Türkiye'nin gerçek ideolojisi: Cehalet

Hatırlayanlar olacaktır mutlaka. 90'ların sonunda magazin programlarında mankenlere ve futbolculara 'TBMM ne zaman açıldı', 'Atatürk hangi yıl doğdu' gibi sorular sorulurdu. Futbolcu ve manken tayfası bu sorulara cevap veremez, ekranları başındaki biz değerli izleyiciler de, 'amma cahil insanlar var' cümlesini terennüm ederek, kendimizle gurur duyardık. Ama bu cehaletleri, onların manken ya da futbolcu olmalarını engellemez; en güzel arabalarla gezmelerine, en lüks evlerde oturmalarına engel olmazdı. Zannımca, ipin ucu, o yıllarda başlamıştı kopmaya.

Hakan Aygün diye biri var. Gazeteci galiba. Televizyoncu da olabilir. Anchorman falan da… Çok emin değilim. Eskiden Bugün Gazetesi'nde köşe yazısı neşrederken, benim, Yusuf Armağan'ın ve Tarık Tufan'ın yazılarına son verilmiş, Hakan Aygün'ün yazıları ise 'kitlesi var' diyerek yayınlanmaya devam etmişti gazetede.

'Kitlesi olan' Aygün, genel yayın yönetmeni olduğu Halk TV'de İhvan-ı Müslimin'den bahsederken 'işte Müslüman Kardeşler, geçmişi belli. Hasan El Saba ile başlıyor, dünyaya suikast sözcüğünü armağan eden bir örgütlenmedir' deyivermiş. Cehalet mi? Evet, dibine kadar kara cahillik hem de. Fakat hiç sorun değil, çünkü Aygün şundan emin: Halk TV'nin Genel Yayın Yönetmeni olarak ne söylerse söylesin inanacak bir 'kitle' var.

2000'li yılların Türkiye'ye armağan ettiği 'kişisel gelişim' kavramı, bize en çok 'özgüveni yüksek bireyler olmamızı' önerdi. Özgüvenimiz yüksek olmalıydı ki, yaptığımız görüşmelerde, iş hayatımızda, sair ilişkilerimizde her şey yolunda gitsindi. Standart kişisel gelişim vızıklamaları…

Etrafımda özgüveni yüksek çok insan var. Ancak ben bir süredir 'özgüveni yüksek' olma durumuyla 'cahil cesaretini' birbirinden ayıramaz oldum. Çünkü bunlar birbirinden farklı tanımlamalar değil artık Türkiye'de.

Yegâne başarısı kafasında bardak kırmak olanından elindeki muza doğru şarkı söyleyenine, 'minare' kelimesini 'kule' diye çevireninden Avrupa'da çekildiği çok belli fotoğrafları 'burası Türkiye' diye dolaşıma sokanına kadar bu gözler 'özgüveni yüksek' kimleri kimleri gördü.

Bendeniz integral almayı bilmem. 'Günün birinde integral almam gerekirse matematikten anlayan bir dostum benim yerime alıverir' diye düşündüğüm için de integral bilmemeyi sorun etmem. Hayatımın hiçbir anında 'integral biliyormuş numarası' yapmadım. Çünkü integral biliyorum diye benimle gurur duyacak bir kitlenin varlığına hiç ihtiyaç duymadım. Hele integral hakkında ahkâm kesmeyeyse hiç kalkışmadım. Maazallah işin sonunda madara olmak var.

Hakan Aygün, İhvan-ı Müslimin'i tanımıyor olabilir. İhvan hakkında herhangi bir bilgiye sahip olmayabilir. Hasan El Benna'yı ya da Seyyid Kutub'u tanımamak 'tanımlı bir kabahat' değil. Kabahat olan, hiç bilmediği bir meselede insanların karşısına çıkıp 'çok iyi bilen adam' olarak poz yapmak. Ama işte, artık o da kabahat değil ülkemizde. Hatta meziyet. Bu meziyetiyle medyada, edebiyatta, sinemada, sosyolojide, ilahiyatta yol alan insanlarla dolu etrafımız.

Herkesin fabrika ayarlarına döndüğü, ideolojik saflaşmaların belirginleştiği şu dönemde bence Türkiye'nin hali hazırdaki tek gerçek ideolojisidir cehalet. Bizi cehaletin yönetmesine izin vermeye devam ediyor ve orta yerde hiçbir sorun görmüyoruz.

Hakan Aygün, küçük ve önemsiz bir örnek. Bu cehaleti, Gezi ve Mısır olayları sürecinde 'özgüveni yüksek' isimlerin yazdıklarından, söylediklerinden çok net şekilde görmek mümkün aslında…

'Tamam Adeviye'dekiler namaz kılıyor da, Tahrir'dekiler de kılıyor' diye yazan, bu esnada elindeki muza doğru şarkı söylemeye devam eden dış politika uzmanlarımız var yahu. Daha ne olsun?