Yaşayan Ölüler!

İnsanoğlunun her şeyi kişi başına düşen gelirle ve gelişmişlik düzeyiyle ölçmeye çalıştığı ve çok övündüğü modern zamanlarda yerküreyi açlık esir almış durumda.

Açlık ve modernizm ne kadar zıt kavramlar gibi görünüyorlar değil mi? Sözümona açlık; eskiye ait, modernizm; geleceğe ait... Ama modernizm belki de insanlık tarihinde hiçbir dönem olmadığı kadar insanları, diğer insanlar aracılığıyla semiriyor, yok ediyor.

İnsanlar diğer insanların yok olmasına seyirci kalırken "insan insanın kurdudur" düsturunun yol açtığı yok oluşa şahitlik ediyor. İster bunun adını emperyalizm, ister küreselleşme veya bilmem ne koyun hiç önemli değil. Önemli olan bugün sayıları milyara varan insanların açlık çekmesi ve yine sayıları milyonlara varan insanların açlığa bağlı nedenlerden dolayı en temel hakkı olan yaşam hakkından mahrum kalmalarıdır...

Çok övünülen modern zamanımızda her yedi kişiden biri her akşam aç olarak yatağa giriyor. Rakamı abartılı mı buldunuz? Bilakis ben Birleşmiş Milletler'in verilerini yuvarlayarak yedide bir oranına ulaştım. Gerçek oran daha da yüksek...

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) verilerine göre günümüzde her akşam yaklaşık 925 milyon kişi aç yatıyor ve her gün bu aç nüfusa 219 bin kişi katılıyor. Dünya nüfusunun 6,9 milyar kişi olduğunu hatırlarsak, her yedi kişiden birinin maalesef "modern zamanda" aç uyuduğunu görüyoruz.

Aç uyumanın da ötesinde, bu trajedinin son perdesi Afrika ve özellikle Somali'de ölüm şeklinde tezahür ediyor. Bu yaşananları bölgedeki kuraklığa bağlamak ise son derece safiyane bir yaklaşım olur. Şüphesiz, kuraklık sonucu kıtlık Afrika'da ve diğer bölgelerde daha önceki dönemlerde de yaşanmıştır. Lakin "açlık" nedeniyle Afrika'da yaşanan toplu ölümler sömürgecilikle başlamıştır.

Tüm kolonyal toplumlarda olduğu gibi, genelde Afrika kıtasında özelde ise Somali'de bugün yaşananların temel nedeni kuraklık değil, emperyalist sömürgeciliktir. Hadi diyelim ki, şimdi yaşanan kıtlıkta iklimsel etkiler çok önemli bir rol alıyor. Peki, sera gazlarını atmosfere salıp iklimi kim bozuyor? Tabii ki yine emparyal güçler...

Eski Somali toprakları, II. Dünya Savaşı sonrasında, Batılı sömürgeci güçlerin stratejik, ekonomik ve siyasi çıkarlarına ve aralarındaki denge hesaplarına göre, Somali, Kenya ve Etiyopya ve daha sonraları da Cibuti ve Eritre olarak taksim edilmiştir. Bağımsızlığını ise diğer sömürgelerin kazandığı türden ancak 1960 yılında kazanmıştır.

Somali, bağımsızlığının ardından 1970'li yıllarda kendisine yetebilecek miktarlarda önemli tarımsal üretim yapıyordu. 1980'lerde Dünya Bankası ve IMF'nin Somali'ye tavsiyeleri ve uygulamaları (yaptırımları) Somali'nin ekonomik dengesini çökertirken, tarımı dışa bağımlı hale getirdi. Çöken mali yapının ardından gelen iç savaş da tüm sosyo-ekonomik dengeleri alt üst etti.

Somali zengin petrol ve maden yataklarına, bağlıkçılığa elverişli bir kıyı şeridine ve verimli topraklara sahip bir ülkedir. Diğer Afrika ülkelerinde olduğu gibi Somali'de de ülkenin tarım arazilerinin 3'te biri yabancı şirketlere özellikle bio-yakıt yapma amacıyla "endüstriyel tarım" alanı olarak kiralanmış durumdadır. Ülkede bugün tarım yapmaya uygun arazi büyüklüğü 9,5 milyon hektar olsa da, bu arazilerin sadece yüzde 2'sinde tarım yapılabilmektedir.

Dünyanın bir tarafı aşırı yemekten "obez tedavisi" görüyor, diğer tarafı yiyecek bulamadığı için ölüyor. Çok klişe oldu değil mi? O zaman hiç klişe olmayan birkaç tezadı, "yaman çelişkiyi" paylaşalım.

Somali denizlerinden yabancıların kaçak avlanma sonucu elde ettikleri ekonomik değer 450 milyon dolardır. Dünya Bankası'nın ve Birleşmiş Milletler'in hesaplamalarına göre bölgeye 1,4 milyar dolarlık ek bir yardıma ihtiyaç vardır. Sadece Somali'den bir yılda çalınan deniz mahsulleri bu rakamın üçte birine denk gelmektedir. Nasıl bir tezat ama!

Bu tezatlıkların yanında bir gerçeklik var, o da insanların modernite çağında "açlıktan" ölmeleri. En büyük gerçeklik ise bölgedeki kamplardan birinin isminin "Yaşayan Ölüler" manasına gelen "Bolo Bahti" olması...