı tanıdığını açıklayan bu kişinin "A.A'nın Veli Küçük'le samimiyetine şahit olduğu" ve "Arslan'ın 2003'ten beri Küçük ve Tekin'e danışmadan hareket etmediğini, ayrıca Danıştay saldırısı öncesinde bu ikiliden talimat aldığını söylediği" iddianamede yer alıyor.

Danıştay saldırısının ardından, Arslan Ailesi'nin banka hesabında ne hikmetse ciddi artışlar görülmüş!

İddianamede, A.A'nın Danıştay saldırısını "türban kararı için yapmadığı" işaretleniyor:

Alparslan Arslan'ın babası, "Oğlunun Danıştay cinayetini Ergenekon adına işlemediği, türban kararı için yaptığı" yalanını Cumhuriyet'e boşuna söylememiş, değil mi?