İbrahim Paşalı'dan alıp veremediğim

'İnsanları kaderleri karşılaştırır, karakterleri yakınlaştırır, kararları anlaştırır.' Böyle söyleniyor.

Dönüp bakıyorum: İbrahim Paşalı'yla 'karşılaşalı' tam yirmi yıl olmuş. 1993, Kardelen dergisi.

Sezai Karakoç, 'kaderin üstünde bir kader vardır' der. Süheyl Ünver'in 'yüksek kader' dediği şey, belki de budur. Yirmili yaşların başında tanışan bu iki insan, bugün, aynı dergi, gazete ve yayınevindeler.

Paşalı'yla ilgili düşünürken, notlar alırken, ilk şunu fark ediyorum: İyi günlerimizde, birbirimizin yanında hiç olmamışız. Ne güzel.

Söylemem gereken bir diğer husus da, Paşalı'nın neredeyse hiç değişmemesi, ilk gün nasılsa, hep öyle kalmasıdır. Vefa duygusu, yolculuğu boyunca, ona eşlik etmiştir.

Bana öyle geliyor ki, insanın kendisine alışması, dünyaya alışmasından daha zor. Diyebilirim ki, İbrahim Paşalı, hâlâ kendisine alışamamıştır ve bu, kesinlikle iyi bir şeydir.

***

İbrahim Paşalı'nın geniş bir ilgi sahası var. Bu ilgi, merak yahut heves değil, sorumluluk sonucu oluşmuştur. Sözgelimi, ondaki Süleymaniye tutkusu, bir medeniyet tasavvuru olarak görülebilir, okunabilir. Evler, insanlar ve cami. Süleymaniye üzerinden Yahya Kemal'e değil de 'bilge mimar' Turgut Cansever'e gitmesi, onu diğerlerinden ayırır. Sanki şöyle: Hem yazmak, hem yapmak.

Paşalı'nın Saraybosna hassasiyeti de, aynı çerçeve içinde anılmaya değerdir. Kaç kez Ayvaz Dede yürüyüşüne katıldığını, sancaktarlık yaptığını hatırlamıyorum bile. Onun 'bilge kral' Aliya İzzetbegoviç'e olan saygısı ve sevgisi, Süleymaniye örneğinde olduğu gibi, bütünlük arzeder. Çünkü İzzetbegoviç'in yazdıkları da, yaptıkları da ortadadır. Paşalı'nın İstanbul Kriterleri kitabını Aliya İzzetbegoviç'e armağan etmesi, kitabın kapağında Süleymaniye Cami olması, büyük bir farkındalıktır.

Bu farkı ortaya çıkaran, sadece mizaç değildir. Paşalı'nın beslenme kaynaklarına eğilirsek; Atasoy Müftüoğlu, Dücane Cündioğlu, İhsan Fazlıoğlu, Nuri Pakdil gibi isimlere, söylem ve eylem, hemen dikkatimizi çeker. Bir de estetik.

Bundan dolayı olsa gerek, İbrahim Paşalı, yazılarında, sözü hem yormaz, hem esirgemez. Ayrıca Bosna'ya yahut Şam'a gitmeden, oralar hakkında kalem oynatmaz.

***

Yazmasaydı, yazmazdım.

Işığa doğru tutulmuş bir röntgen filmi, hasta olsun olmasın, herkesin ilgisini çeker. İbrahim Paşalı, 'Adalar'dan Alıp Veremediğim' başlıklı yazısına (İtibar, 13) şu cümleyle başlar: 'Doktor, röntgen filmimi ışığa doğru kaldırmış incelerken, duvardaki saat bile sustu.'

İnsan, taştan pek, gülden naziktir.

İşte, iki bin yılının ağustos ayında, Heybeliada'dayız.

'Bir gün koridordaki telefon çaldı, o sırada orada kim varsa telefona o bakardı. Beni arıyorlardı, ziyaretçim varmış. Ziyaretçi beklemiyordum, böyle bir beklentim yoktu, kimseye de haber vermemiştim. Ne kimselere haber vermiştim, ne de hasta hissiyatıyla bir kara liste tutuyordum. Bahçeye indiğimde, elinde bir saksıyla birinin beklediğini gördüm. İbrahim Tenekeci, elinde bir fesleğen saksısıyla orada duruyordu. Bir zamanlar o da 'ince hastalık'a tutulmuş biri olarak, nereden duymuşsa duymuş, duyar duymaz da yola koyulmuştu.'

Evet. Sınanmış dostluklar.

***

İsmail Kılıçarslan, Kimsenin Bilmediği başlıklı şiirinde, iki dünyadan bahseder: 'Biri gördüğü, biri görmediği, iki dünyanın…'

Hak diyenden haksızlık geldiği vakit, kendimizi şöyle teselli ediyoruz: Bu dünya bir kere varsa, öbür dünya milyon kere var.

İbrahim Paşalı yazısı yazıp da 'hak' bahsine değinmemek, büyük eksiklik olur.

Paşalı'nın dünyası, diyebilirim ki, 'hak etmek' üzerine kuruludur. 'Güneşin altındaki yerini hak ederek almak'tan tutun da, hakkaniyet meselesine kadar.

Ve gece.

Gece, içine hiçbir şey katılmamış olandır. Büyük bir olgunlukla, üstümüzü örter.

Tarık sûresinde, 'geceleyin gelen nedir, bilir misiniz' diye sorulur. Uyku her şeyi dindirdiğine ve herkesi eşitlediğine göre, gelen, hakkaniyettir diyebiliriz.

İbrahim Paşalı için gece, bir 'gitmek çiçeği' olarak açar. Çünkü dünya, özellikle gündüzleri, aç karnına sigara gibidir. (Öğle Uykusu kitabına bu açıdan da bakılabilir.)

Özetle: 'Görünce mutlu olduğumuz insanlar vardır. Allah o insanların sayısını arttırsın' diye yazmıştım. İbrahim Paşalı, benim için, bu insanlardan biridir.