"Atatürk Yahudi miydi Müslüman mıydı?"

Durun; başlığa bakıp da, "Bu adam yüzde 42'nin yüzde 58'den büyük olduğunu kabul etmeyen azılı yüzde 58 taraftarıydı; bakın işi Atatürk'e dil uzatmaya kadar vardırdı..." demeyin!

Bi durun, bi bakın, bi okuyun; öyle hemencecik dellenmeyin!

Hem Atatürk'e dil uzatıldığı falan da yok.

Şayet Atatürk'e dil uzatılıyor diyorsanız, sizde hiçbir şey yoksa, en azından, antisemitizmin şahı var demektir.

Öyle değil mi "Ablacığım?"

Sen ki, Yahudilerin ticari ve ilmi alanlardaki başarılarından dem vurdu diye Başbakan Erdoğan'ı "antisemit" ilan edecek kadar bu mevzularda "duyarlısın," hadi cevap ver.

Ya da boş ver, cevap verme; yine çıldır!

Yine...

Babasının mesleğinden utanan "Akşam'ın çakma Yahudisi"nin "çakma korkularına" destek ver istersen, bana ne!

Biz konumuza dönelim:

Sizi temin ederim ki, başlığa çektiğim soruda zerre miskali kasıt yok.

Hatta bir çocuk safiyeti var.

Zira...

Sorunun sahibi zaten bir çocuk! (Mezkur soru elbette bana ait değil Şinasi; başlıkta eşek kadar tırnak işareti var; görmedin mi?)

Pertevniyal Lisesi edebiyat öğretmenlerinden sevgili Mahmut Bıyık arkadaşımız geçen gün, Yahudi bir tanıdığının ilk mektebi çiçeklendirdiği yıllara ait bir anısını nakletti.

Doğup büyüdüğü Göztepe'de, ailesinin dışında sadece Müslümanların varlığına tanık olan bir Yahudi'nin anısı bu!

Öyle pek dindar değilmiş ailesi. Hani bayramdan bayrama "namaz gören" Müslümanlar vardır ya, anca onlar kadar işte.

Hepimiz gibi Atatürk heykellerinin süslediği Atatürk parklarının, Atatürk liselerinin, Atatürk ilkokullarının açıldığı Atatürk caddelerinden geçip Atatürk meydanlarına çıkarak büyümüş ve yaşı elverdiğinde de ilk mektebe başlamıştı.

Birinci sınıfta (muhtemelen) Atatürk'ün kargaları kovarak vatanı kurtardığını bir iyice hıfzetmiş, ikinci sınıfta da, "Matematik bilgisinin çok gerekli olduğuna herkes inanmalıdır "gibi özlü sözlerini öğrenmeye başlamıştı.

Bu büyük bilge, bu büyük kahraman, bu "günümüzü sağlayan ulu önder," velhasıl-ı kelam, bu yarı "Yehova" kimdi?

Daha fazla dayanamamış, "Öğretmenim" demişti; "Atatürk Yahudi miydi Müslüman mıydı?"

Tahmin edeceğiniz gibi öğretmeni küplere binmiş, "Böyle soru olur mu?!.." diye bağırıp çağırmıştı.

Hiçbir şey anlamamıştı:

Öğretmeni, "Atatürk Müslüman olduğu için mi yoksa Yahudi olduğu için mi" kızmıştı?

Eve dönmüş, ailesine vaziyeti anlatmıştı.

Gelgelelim bu sefer de ailesinden azar işitmiş; "Bir daha böyle soru sormayacaksın tamam mı?!" yollu sıkıca tenbihlenmişti.

Dikkat buyurun: "Atatürk Yahudi miydi Türk müydü?" şeklinde sormamış çocuk.

Müslümanlığın karşısına Yahudiliği koymakla, ırka değil, dine-inanca vurgu yaptığı besbelli.

Diğer dini azınlıklara mensup çocuklar da, (mesela) "Öğretmenim, Atatürk Hıristiyan mıydı Müslüman mıydı?" diye sormuşlar mıdır acaba?

Doğrusunu isterseniz, Atatürk'ün "yarı ilah" gibi anlatılmasının azınlık çocuklarının üzerindeki etkisinden haberdar değildim.

Travmayı sadece biz yaşadık zannediyordum.

Ah tabii, bizim böyle sorularımız yoktu.

Bizde daha çok, "Atatürk ölmedi içimizde yaşıyor" ifadesinin etkisiyle gün boyu su içmeyen, su içerse içindeki Atatürk'ün ıslanacağından korkan ilk mektep çocukları vardı.

Benim durumum herkesten farklıydı.

İlk mektep yıllarında zihnimi meşgul eden en mühim soru, "Rusya mı yener, Amerika mı?" şeklindeydi. (O vakitler Sovyetler Birliğiydi tabii.)

Abilerimizin etkisiyle ben hep Rusya'yı tutardım.

Kimi zaman da hayal kurar; Stalin'i mezardan diriltip Rus ordularının başına geçirir; Amerika'yı bozguna uğratırdım.

Stalin benim kahramanım olurdu yani.

Yalnız...

Hayalimdeki Stalin'in gözleri masmavi, saçları altın sarısı olur; gömleğinin sol cebinde de mutlaka kurşun geçirmez bir saati bulunurdu.

Çocukluk işte!