Kabine değişikliği

İktidarda uzun süre tek başına kalmanın süreç içinde öğretmiş olması gereken bir gerçek var. Ne kadar başarılı olursa olsun uzun süren iktidarlar halkta bir miktar bıkkınlık oluşturuyor. Bu bıkkınlık demokrasilerde, alternatif olduğu bilindiğinden çok kolaylıkla kitlesel oy kaymalarına yol açarken, halkın seçenek arayışlarında ne kadar belirleyici olduğu gerçeğini sürekli hatırlatıyor.

Son 50 yıl içinde Türkiye AKP dışında uzun süre iktidar tecrübesini sadece ANAP döneminde yaşadı. Bugün birçok yönüyle halkın hayırla yâd ettiği, Türk siyasetinde birçok alanda çığır açıcı politikalarına rağmen, Turgut Özal iktidarda kaldığı süre içinde düzenli olarak oy kaybetmeye devam etti. Kuşkusuz bunda Özal'ın serbest pazar ekonomisine geçiş politikasında düzenleri ve huzurları bir şekilde bozulan nüfus kesimlerinin ürettiği hoşnutsuzluk kadar, ilk zamanlardaki enerjinin (karizmanın) rutinleşmesinin yol açmış olduğu bıkkınlığın büyük payı olmuştur.

Doğrusu AKP iktidarı henüz alternatiflerine yol açacak kadar bir bıkkınlığa yol açmış değil. Son seçimler ciddi bir oy kaybını gösterdiyse de rakiplerine yolu açmadı.. AKP yine tek başına muhalefet partilerinin toplamı kadar oy aldı. Ancak yaşanan oy kaybının önemli bir kısmının partinin yeni bir heyecan uyandırma konusunda içine girmiş olduğu durgunluk durumundan kaynaklandığı da söylenebilir.

Tek başına kabine değişikliğinin bu heyecanı yeniden uyandırması, alternatifi henüz ufukta görünmeyen AKP'nin kendi içinde yitirmeye yüz tutmuş olduğu enerjiyi yeniden yüklemesi beklenebilir.

Kabine değişikliğinde yapılan tercihlerinse her biri ayrı bir etkisi ve önemi olduğu çok açık görünüyor.

Bülent Arınç'ın kabineye girmesini hükümetin ideolojik özünün kabineye girmesinin bir işareti olarak anlamak mümkün ama bunu yadırgayıp eleştirmek tuhaf. Bir partiyi var eden "öz" olarak işaret edilmişse o ideolojinin kabinede temsil edilmesi kadar doğal bir şey olamaz. Tam aksine demokrasi bu hakkı ve yetkiyi tanıyor olduğu halde partilerin kendileri üzerinde yazılı olmayan baskıları tanıyarak kendilerini kısıtlamaları demokrasiye inceden inceye ihanet etmektir.

Bu açıdan Arınç'ın kabineye girmesi demokratik ilke ve kuralların ürettiği yetki ve hak alanından feragat edilemeyeceğinin gösterilmesi açısından bile olsa çok önemlidir. Bu, tıpkı eşi başörtülü olan birinin cumhurbaşkanı seçilemeyeceğine dair benimsetilmeye çalışılan yazılı olmayan zorba kurala karşı sergilenen tavrı hatırlatıyor. O örnekte siyasi iradenin kendi alanına sahip çıkma egzersizi sergilemesi her bakımdan Türkiye'nin önünü açmıştır.

Kabineye Prof. Ahmet Davutoğlu'nun dışarıdan atanması da kabine teamüllerinde alışık olduğumuz kliental dengelerden ziyade performansa dayalı bir konseptin izlendiğini gösteren çok önemli bir adım olmuştur. Zaten yedi yıldır hükümetin en başarılı olduğu alanlardan biri olan dış politika alanında, teorisi ve uygulamasıyla yeni bir vizyonu açan Prof. Davutoğlu'nun bakanlar kuruluna dahil olmak suretiyle sadece dış politika üzerinde değil, hükümetin genel politikalarında da olumlu bir etkide bulunacağı beklenebilir.

Dış politikayı sürekli düşmanlıklarla bezenmiş bir mayınlı alan olarak gören geleneksel dış politika perspektifine karşılık başvurulan, diyalog, iletişim ve alış-veriş diplomasisine iç politikada da daha az ihtiyacımız olduğu söylenemez.

Kuşkusuz hükümeti önümüzdeki seçimlerde zorlayacak en önemli konu ekonominin yönetimi olacaktır. Ekonominin yönetimi ise bir ölçüde parayla ilgili olsa da büyük ölçüde de psikoloji ile ilgilidir. İnsanlar karşılaştıkları ekonomik sorunlarla boğuşurken, kimilerine sempatik gelebilse de çoğunun durumlarıyla dalga geçen bir yaklaşım yerine Ali Babacan'ın itimat telkin eden simasına büyük iş düşeceğini de bekleyebiliriz.

Onun dışında kabineye yeni giren isimlerin de çoğunun yine kliental dengeler yerine teknik performanslarıyla tercih edildiği anlaşılıyor. Bu tercihler parti içindeki beklentileri muhtemelen atlayarak yapılmış. Ancak zaten hükümetin parti-içi dengeleri gözetmeyi bu saatten sonra daha az önemsemesi, son seçimlerin de ürettiği bir dersti.

Son seçimler parti içi dengelerin, halkın eğilimleriyle oluşan daha gerçek ve belirleyici dengelere giderek yabancılaşıyor olduğunu açıkça göstermişti.

Bu durumda kabine değişikliğinin bu yabancılaşmayı aşma yönünde oldukça iyi tasarlandığını söyleyerek hayırlı olmasını dileyelim.