20 Dakika'nın yapısal problemi

Reytinglerde beklenen performansı gösteremeyen dizilerin sıklıkla başvurduğu bir yol; değişiklik. 20 Dakika hızlı başlamasına rağmen aynı hızla seyirci kaybedip eleştirili oklarına hedef olduğunda; senaristi yönetmene resti çekti, yazdığımı çekemiyorsun diyerek. Yeni yönetmen yazdığını arzu ettiği şekilde çekebiliyor mu bilemiyorum ama senaryonun diyalogların daha sağlam yazıldığı bir gerçek. Ama yine de ciddi bir yapısal problemi var 20 Dakika'nın.

Malum ilk bölüm zordur; karakterleri tanıtmak, hikayeye giriş yapmak ve geleceğe dair sağlam ipuçları vermek. İkinci bölümde hikaye oturmaya başlar; yaşanan yeni gelişmelerle birlikte ilerleme kaydeder, boşluklar dolar, sorular sorulur, bir önceki soruya cevap verilir, kısaca bir inşa süreci başlamıştır artık. 20 Dakika ise yapmaktan daha çok yıkmak fiilini kullanıyor gibi senaryo tekniğinde. Bir bölümde yaşananlar, söylenenler diğer bölümde inkar edildiğinden olaylar olmasına rağmen gelişme kaydedilemiyor. Hedef seyirciyi ters köşeye yatırmaksa başarılıyor gibi. Hikaye sürekli kendini inkar edecekse neden izlemeye devam etsin seyirci; son bölümü seyreder olur biter, çünkü gidişata göre hikayenin aslı saklanacak son bölüme kadar.

Dizi; işlemediği bir suçtan -cinayete teşebbüstü ama hatırlanacağı gibi cinayetten yargılandı 20 yıla hüküm giydi- hapse düşen Melek'in hikayesiyle başladı. Melek önce tanımadığım birini neden öldüreyim dedi, mahkemede sunulan hemen kabul gören hiç araştırılma gereği görülmeyen fotoğraflardan sonra doğum gününde oradaydım galiba dedi. Cinayet günü apartmanda birisini gördüğünü söyledi, o kızcağız cinayete kurban gitti, iki damla timsah gözyaşı döktü, hayatına döndü Melek. Devamında doktorla iki aydır tanıştığı hatta adına alınmış uçak biletiyle birlikte kaçacakları ortaya çıktı. Kızının yarım kalan ifadelerine bakılırsa kocaman bir yalanın gölgesinde yaşıyor uzun zamandır.

The Başkan mevzusu başlı başına bir olay. Bir zamanlar belediye başkanlığı yapmış, rakibini öldürerek ortadan kaldırmış, özel kalemini hapishaneye sürgüne göndermiş, şimdilerde ölüm timine başkanlık eden, elimde Melek'ten başka fail yoktu diyen ama Melek'i tanıdığı ortaya çıkan ne olduğu belirsiz bir tipleme. Öylesine etrafına korku salan birisi ki The Başkan; adamları biz istedik mi kanun değişir, hayat bizi haklı çıkarır söylemlerini yüksek sesle seslendirirken; kalabalığın içinde bir insana işkence yapıp insanlar bizim yaptıklarımızı görmezden gelir diyebiliyorlar rahatlıkla.

Masum mu suçlu mu olduğu anlaşılamayan, ama Melek olmadığı kesinleşen kadını hapisten kurtarmak adına masum insanlara zarar veriliyor. Bir kadın öldü, temizlikçi işinden oldu, kimliği karısını hapisten kaçıracak Ali tarafından kullanılıyor. Ali verdiği zararı telafi etmek adına hayalini kurduğu köfteciye kavuşturarak vefasını ödedi ama adamın hayatı kopyalanan kimliği yüzünden alt üst olacak. Hapishane doktoru iyi niyetinin bedelini ödemeye başladı. Karısının masum olup olmadığı yönünde şüpheye düşen Ali masumiyetini hızla kaybederken masum insanlara zarar vermeye devam ediyor.

Eğlenme, vakit doldurma, kafa boşaltma gibi gerekçelerle seyredilse de diziler, senaryonun önermesi, ahlaki savı olmak zorunda; ama cılız ama güçlü. 20 Dakika bir önermeye sahip değil ya da cıva gibi değişken önermesi. Güçlü insanların güdümündeki hukuk masumları koruyamaz önermesiyle çıktı yola. Karımı devlet mi koruyacak polis mi diyaloglarıyla bu önermeyi sürekli canlı tutan Ali, Melek'i hapishaneden kaçırmak adına masum insanlara zarar veriyor. Devlete, kanunlara, polise güvenme; masum insanların hayatını karart.

Önermedeki tutarsızlık, mantık hataları yanında, aşırı heyecan yaratma ve merak uyandırma çabasıyla yazılan suni sahneler aksine tekabül ediyor. Hikaye sürekli bir şekilde kendini inkar edince de inşa sürecine geçilemiyor bir türlü.