7 Şubat Operasyonu, Beşir Atalay ve İHH

Amin Maalouf son kitabı "Doğu'dan Uzakta"nın girişinde Simone Weil'in bir sözüne atıf yapıyor. "Kaba kuvvetle ilişkiye maruz bırakılan her şey alçalır. Darbeyi indiren de darbeyi yiyen de aynı kirlenmeyi yaşar." Weil'in bu lafını eskilerin, "Kötü niyetle iyi murada varılmaz" sözünü de katmak gerekir. Türkiye'nin son bir yılda siyasi olarak yaşadığını en iyi bu sözler anlatıyor.

7 Şubat operasyonu Türkiye'de kendilerini önemli güç görenlerin ve biz istediğimizi yaparız diye düşünenlerin en büyük hareketiydi. Ama ters tepti. Başarılı olamadılar. Bu ülkenin istihbaratının başındaki kişi resmen ve alenen tutuklanmak istedi. Başbakan Erdoğan atv'de katıldığı programda, "Hakan Fidan'dan sonra bana geleceklerdi" dedi. Yani birileri önce Fidan'ı, sonra Başbakan'ı tutuklamaya göze almıştı.

Aynı odaklar MİT olayından sonuç alamayınca bu kez Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın üzerine çullandılar. Beşir Atalay ne yaptı da hedef haline geldi, belli değil. Birilerinin isteklerin yerine getirmediği için hedef tahtasına oturtulduğu iddia edildi. Öte yandan Atalay'ın hem İrancı olduğu hem de KCK tutuklamalarının önünü kestiği tevatürleri de aynı odaklar tarafından sürekli dillendirildi.

Sosyal medyada belirli isimler vargüçleriyle Beşir Atalay'a saldırmaya devam ettiler, ama aynı kesimlerin ortaya koyduğu tek bir gerçek delil bile yoktu. İnsan soramadan edemiyor, Beşir Atalay ne yaptı da belirli grupların hedefi oldu? Niçin başka bakanlara sarmadınız da, sadece Atalay'ı düşman bellediniz? Eğer elinizde delil varsa ortaya koyun. Kimse gerçeği görüp inkar edemez.

Türkiye'de yavaş yavaş İrancı olmak da suça girdi. 2002 yılından bu yana AK Parti komşularla sıfır politikası oluşturmaya çalışıyordu. Kısmen başardı da. Suriye krizinden sonra sıfır sorun politikası zarar gördü. İran'la da aramız haliyle bozuldu. PJAK üzerinden de PKK'ya lojistik destek verdi. Türkiye'deki aynı odakların İran'ın bu politikasını eleştirmesi normal. Ama ortaya öyle bir tablo çıktı ki, İran neredeyse ezelden beri düşmanımızmış gibi bir hava oluştu. Halbuki iş PKK'ya yardım ve yataklıksa İsrail MOSSAD üzerinden, ABD CIA üzerinden bunun amiyane tabirle kralını yaptı. İran düşmanı odaklara sormak lazım, acaba Çekiç Güç (Provide Comfort) niye geldi? 36. Paralel ne ifade ediyor? 1980'lerden itibaren "de facto" Kürt devleti haritalarını kim çizdirip dağıtıyordu?

Ee, ABD ya da İsrail'i niye eleştiremiyorsunuz? Onlar PKK'ya yardım etmediler mi? Silah ve lojistik sağlamadılar mı? Rusya'ya, Almanya'ya, Fransa'ya da kafa tutun? Çok güçlüler değil mi? Ne de olsa İran daha kolay lokma. Eleştirsen de yersen de İran'dan bir şey gelmeyeceğini biliyorsun. Ama İsrail'e, ABD'ye bir şey desen bunun bedeli olacağından korkuyorsun.

Bir de işin İHH Vakfı kısmı var. Mavi Marmara olayında haksız, hukuksuz yere İHH'nın yardım gemisindeki masum vatandaşlar huncarca katledilirken hükümet dışında kimse İsrail'e kafa tutmadı. Hatta Başbakan bu durumu tanımlarken "savaş sebebi" tabirini kullandı. Gazze'ye yardım götüren başka yardım kuruluşları da İHH'ya göndermede bulunup, "Bakın gördünüz mü, biz yardım götürünce hiçbir sorun çıkmıyor" mealinde açıklamalar da bulundular. Sanki İHH terör faaliyetlerine yardım eden bir vakıfmış gibi gösterilmesine birileri çanak tuttular.

Ortaya çıkan tablo şu: Önce 7 Şubat denendi, ama başarılamadı. Başbakan bu oyunu bozdu. Hakan Fidan ve dolayısıyla Başbakan Erdoğan koltuğundan olsa ya da cezaevini boylasa buna en çok kim sevinir? Cevap İsrail.

İran'a Batı merkezli askeri ve diplomatik (ki yaptırımlar tam gaz sürüyor) olası bir operasyon başlatılsa ve Türkiye İran'la arasını bozsa bundan kim memnuniyet duyar? Cevap İsrail.

Avrupa Museviler Kongresi 2010'da AB'den İHH'nın terör örgütü ilan edilmesini istemişti. AB ya da Amerika böyle bir karar alsa, kim göbek atar? Cevap İsrail.

Gördünüz mü bak, içeride yapılan, denenen her provokasyon hep İsrail'e yarıyor. Şimdi biz bu durumdan niye rahatsız olmayalım? Ortada bu gerçekler dururken niçin dilimiz sussun?

Hükümete destek olmak ya da dostane eleştiriler yapmak varken sümenaltından su yürütmenin kime ne faydası var?

Bu tür şeylerin dile getirilmesini fitne ya da uydurma değil, gerçeğe dayanan iyi niyetli argümanlar olarak algılamak gerekir. Çünkü herkes her şeyin farkında. Hani Francis Ford Cappola'nın The Conversation diye bir filmi vardı, başrolünde Gene Hackman oynuyordu. Orada dinleyenleri dinliyorlar, izleyenleri izliyorlardı. Sonra bize bir şey olmaz diyenler başlarına geleni görünce bütün foyaları dökülüyordu.

O yüzden darbeyi vuran da, darbeyi yiyen de bu süreçten zararlı çıkar. Ve en önemlisi kötü niyetle iyi murada varılmaz.

Twitter.com/cemkucuk55