Kabataş, taciz, insaf

Bir kalbiniz vardı, onu hatırlayınız

Cahit Zarifoğlu

Otobüsten 'İran'a defol' tezahüratları altında inmek zorunda kalmak,

Minibüste 'Sen önce o başındakini çıkar' cümlesiyle biten bir üsluba muhatap olmak,

Fakülteye, kafası ampül şeklinde çizilmiş başörtülü bir kadın silüetinin yanı başına yazılmış 'AKP okulumuzdan defol' pankartları arasından geçerek yürümek,

Hasbelkader aynı pizzacıda bulunan bir ayyaş tarafından başörtümün çekiştirilmesi…

Hayatımın bir döneminde bunların hepsini ve ne yazık ki daha fazlasını yaşadım.

Hiçbirinin kaydı yok.

Zaten ilk ikisinde daha akıllı telefonlar icat olunmamıştı.

Diğerlerini yaşarken de, bir yandan olan biteni kaydetmem gerektiğini akıl edememiştim.

Benim hatam.

Başı açık bir kadın kadar beyanımın 'esas' kabul edilmeyeceğini öngörmem gerekirdi.

Z.D. başı açık bir kadın, kayınpederi CHP'li bir belediye başkanı, sahip çıkan kişi de Kemâl Kılıçdaroğlu olsaydı, kimse MOBESE fetişizmine dûçâr olmayacaktı.

Ağustos 2011'de, şort giydiği için otobüsteki biri tarafından darp edildiğini iddia eden voleybol oyuncusu N.İ.'nin başına gelenleri hatırlayın.

Medya, 'kamera kaydın var mı bakalım' baskısı yapmayarak, 'kadının beyanı esastır' ilkesince haber yapmıştı. Amma velâkin N.İ.'nin aldığı doktor raporunda 'darp izi yoktur' neticesi ortaya çıkınca, birkaç görgü tanığı da söz konusu kişinin değil, bizzat N.İ.'nin yumruk attığını polise anlatınca işin rengi değişmişti.

Belki N.İ.'nin anlattıkları gerçekten doğruydu veya değildi. Yine de ilk tavır, olması gerekendi. Adli süreçte gerçekler ortaya çıkabilir ama evvelâ taciz edildiğini iddia eden kadının beyanını esas alarak, onu bu sefer 'kara kamu'yu da arkana alarak taciz etmeye devam etmemek gerekir.

Ve yine bu tekil hadise, toplumda şort giyen kadınları taciz eden dangalakların olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor, bu dangalakların hepsine kefil olmayı da gerektirmiyordu.

Z.D.'nin başına gelenlerdeyse tam tersi işledi.

Olayın medyaya yansıdığı ilk günden itibaren Z.D.'nin beyanını esas almak şöyle dursun, içlerinde kadın hakları savunucusu olduğunu iddia eden kişiler de dahil 'göster bakalım kamera kaydını' pornografik talimatını vermekten öte hiçbir şey yapmadı.

Saldırıdan sonra İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından verilen, Z.D.'nin sağ diz üst iç kısımda 3 adet 1.5 santimetre çapında, iç alt kısımda 1 adet 1 santimetre çapında ve sol diz üst dış kısımda 1 adet 1.5 santimetre çapında koyu mor renkli ekimozlar olduğunu belirten raporu yok sayıldı.

Sanki memlekette on yıllardır süren, cumhuriyetin ilk 80 yılı boyunca resmî politika olarak benimsenmiş bir başörtüsü ırkçılığı ve bunun gururlu failleri yoktu.

Sanki Gezi eylemcilerinin hepsi yedi tas kutsal suyla yıkanmış meleklerdi ve hepsine kefil olmak her Gezicinin üzerine vazifeydi.

Sanki Z.D.'nin yaşadıkları yalanlansa, mesela Taksim metrosunda 'senin gibi böcekleri ezmekten geliyorum' diyerek başörtülü kadının üzerine yürüyen Gezici ve benzerleri buhar olup havaya karışacaktı.

Gezi'yi âdeta seküler bir hac mekânıymış gibi kutsayanlar, bir karış ötelerinde gerçekleşen tacizleri görmemeyi seçtiler. Zira yan yana durmak zorunda hissettikleri gruplar süzme faşistti ama 'uzun adam'ı yıkmak için her yol mübahtı.

Gazze eylemlerindeki bir ırkçı pankart sebebiyle yüzbinlerce eylemciyi ırkçı ilan eden seküler süper zekâların, günlerce faşist gruplarla omuz omuza aynı mekânda dayanışarak eylem yaptığı hakikatini hiçbir 'efsane' unutturamaz, içiniz rahat olsun.

Aradığımız insafa bu kez de ulaşamadı, geçmiş olsun.

***

Başörtülü bir kadının karşısında kendisini tecavüzcü gibi hissettiğini dile getirerek,

'411 el kaosa kalktı' manşetleri atılırken, yönettiği gazetede 'Burka da üniversiteye girecek mi?' haberciliği yaparak başörtüsü ırkçılığı tarihine adını altın harflerle yazdıran 'onurlu gazetecimiz', laik mahalle baskısına yenik düşerek yelkenleri indirdi.

İzlediğini iddia ettiği taciz görüntülerini hâlâ 'İzlemedim' demedi. Fakat 'O kadar emin konuşmamalıydım' diyerek günah çıkardı, mahalleden affını talep etti. Karşılık bulur mu bilinmez de ben bir insan bir görüntüyü izleyip izlemediğinden nasıl emin olamaz; izlediyse emin olmadan konuştuğu tam olarak nedir, ona takıldım.

Aydınlatırsa, bahtiyâr oluruz.