'İnsandan insana şükür ki fark var;'

Demek ki çok kısa bir süre içinde toplum olarak dünyada Arakan diye bir yer olduğunu da öğrendik. Öğrenmekle kalmayıp kimimiz iki üç hafta içinde ciddi araştırmalara girişip Arakanlıların bütün geçmişini de gün yüzüne çıkarttık. Kimimiz de zihnimizin derinliklerinde sakladığımız bilgilerimizi tazeledik. Kimimiz büyük kampanyalar bile başlattık.

Hakikaten çok güzel, demek ki çabucak organize olan, çabuk tepki veren, çabuk hatırlayan, çabuk öğrenen bir toplumuz. Öğrendiğimiz bütün bu bilgileri her ne kadar mübarek Ramazan ayından sonra yine zihnimizin en derin yerlerine saklayacak olsak da... Arakan'ı da Somali'yi, Eritre'yi, Patani'yi, Doğu Türkistan'ı unuttuğumuz gibi unutacak olsak da... Hiç yoktan iyidir şu mübarek ayda en azından Arakan'ın dilimizde olması; hem yardım için SMS de gönderdik cep telefonlarımızdan. Gerçi bundan GSM operatörleri de nasipleniyor belki ama olsun. Bizim niyetimiz de iyi, vicdanımız da rahat...

Elbette ki ironi yapmıyorum böyle diyerek, sadece hakikaten merak ediyorum, iyi niyetimize bir sözüm olamaz ama vicdanımız gerçekten rahat mı? Bunun için iyi niyet yeterli mi? Dünyanın dört bir yanında sürüp giden zulümlerden hep birilerinin istediği şekilde ve istediği kadarıyla haberdar oluyoruz, neden? Ne zaman, ne kadar ve nasıl tepki göstereceğimizi de hep onlar belirliyor, neden? Kolayca hedef şaşırtıyorlar, kolayca karıştırıyorlar kafalarımızı. Öyle ki ne zalimlerin tezgâhladığı oyunun farkına varabiliyoruz ne de milyonlarca mazlumun acısını hissedebiliyoruz. O kadar mı düşünemez olduk, kalplerimiz o kadar mı karardı.

Sakın yanlış anlaşılmasın. Arakan'ın konuşulmasına bir itirazım yok ve elbette nerede olursa olsun her zulme karşı durmalı, kim olursa olsun her mazlumun yanında olmalıyız. Benim itirazım konunun Türkiye medyasında ele alınış biçimine... Türkiye medyasında Arakan ile ilgili ilk birkaç yazı sorunu değerlendirmeye ve bizleri doğru bilgilendirmeye yönelikti.

Ancak kısa bir süre sonra birileri tarafından konunun ele alınış sekli bir kadın olarak beni çok rahatsız etmeye başladı. Zulmün insanlık dışı onca çeşidi varken 'Arakanlı kadınlar tecavüzden kurtulmak için denize atlıyor' gibi haberlerle özellikle kadınlara tecavüzü ön plana çıkartmak doğru mu?

Zulmün olduğu her yerde insanı insanlıktan utandıran her şey olur. Neden kadına yapılan iğrençlikler bu kadar ön plana çıkartılıyor. Yoksa Müslümanların en fazla kadına yapılanlara tepki verdiği, en çok bu konuda hassas oldukları, en kolay böyle kışkırtılabilecekleri mi düşünülüyor. Evet, bir kışkırtma tezgâhının parçası olabilir bu, ama Müslümanlar bu tezgâha nasıl geliyor.

Libya' da isyanların başladığı ilk zamanlarda bilmem kaç kişinin tecavüz ettiği bir kadından söz edilmişti günlerce. Daha sonra yanlış hatırlamıyorsam sözde Libya'ya demokrasi götürenler tarafından ülke dışına çıkartılarak kurtarıldığı haberi yer almıştı medyada.

Suriye'de geceleyin evde çocuğuyla yalnızken rejim askerleri tarafında evi basılıp tecavüze uğradığı söylenen bir kadının o gece yaşadıklarını anlattığı video da Türkiye'de internet paylaşım sitelerinde günlerce dolaşmıştı.

Mısır'da gösteriye katılan bir kadının sokağın ortasında güvenlik görevlileri tarafından darp edilirken ve iç çamaşırları görünürken çekilen görüntüleri de günlerce dolaşmıştı Türkiye'de internet paylaşım sitelerinde.

İran'da kadınların 'muta nikâhı' ile fuhşa sürüklendiğini kanıtlamaya çalışan videolar da tekrar tekrar yayınlanmıştı Türkiye'de çeşitli internet sitelerinde...

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama bu kadar yeterli sanırım. Bütün bunlardan sadece ben mi rahatsız oluyorum acaba. Aylardır bunu düşünüyorum. Sadece bana mı garip geliyor bunların ısrarla öne çıkarılması. Amaç ne?

Bunların dışında çok daha rahatsız eden, inanın içini öyle çok acıtan durumlar var ki eyvahlar olsun dedirtecek kadar. Kişiye özel basın açıklamaları, birkaç isme birden yönelik açık mektuplar, hangi birini sayayım. Bir açık mektuptan şu birkaç cümleye bakın mesela: '...devrimcileri emperyalist işbirlikçisi ilan ettiniz veya öyle ilan edenlere çanak tuttunuz. On binlerce Suriyeli kardeşiniz katledilirken yüreğinizin sıkıştığına dair en ufak bir işaret bile vermediniz. Hak ve hakikati 'ama'lara kurban eden konuşmalarınızda ve yazılarınızda katil Esed rejiminin psikolojik savaş tezgâhını beslediniz.', '...af dileyin. Tevbeleri çokça kabul eden Allah, O'nun yolunda savaşan ve öldürülen Suriyeli mücahitlere ve onların katliam kurbanı ailelerine ihanetinizi affeder inşallah'.

Bir Müslüman hangi İslam anlayışıyla, hangi hakla Müslüman kardeşlerine böyle saldırabiliyor, ihanetle itham edebiliyor. Müslüman kardeşlerini başta Suriye olmak üzere bütün coğrafyalarda hak için mücadele eden mazlumlarla dayanışmaya çağırmak yerine katilleri beslemekle, şehit kardeşlerine ihanet etmekle suçlamak nasıl bir pervasızlıktır, Nasıl bir Müslümanlıktır. Üstelik sadece iki Müslüman yazarın ismini an, sonra vesaire diye devam et, acaba kaç Müslüman yazar daha var bu 'vesaire'nin içinde zan altında bırakılacağı umulan. Pervasızca ithamda bulunmak kolay, vesaire demek yerine açık yüreklilikle tek tek isim vermek zor, öyle mi?

Ya Sabır... Neyse ki birden yağmur sağnağı başladı şimdi bu bunaltan sıcak Temmuz akşamında ve ben şükür ki hatırladım da sakinleştim Üstad Sezai Karakoç'un 'Yağmur Duası' şiirindeki şu mısralarını: 'İyi ki bilmiyor kalabalıklar / Yağmura bakmayı cam arkasından, / İnsandan insana şükür ki fark var;'.

Şükür ki...