Kabak tadı verdi

Ben bu yazıyı salıyı çarşambaya bağlayan gece yazıyorum. Gece 12'ye kadar, Ankara'da bizim oturduğumuz semtin sokaklarında kabak tadı vermeye başlayan Taksim patırtısının şamatası devam ediyordu.

Bir şey haddini aştı mı, zıddına inkılap eder, denir.

Bu iş de öyle olmaya başladı. Giderek hem haddini, hem amacını aşmaya başladı.

Amacı Taksim Gezi'sinin imarını önlemekti. Ya da imar edilmesin, böyle kalsın mesajını vermekti. O mesaj verildi. Fakat bir biçimde işler çığırından çıktı.

Biz olaya dıştan, dışardan bakıyoruz. Söylenenlerden olup bitenleri anlamaya çalışıyoruz. Olay gününün sabahı, polis biber gazıyla sabahın erken saatlerinde protestocuları parkta yattıkları yerden kovmasaymış, olaylar sonradan geliştiği boyutlara uzanmazmış. Bir görüştür, bir şey demiyorum.

Ama pusuda bekleyen kışkırtıcıların var bulunduğunu ve onların masum bir protestoyu çığırından çıkardığını göz ardı etmemek gerekiyor.

Daha başlangıç safhasında twitterların devreye girmesiyle gösterilerin nerdeyse ülke sathında yayılması, üzerinde ayrıca durulması gereken bir olay.

Her neyse... Ben istatistik rakamlar üzerinde durmak istemiyorum. Sayıları bin olsun, onbin olsun, mühim olan bu değil. Bu işe iyiniyetle katılmak isteyen belli bir küme insanın var bulunmuş olması... Ama öte yandan kışkırtıcıların bu gösteriler esnasında etrafı yakıp yıkmaları, her şeye, herkese zarar vermeye çalışmaları...

Bu taşkınlık da bir ölçüde anlaşılabilir, dahası anlayışla karşılanabilir. Fakat bir gün değil, iki gün değil, üç gün değil; sekiz gün boyunca bu tahripkâr gösterilere devam etmek neyin nesi?

Öylesine gözleri dönmüş ki, haddi aştıklarının bile farkına varamıyorlar. Bir kısım insanın gözünde topladıkları zayıf bir sempati var bulunmuş olsa bile, zorladıkları aşırılıklarıyla onu da berhava ettiklerinin farkında değiller.

İyiniyetli protestocuların, aralarına katılmış olan bu sahte protestocuları görmemeleri mümkün olabilir mi? Yoksa onlar da kalabalık olsun, torba dolsun diye mi baktı olaya...

Sırrı Süreyya'nın yaptığı benzetme bu kışkırtıcılar için de geçerli görünüyor. O, gösterilere sonradan eklemlenmek isteyen CHP'lileri ambulansın arkasına takılan fırsatçı taksicilere benzetiyordu. Bu kışkırtıcılar da, aynen öyle, ambulansın arkasına takılmış fırsatçı taksicilere benziyor. Şu farkla ki, taksiciler ekmek derdiyle bir an önce trafik sıkışıklığından kurtulmanın yolunu açmaya çalışırken; kışkırtıcılar onların tersine, oluşan sıkışıklıktan istifadeyle etrafa zarar vermeye, çalıp çırpmaya, masum insanların malına mülkünü zarar vermeye dalıyor...

Bu olay üzerinde sanırım, daha uzun süre çeşitli açılardan durulacaktır. Kimlerin safiyane olarak protestoya katıldığı, kimlerin fırsattan istifade kışkırtıcılığa soyunduğu; kimin ne istediği; hükümetten veya iktidar partisinden beklentilerinin ne olduğu, daha yığınla faktörün anlamı araştırılacak, yorumlar geliştirilecektir.

Ama kışkırtıcıların, sekiz günü bulan patırtısının dinmek bilmeyişinin arkasında kimlerin bulunduğu ortaya çıktığında, hem onların içyüzü anlaşılacak, hem de hâlâ milletin üstünde egemenlik kurmak isteyen vesayetçilerin, piyonları parmak uçlarında nasıl oynatabildiklerinin sırrı...

Not: Yazıyı göndermeden önce kendilerine 'Taksim Platformu' adını veren birilerinin hükümetten talepleri açıklandı. Evlere şenlik talepler! Tam da vesayetçi zihniyetin hortlaması gibi görünüyor.