Tefsirler

'Bilimin gelişmesiyle hepimizce malum pek çok ayetin sırrı son birkaç yüzyılda açıkça meydana çıkmış, tefsir edilebilmiştir. Benim merak ettiğim ise bin yıl hatta birkaç asır önceki tefsirlerde bu konularla ilgili en ufak bir ilmi gelişme yokken bu ayetler nasıl açıklanıyordu? Parmak izine, gök cisimlerinin dönmesine, karışmayan deniz suyuna ve buna benzer yeni anlaşılmış onlarca ayet. Eski müfessirler bu ayetler hakkında da bir şeyler yazsalar gerek. Yoksa açıklamadan geçmişler midir? 'Aç oku merak ediyorsan eski tefsirleri' derseniz eğer, bizim muhakkak sizin kütüphanenizde mevcut olan o eserlere hem ulaşmamız zor hem de aradığımız bilgiye ulaşmamız sizin kadar kolay değil. İşte bu yüzden alimlere sorulmaz mı çoğu şey…'

Cevap:

Ehl-i Sünnet'in iki büyük imamından biri olan Ebû Mansur Mâtürîdî, Allah'ın varlık ve birliğini bilme, bu bilgiye ulaşma bakımından aklın da bir ilahî elçi (resul) olduğunu söyler. Akıl yalnızca Allah'ın varlık ve birlik bilgisine ulaşmakla kalmaz, duyu organları, bunları güçlendiren araçlar, ilham gibi yardımcılarla daha pek çok bilgiye ulaşır, icad ve keşfe kılavuzluk eder. Allah Teâlâ insanları, binlerce yıllık birikimle ulaşacakları noktada yaratmamış, bu noktaya ulaşma kabiliyeti ile yaratmıştır. İlk adımı ikincisi takip eder, bilim, teknik, icad, keşif gelişerek devam eder, insanoğlu ihtiyacını, Allah'ın lutfu olan bu bilme ve bulma araçlarıyla karşılar. İnsanoğlu tekerleği icad etmek için peygamber gönderilmesine muhtaç değildir, bunu zamanı gelince kendisi bulacaktır. Ama insanoğu yeryüzünde kendine yakışan hayat düzenini kurmak ve bunu koruyarak geliştirmek için ilâhî rehberliğe muhtaçtır ki, bu rehberliği, Allah'tan bilgi (vahiy) alan Peygamberler yapmaktadırlar.

Allah'ın ilminin sınırı olmadığı için O, birgün kullarının, denizlerin derin diplerine dalıp üç tabaka karanlığı keşfedecekelerini, göklere çıkıp atmosferi geçerek nefes alamaz hale geleceklerini ve basınç değişikliği yüzünden uğayacakları sıkıntıyı yaşayacaklarını, parmak izlerinin fonksiyonunu, dünyanın ve gök cisimlerinin şekillerini ve hareketlerini doğru bileceklerini, mikrobu keşfedeceklerini… bilmektedir. Paygemberler yaşarken mucizeler, akıllarıyla değil de duyu ve duygularıyla inanabilen insanlara kolaylık sağlıyordu. Daha sonraki çağlarda gelip yaşayacak insanlara da inanmada kolaylık olsun veya imanları güçlensin diye ertelenmiş mucizeler vardır; işte Kur'an'da açıkça veya işaret yoluyla zikredilmiş, eskiden anlaşılamamış, sonra bilimin gelişmesiyle anlaşılabilir hale gelmiş bazı olaylar ve olgular bunun örnekleridir.

Bunlara eskiler ne demişler, nasıl anlamışlar sorusuna gelince:

Allah'ın sonsuz gücüne, ilmine ve hikmetine delalet edecek şekilde yorumlar yapmışlardır; bu yorumlar gerçeğe uygun olmasa bile asıl amaç olan delaleti (Allah'ın ilim, kudret ve hikmetini göstermesi) korunmuştur. Nitekim yine Mâtürîdî, birbirine karışmayan iki deniz diye tercüme edilen kısmı (Rahman: 55/20) 'cinleri, odundan çıkan ama ondan ayrılmayan alev ucundan yarattı' şeklinde tefsir ettikten sonra 'bize gerekli olan bunun mahiyetini anlamak değil, buna kadir olan Allah'ın kudretini idrak etmektir' diyor.

Bu iki denizi 'tatlı ve tuzlu denizler' diye anlayan çok eski müfessirler vardır. Bu arada 'yer ve gökteki denizi', 'Arap yarımadasının birbirinden ayırdığı iki deniz' şeklinde yorumlayanlar da olmuştur.

Yine çok eski tarihlerde gök cisimlerinin daire şeklindeki bir yörüngede döndüklarini ifade eden alimler vardır, ama güneş ve diğerleri batıda denize dalıp yüzer, sonra doğudan çıkar diyenler de olmuştur.