Yalanlar üstüne!

Bazı insanların hayatları yalanlar üstüne kuruludur. Yalandan çıkamadıkları için düzenlerini çıkarlarına göre kurarlar. Bazıları gelip geçse de o isimler hep vardır. Çünkü ne yapar ederler zeytinyağı gibi üste çıkarlar. İtiraz edecek olursunuz ya da 'Ama siz eskiden böyle konuşmuyordunuz' dersiniz, sizi bile bastırırlar. Dün tükürdüklerini bugün yalamakta hiç beis görmezler. Hep hancıdır onlar.

'Yeni Şafak'ta Cem Küçük diye biri yazıyormuş ve geçenlerde benden söz etmiş.' Nazlı Ilıcak böyle buyurmuş. Yani beni tanımadığını, umursamadığını söylemiş. Ama yalan yazmış. 27 Temmuz 2012 tarihli Sabah Gazetesi'nde yazdığı 'Kürt Devleti' yazısında halbuki benden bahsediyordu. Komplo Teorisi programının Ecevit'e yönelik Troyka Komplosu bölümünde seve seve konuk olan oydu.

Olabilir, yaşlılıktan hatırlamıyordur. 12 Haziran 2001'de Yeni Şafak'ta 'Aydın'ın Tefi ve Yalan Yasası' yazısında Aydın Doğan'ın hanımı için, 'Eşi Sema da, basma entarili, takunyalı, üzerine Gümüşhane'nin havası sinmiş, çekingen, az konuşan çok dinleyen bir kadıncağızdı. Ya ilkokul, ya da ortaokul mezunuydu. Bu yüzden haddini bilir, 'Ali topu at, Ayşe sen tut'u aşan ve entelektüel birikim isteyen konulara girmezdi' diyen Nazlı Ilıcak, beni hatırlasa ne olur hatırlamasa ne olur.

Bir önceki yazımda Nazlı Ilıcak'ın bazı yazı ve kitaplarının kaynağının bir güvenlik bürokratı olduğunu yazmıştım. İsim vermediğim ve cemaatten hiç bahsetmediğim halde Nazlı Hanım nedense bülbül gibi dökülmüş. Hem bürokratın adını vermiş ve işi gelmiş Cemaat'e bağlamış. Halbuki benim kastım Cemaat filan değildi. Merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söylermiş. Nazlı Hanım'ın durumu tam da bu olmuş. O güvenlik bürokratının adını vermiş. O güvenlik bürokratının cemaatçi olup olmadığını bilmiyorum. Hiçbir bilgim yok. Ama Nazlı Hanım'ın o ismi böyle koruyup kollamasını pek hayra yormadım.

Nazlı Hanım'ın bazı yazı ve Her Taşın Altında Cemaat mi Var? kitabını kendisinin yazdığını söylüyor. Peki o bilgi ve belgeleri ona uzaylılar mı getirdi? Çok gizli ve ancak Emniyet'te olabilecek o belgeleri Nazlı Hanım telekinezi yöntemiyle aldıysa bilemem. Ayrıca o güvenlik bürokratıyla ilgili olarak, 'Tanıdığım kadarıyla ne kendisi ne de ailesinin fertleri Gülen camiasındaki insanlara pek benzemiyor' diye yazması da zaten o kişiyi tanıdığının kanıtı.

Ayrıca istihbarat savaşlarında birinin tarafı olursanız er ya da geç harcanırsınız. Emniyet içinde yakın geçmişte taraf tutan gazeteciler oldu. İstihbaratçıların verdiği bilgileri toplayıp kendi adını koyan gazetecilerin başına pek de iyi şeyler gelmedi. Deneyimli gazeteci Hikmet Çetinkaya'ya, 'Siz Cemaat'le ilgili 15 kitap yazdınız ama başınıza bir şey gelmedi' diye sorulduğunda, 'Ben deneyimli gazeteciyim. Polis içi istihbarat savaşında taraf olmadım' demişti.

Nazlı hanım siz geçmişte Özal suikastının baş şüphelisi Özel Harpçi Sabri Yirmibeşoğlu'na, Susurlukçu İbrahim Şahin'e bile destek çıktınız. Evinizde ağırladınız. Bu ilişkilerden duyduğunuz sıkıntıları ve keşke yapmasaydım dediğinizi yakın çevrenize söyleyip duruyorsunuz.

Benim savunduğum ilke çok basit: Eskiden nasıl askeri vesayete karşıysam, şimdi de başka güvenlik bürokratlarının vesayet kurmalarına karşıyım. Askerlerin internet siteleri kurdurup Başbakan hakkında kara propaganda yapmaları nasıl suçsa, aynı şekilde başka güvenlik bürokratlarının siteler kurdurup Başbakan hakkında yalan haber yapmaları da suçtur. Bürokrat dediğin Başbakan'ın emrindedir. Başbakan'ın bir işaretiyle hizaya geçer. Başbakan'a operasyon çekmez. Çekerse bedelini ağır öder.

Nazlı hanım ne yazık ki siz Başbakan'la Fethullah Hoca'nın arasını açmak isteyen birisiniz. 7 Şubat olayı patlak verdiğinde Hüseyin Gülerce bile savcıları en sert şekilde eleştirmişti. Ama siz o olayda nedense hep savcılara arka çıktınız. Bir ayağı İsrail'e dayanan bu olayda Başbakan'ın yanında yer almak varken, onu suçladınız.

14 Haziran 2012'de Dört Bir Taraf programında Nagehan Alçı, 'Başbakan, yarım saat sonra Hocaefendi'yi yurda davet edecek' dediğinde ona gülmüştünüz. Sonra Başbakan çağrıyı yapınca yüzünüzdeki donuk ve bitik ifadeyi unutamıyorum. Siz Başbakan'la Fethullah Hoca'nın arasının gerilmesinden memnunsunuz. Buna delil olacak çok ama çok bir olay daha yaşadınız ama onu sonra yazarım. Herhalde onu da inkar etmezsiniz.

Başbakan sizi son 5-6 yıldır ciddiye almadığı için, umursamadığı için ona kızgınsınız. Gezi dahil bulduğunuz her fırsatı Başbakan aleyhine kullanıyorsunuz. Meşru hükümeti adeta sorguluyorsunuz. Benim derdim bununla. Seçimle gelen seçimle gider Nazlı hanım, istihbaratçılarla değil.

Ha bu arada vaktiniz olursa bir ara Türk derin devlet yapılanmasının en tepe isimlerinden olan ve adını sıkça andığım İbrahim Keresteciyan Türker'den de bahsedersiniz artık. Pardon ya, Türker'e bağlı çalışan Sabri Yirmibeşoğlu'na boşuna destek çıkmıyordunuz siz. Anladım şimdi.

12 Haziran 2001'de Yeni Şafak'ta Aydın'a Sorular başlığı altında, 'Aydın, porno yayıncılıktan mahkûm edildi mi? Yasağa rağmen promosyon yaptıkları için, medya kuruluşları trilyonlarca lira para cezasına çarptırıldı. Acaba Aydın, bu cezaları devlete ödedi mi?' diye sormuşsunuz. Merak ettim bunların cevaplarını da verir misiniz lütfen. Yaşlılıktan hafıza problemi çekiyorsanız, ben yardımcı olurum size.

Twitter.com/cemkucuk55