O videoyu kimse izlemesin mümkünse

Mahremiyetin gizli gözü kameralar her yerde. Özellikle cep telefonu kamera birleşmesinden sonra kaçmak imkansız. Elindeki telefonla paparazzi ruhuna geçiş yapanlar, kameraların çektiği kaza anları, hırsızlık anının güvenlik kamerasındaki görüntüleri.

Görsel medyada yaşanan iş kazaları en fazla tıklanan videolar arasında. Yaşanan bir kaza, yapılan bir gaf videolu servis sonrası kişiyi şöhret basamaklarına taşıyabiliyor. Youtube'da bir kere vizyona girdiğinde, ilk gösterimde değilse bile yıllar sonra gündeme gelmesi ve izlenmesi mümkün. Youtubeluk olmak diye bir deyim var artık literatürde.

Mailime düşen ya da sosyal medyada dolaşırken linkine rastladığım bir videoya ne zaman tıklasam büyük bir vicdan azabıyla baş başa kalıyorum. Yıllar önce o küçük kızı izledikten sonra. İki yaşında bir kız çocuğu bilgisayarda oyun oynuyor, fondan gelen seslerden anladığımız kadarıyla çekim yapan kişi annesi. Çocuk istediği veya öğretildiği gibi tuşlara basamadığında, kendini başarısız hissettiğinde sinir krizi geçiriyor, bilgisayara ve kendine zarar veriyor, olmuyor işte olmuyor diye bağırıyor. Zevkle çekime devam eden anne, çok güzel oluyor kızım devam et seyreden herkes bayılacak diyor. Video orucumu başlatan görüntüdür; küçük kızın yaşadığı duygusal patlama, annenin kayıtsızlığı, tıklanma adına çocuğa yaptığı eziyete şahit olmam. Hayalimde küçük kız büyüdü, annesiyle iletişim kurmakta zorlandı, annesi önüne gelene kızının sık sık duygusal patlama yaşadığından şikayet etti. Neden böyle oldu anlamadım ne isterse aldık, hep birlikte vakit geçirdik, çok eğlendik dedi.

Sabahları gazeteleri okurken video haberleri görmezden gelmek imkansız hale geldi. Bir iki üç aynı başlıkla aynı videoyu görünce merakına yenik düşüyor nihayetinde insan. Nitekim hastaneyi karıştıran çocuk videosuyla yıllar sonra merakıma yenildim. Görüntüde 10-12 yaşlarında bir erkek çocuğu; mekan hastanenin bekleme salonu. 'Hayır söz verdiniz, beni hastanede konuşturmayın' diye başlıyor söze. 'Adamı hasta etmeyin, vermiycem işte, kan benim damar benim, vermek istemiyorum' diye devam ediyor, ısrarlar karşısında küfür etmeye başlıyor. Bazı sitelerde hastaneyi karıştıran çocuk; bazılarında kanına sahip çıkan çocuk başlığıyla servis edildi video. Seyrederken kahkaha efekti hiç eksik olmadı. Ettiği küfürlerden dolayı bolca eleştiriye maruz kaldı, ailesi tarafından nasıl yetiştirildiği sorgulandı. Ertesi gün rastladığım hastaneyi karıştıran çocuğun dramı başlıklı video haber ise tüm gerçekleri ortaya sermekle kalmadı, o videoyu seyredip gerçekleri bilmeden eleştirenlerin suratına şamar misali indi. Bir önceki videonun özrü, tekzip metni gibiydi ikinci video. Ama ilk video gibi dolaşımda değil; çünkü içinde küfür değil gerçekler var. Annesi, oğlunun üç ayrı hastanede tedavi gördüğünü anlatıyor. Obezite, sinir tedavisi gören çocuk aynı zamanda epilepsi hastası. 'Şöhret hoşuna gitti mi' diye soruyor muhabir, çocuğun gerçeğini öğrenmesine rağmen. 'Ne şöhreti' diye cevap veriyor çocuk 'şöhret kimin umurunda! İlaç içtim mi sakinleşiyorum, ama işte orda... Herkes izlemiş küfretmişim bir de küfretmesem neyse. O videoyu kimse izlemesin, internetten kesilsin mümkünse.'

Kendini küfrederken görünce utanan, kimse izlemesin mümkünse kaldırılsın diyen çocuğun talebini yerine getirmek bu kadar zor mu? O kendini seyredince utandı, ya biz?

İkinci video ise Şafak Pavey'i konuk eden televizyoncu adıyla servis edildi medyada. Oktay Ekinci konuğunu bir türlü sunamıyor, hatta kim olduğunu hatırlayamıyor; ortaya televizyon için oldukça uzun bir süre lafı toparlayamayan bir programcı görüntüsü çıkıyor. Seyredeni eğlendiren, madem konuşamıyorsun televizyonda ne işin var eleştirisini yüksek sesle söyleten bir görüntü. Gerçeğin rengi ise her zamanki gibi farklıydı ve açıklama Şafak Pavey'den geldi. Oktay Ekinci program esnasında kısmi felç geçirmiş ve aylarca tedavi olmuştu.

İzlerken eğlendiğiniz, gülüp geçtiğiniz görüntülerin gerçek hikayesi karşınıza çıktığında ne hissediyorsunuz?