PKK'yı, Kürt petrolü bitirdi

PKK'nın silah bırakması, Kandil'den bugün yapılacak açıklamadan sonra sınır ötesine çekilmeye başlaması, Türkiye'de iç barışın yeniden inşası yönünde çok yoğun bir enerjiye, özverili çabalara tanık oluyoruz. Siyaset, medya, iş dünyası ve sivil toplum örgütleri tam bir seferberlik havasında çalışıyor. Bu yönüyle tarihi nitelikli gelişmeler oluyor.

Ama gözden kaçırdığımız bir nokta var. Sürecin Türkiye dışında bölgeye etkileri üzerinde fazla durulmuyor. Barış süreci ile bölgenin yeniden şekillenmesi arasında inanılmaz bir bütünlük var. Üstelik bu bütünlük, sadece Türkiye ve bölgesel güçlerle de sınırlı değil. Neredeyse uluslararası sistem, bütün unsurlarıyla Türkiye'nin iç barışını destekler pozisyona girdi.

Türkiye içi tartışmaları, analizleri dikkatle izliyoruz. Ama kişisel olarak, sürecin başladığı günden bu yana, bölgesel etkileri üzerinde hiçbir şeyi kaçırmamayı daha çok önemsiyorum. Yakın komşularımızdaki her hareketi, olumlu-olumsuz gelişmeyi, ABD-Avrupa cephesindeki yaklaşımları dikkatle izliyorum.

İzledikçe; uluslararası sistemin ve bölgesel konjonktürün Türkiye'nin önüne çok geniş bir hareket alanı çıkardığını, Türkiye'nin bunu iyi kullandığını, barış ve ortaklık üzerine güç arayışına girdiğini görüyorum. Bu; PKK meselesinin kontrol altına alınmasından sonra sürecin Türkiye dışı etkilerinin de şaşırtıcı bir hal alacağına işaret ediyor. Suriye meselesini bu yönde değerlendirmek gerekiyor. Şimdilik tıkanmış gibi görünen kriz zaten uzunca bir süredir öyle değerlendiriliyordu.

Ama Irak'a pek dikkat edilmiyor. Son günlerde Kerkük ve çevresinde yaşananlar, sürecin bölgesel niteliği üzerine dramatik bir örnek sunuyor. Nuri El Maliki yönetiminin, Suriye konusunda aldığı pozisyon, Tahran-Bağdat-Hizbullah dayanışmasının, sadece Suriye'de krizi daha da derinleştirmediği, Irak'ı da ikiye ayırdığı söylenebilir.

Maliki'nin Kuzey Irak yönetimi ile sorunları her geçen gün derinleşirken, son günlerde Sünnilerle çatışmaların ürkütücü boyutlara yükselmesi, belki de Suriye kadar önemli bir meseleyi önümüze koyuyor. Bağdat hükümetinde ardı ardına istifalar ve görevden alınmalar yaşanırken, Irak birlikleriyle Sünniler arasındaki çatışmalarda ölenlerin sayısı 100'ün üzerine çıktı. Daha da devam edecek gibi. Öyle ki, Mukteda es-Sadr bile, Bağdat yönetiminin uygulamalarından şaşkınlığını dile getiriyor. Güvenlik operasyonu olarak nitelenen müdahaleler aslında bir sindirme, tasfiye operasyonu olunca, Maliki hükümetine karşı olan herkes düşman kategorisine giriyor, bunun sonucu olarak da direniş cephesi genişliyor.

Birilerinin; Bağdat ile Kürtler, Bağdat ile Sünniler arasındaki tansiyonu acilen düşürmesi gerekiyor. Türkiye ile Kürtlerin yakınlaşması, barış sürecine bağlı olarak PKK'nın çekilmesi, Bağdat merkezli bu çatışmaları çok fazla tırmandıracak çünkü. Eğer kontrol altına alınamazsa, bir Suriye cephesi de Irak'ta açılacak demektir.

İfade etmek istemiyorum ama, mezhep eksenli bölünme bölgeselleşiyor. Kimlik çatışmalarına karşı duran ülkeler bile, siyaseten bu bölünmeye teslim oluyor sanki. Bölgenin yeni güç haritası etnik kimliklerin ötesinde Şii ve Sünni gibi iki kimlik eksenli bölünme şeklinde olacak gibi. İran merkezli Şii dayanışması Suriye cephesini ayakta tutmaya çalışırken, 'Türk-Kürt-Sünni' formülü, Türkiye merkezli bir bölgesel yapılanma olarak öne çıkıyor.

Bütün bunlar üzerine çok şey söylenebilir, soğukkanlı tartışmalar yapılabilir.

Ancak; 'Petrol yeni bir harita çiziyor' desek belki de en şaşırtıcı sözü söylemiş olacağız. Stratejik değerlendirmeler, kimlik analizleri veya barış projeleri üzerine çok söz var söylenecek. Petrol ve enerji paylaşımı bütün bunları bir şekilde yönetiyor, yönlendiriyor demek, bu konjonktürde pek de akıllıca bir söz olmaz ama biz diyeceğiz.

Kuzey Irak petrolleri üzerine bir tür uluslararası pazar oluştu. Kürt yönetimi bu pazarı çok iyi kullanıyor. Türkiye, bu pazarla ilgili hemen her projenin içinde. Barış arayışları da, yeni çatışma alanları da bu pazardan ve paylaşımdan besleniyor.

Birinci Dünya Savaşı döneminde Kafkas petrollerinin bölgeyi nasıl şekillendirdiğini, 20. Yüz yıl boyunca Ortadoğu petrollerinin nasıl bir kaos ve sistem oluşturduğunu bilenler için, yeni petrol paylaşımının nelere kadir olduğunu anlamak güç olmayacaktır. Uluslararası sistem ve bölgesel konjonktür bu yeni pazar paylaşımında PKK gibi 'oyun bozucu', güvenlik sorunu oluşturacak bir yapı istemiyor. Bölgenin güvenli hale gelmesi için ne gerekiyorsa yapılacak. Buradan hareketle, İran'ın ya da Bağdat yönetiminin Türkiye'deki barış sürecini aksatmak için çok şey yapabileceğini söylemek mümkün. Başarabilirler mi, hiç sanmıyorum ama deneyecekler. PKK'nın silah bırakması İran için bu yüzden bir kabustur.

Irak merkezli çatışmaları biraz bu yönden okuyalım. İş çok ciddi, krizin büyüme ihtimali çok yüksek. Devam ederse Suriye savaşı Irak'a taşınacaktır.

Bunları bilelim ama biz yine kendi barışımıza dönelim. Çünkü bizim için, bu ülkede yaşayan herkes için kırk yıllık savaşın bitmesi, kanın durması, bütün petrol pazarlıklarından, strateji hesaplarından çok daha önemli. Petrol biter, gaz biter, biz bu topraklarda binlerce yıl daha varlığımızı sürdürürüz.