Çeşme ve musluk

Kış kurak geçiyor. Konyalı çiftçiler endişeli. Buğday filiz vermemiş. Böyle giderse Allah göstermesin kıtlık olur.

İstanbul da öyle. Barajlarda su azaldı. Umut bahar yağmurlarında.

Ama İstanbul tarih boyunca suya hasret kalmıştır. Etrafında bu her zaman kalabalık olan şehri besleyecek bir su kaynağı yoktur. Bu sebeple Bizanslılar uzak bölgelerde topladıkları suyu kanallar ve kemerlerde İstanbul'a taşımış, sarnıçlarda biriktirmiştir. Osmanlılar da aynı yolu izledi. Bilhassa Mimar Sinan bu eski su yollarını yenileyerek, yeni kemerler ve yollar açarak Kanuni devrinde şehri bol suya kavuşturdu. Ancak biz akar suyu tercih ederiz. Bu sebeple onlar sarnıç, biz çeşme yaptık. Yine de sarnıçlardaki suyu zayi etmeyip bahçe sulamada kullanmışızdır. İnancımıza göre âlem Allah'ındır. Su ve toprak Allah'ındır. Onlar insana bir emanettir. Bu sebeple kamu yararına kullanılması için bir yöntem ve yönetmelik lazımdır.

Çeşme yaptırmak tıpkı cami, mektep, köprü gibi hayra hizmettir. Bu hayırlı eserleri yaptıranların amel defteri kapanmaz. O su o çeşmeden aktığı sürece sahibine sevap yazılır.

Eskiden İstanbul'da hemen her evin, konağın küçük-büyük bir bahçesi olur, vatandaş bu bahçelerde meyvesini sebzesini yetiştirirdi. Hatta bu işi geçim vasıtası yapanlar bile vardı. Bunlar bahçeyi-sebzeyi çeşmelerden gece gündüz akan su ile sulardı. Ama gün geldi çeşme suyu idare etmez oldu. O zaman depo dolsun diye lüleye bir tıkaç taktılar.

Su alan testisini, kabını doldurduktan sonra tıkacı yerine takıyordu. Ama ihtiyacı olan uyanıklar gecenin bir vakti ahşap tıkacı yerinden çıkarıp bahçesini suluyordu. Dolayısıyla depoda su kalmıyordu.

Kanuni Süleyman dönemine kadar çeşmelerde musluk yoktu. İlk defa 1560 başında İstanbul çeşmelerine 'burma lüle' denilen musluklar takılmaya başladı.

İstanbul halkının burma lüleli çeşmelere tepkisi umulmadık biçimde sert oldu. Bu macerayı eşsiz üslubu ile sevgili Ekrem Işın 'Küçük Musluk Tarihi' adlı yazısında geniş olarak anlatmaktadır. (İlk yayın: Çağdaş Şehir s. 4. Haziran 1987. Daha sonra 'İstanbul'da gündelik hayat' kitabı içinde, İletişim Yay. 1995). Halk 'Allah'ın suyunu neden kayıt altına alıyorsunuz' diye isyan etmişti. Bazı çeşmelerin muslukları tahrip edildi. Bunun üzerine 1564 tarihli ferman çıkarıldı. Fermanda lüleleri kıranlara ceza verileceği duyuruluyordu.

Suların azalması sırasında zenginler bazı mahallerde kendileri çeşme yaptırdıklarında bu çeşmenin suyundan kendi hanelerine de bir hat çekiyorlar, bu da halkın öfkesini kabartıyordu.

Öyle ki İstanbul'un su derdini halletmek için çalışan Mimar Sinan dahi böyle bir iş yaptığından hesaba çekilmiştir. (III. Murad devri. 25 Cemaziyü'l-âhir 985 (1577) tarihli ferman). Bahçelerden geçtik İstanbul'un bazı esnafları da işleri icabı çok su kullanıyorlardı. 'Aba' yapımı için dokunan kumaşın imali böyledir. 'Keçeciler' de aynı dertten muzdariptir. 16. Yüzyıl'ın sonlarına doğru artan su sıkıntısı bu iki esnaf zümresini zor durumda bırakmıştır.

Çeşmelerden evlere ve iş yerlerine parayla su taşıyan kişilere 'Saka' denirdi. 16. Asır'da iki tür saka vardı: At sakası ve Arka sakası. Bunların çeşmeleri ayrılmıştı ve birbirlerinin çeşmelerinden su alamazlardı.

Su azalınca at sakaları ötekilerin çeşmelerinden su almaya başladı ve sık sık çatışma çıktı.

Sonunda iş kayda-kuyda bağlandı. Çeşmeler İstanbul'un sokaklarını süsleyen birer sanat eseriydi. Bilhassa cepheleri mermer ve taş işçiliğinin en güzel örneklerini verir. Bunun yanında kitabe ve kitabedeki hat örnekleri de bu estetiği tamamlar.

Çeşmeye bu kadar önem veren Osmanlı, musluğa da gerekli özeni göstermiştir. Musluklar birer sanat eseridir. Bu muslukların bir koleksiyonu E.C.A'dadır. Kuruluşunun 50. yılında bir broşür ile hem fotoğrafları hem de İstanbul'da suyun macerasını veren bir metin yayımlandı (Metni yazan: Dr. Nazan Ölçer).

Günümüzde de bazı tarih ve sanat sevenler çeşmeleri yenileyip oralardan su akıtmıştır. Lakin bazı yamyamlar derhal musluk avına çıkmış, tüm muslukları kırıp, alıp, satmışlardır. Sonunda hevesliler bu işten vazgeçti ve çeşmeler yine susuz kaldı.

Zaten musluk 19. Asır'dan itibaren 'apartmanlaşmaya' başlayan İstanbul'da çeşmelerden alınmış, ev içindeki lavaboya takılmıştır.

Bu da başında asırlarca ne dedikodular, ne sohbetler, ne kavgalar yaşanan 'Mahalle Çeşmesi'nin sonu oldu. Zaten mahalle kaybolmuştu.

(Yazıda sevgili Ekrem Işın'ın 'Küçük Musluk Tarihi'nden faydalandım. Kendisine selamlarımı iletiyorum).