Organik gövdeden mekanik gövdeye

"Maaşallah kalbin bir saat gibi çalışıyor?" demekle bir organik faaliyeti mekanik faaliyete benzetmekle kalmaz, mekanik olanın üstünlüğüne de atıf yapmış oluruz.

Kalbin işleyişi sağlıklı, saatin işleyişi ise düzenlidir. Aksi takdirde kalp hastalanmış, saat ise bozulmuş demektir. Organizma hastalanınca tedavi, mekanizma bozulunca tamir edilir.

Kısacası, sağlıklı veya hastalıklı olmak ve hastalanınca tedavi edilmek organik (canlı) yapıların, buna mukabil düzenli veya bozuk olmak ve bozulunca tamir edilmekse mekanik yapıların özelliği.

Yeniçağla birlikte bu iki farklı yapı biçimi neredeyse hissedilemeyecek derecede içiçe geçti. Matematik "evrenin dili" olarak ilan edilince, doğanın işleyişi organik değil, mekanik olarak tasavvur edilmekle kalmadı, böyle tasvir edilmeye de başladı.

Bu tasavvur ve tasvirlerin sonucunda modern insan artık doğanın ve doğal yaşamın faaliyetlerini birer mekanik işleyiş suretinde algılamaktan kolay kolay kaçınamaz.

Gerçeğin algısı değişince, ne garip değil mi gerçek de o anda değişiveriyor.

H H H

Bu girişi aktüalize etmek amacıyla organik-mekanik kavram çiftini siyasî alana çekip düşünmeye devam edelim.

Acaba 'devlet' dediğimiz şu koca yapıyı nasıl tasavvur ediyoruz?

Bir organizma olarak mı, yoksa bir mekanizma olarak mı?

Bu soru ciddidir ve ciddiye alınmaya lâyıktır. Çünkü Türkiye'de yaşanmış ve yaşanmakta olan tüm siyasî/idarî krizler, esas itibariyle devletin organik veya mekanik bir karaktere sahip olup olmamasıyla ilgilidir.

Hatırlanırsa, Osmanlı devleti için "hasta adam" benzetmesi yapılmıştı. N'oldu, hasta adam yere yıkıldı, hiçbir ilaç, hiçbir cerrahi müdahale, ameliyat, vs. onu kurtaramadı. Hasta adam yaşayamadı. Yaşatılamadı. Öldü.

Devlet ölür mü? Ölür. Devlet eğer bir organizma, yani bir canlı ise, ölür! Hem de göz göre göre, acı çeke çeke ölür. Devlet canlı değilse, bir animası, bir ruhu yoksa, ölmez.

H H H

Bir makineyi bir organizmadan ayıran en belirgin fark duygularının olmamasıdır.

Makineler acı çekmez.

Canlılar, yani canı/ruhu olanlar ise acı çeker. (Descartes hayvanları 'canlı' kabul etmezdi. Bu yüzden de acı çekmeyeceklerini iddia ederdi.)

Makineler acı çekmedikleri için hasta olmazlar, bozulurlar sadece. Kurucu ilkeleri rasyonel olduğu için, işleyişleri de rasyoneldir. Tamirleri de öyle.

Bir organizma hastalandığında sadece tedavisine başlanmakla kalınmaz, iyileşmesi için dua da edilir.

Niçin?

İşleyişindeki rasyonalite tümüyle izlenemediği, tümüyle belirlenemediği için.

Türkiyede devlet içinde varolan organlar-arası uyumsuzluk ve çatışma, organizmanın kurucu ilkelerinin aklen izlenebilir, denetlenebilir bir mahiyette olmamasından kaynaklanıyor.

Kabul etmeliyiz ki karşımızda bir organizma var, ve ne yazık ki bu organizmanın yaşadığı sorunların denetlenilebilir bir rasyonalitesi yok! Havalar soğuk olsa da hastalanıyor, olmasa da. Yağlı yese de eli ayağı şişiyor, yemese de. Uyusa da kabus görüyor, uyumasa da. Sadece fizyolojisi mi? Psikolojisi de öyle. Neredeyse tümüyle marazî.

H H H

Kutsal organizmalar olur ve fakat kutsal mekanizmalar olmaz.

Totaliter rejim yanlıları, zannedildiğinin aksine, devleti bir mekanizma suretinde algılamazlar. Devleti bir organizma olarak görürler. Organları olan, yani başı, ayağı, eli, kolu olan bir gövde gibi... Evet, kutsal bir gövde gibi... Önüne çıkanı ezen dev bir gövde gibi.

Peki halk nerede?

Halk bu gövdenin dışında. Kutsal gövde yaşarken isteyerek de ezer bu halkı, yere devrilip can çekişirken istemeden de ezer.

Olmadığından mıdır, kullanamadığından mıdır bilinmez ama aklıyla değil, duygularıyla hareket eden, yüksek tansiyonlu, damarları tıkanmış, şeker hastası, sinirli, evhamlı, aksırıklı, hıçkırıklı, aksi, huysuz, geğiren, böğüren, bağıran, horlayan, zırlayan, kıllı bir kutsal gövdenin iyileşmesi için dua edilmeli.

Organize ekiplerin bu gövdenin kalbi hakkında "bir saat gibi tıkır tıkır işliyor" demeleri ilginç. Belki plastik bir kalptir, belki de yapay kalp. Şimdilik tıkır tıkır işleyen sadece kalbi.

Bir saat gibi, tıkır tıkır.

"Bitkisel yaşam"a yetecek kadar.

Tıkır tıkır.