Henüz DP genel başkanı seçilmemişken Hüsamettin Cindoruk'a hitaben yazdığım 'Şaşırt onları' başlıklı Kulis'i şu beklentimi seslendirerek bitirmiştim: "Benim şöyle bir beklentim var: Cindoruk yakında 'muhafazakâr bir kanala' çıkar ve parmağındaki yüzüğün hangi Şeyh tarafından ailesine tevdi edildiğini, Hüsamettin isminin hangi değerli zat tarafından kendisine takıldığını anlatır..."
Hüsamettin Bey beklentim istikametinde bilgiyi Sabah'tan Yavuz Donat'a aktardı: Zincirbozan'a sürgüne gitmeden İzmir'deki babasını aramış, elini öpmeye gideceğini söylemiş. Babası Vasfi Bey, "Lüzum yok" demiş, "Sürgünün Çanakkale'de, senin amcan Çanakkale'de şehit düştü, o seni korur..."
Babasının elini öpmek için İzmir'e gitmesi gerekmeyen Hüsamettin Bey Edirnekapı Mezarlığı'na uğrayıp Hüsamettin Hüsnü Öztürk'ün mezarını ziyaret etmiş... Donat'ın "Kimdir, ilginiz nedir?" sorusuna gelen cevap şu: "Seyit Hüsamettin Ahmet Efendi Hazretleri'nin torunudur. / Orta Asya'dan Türkiye'ye gelmişlerdir. / Kur-an'ı Kerim'in tefsirini yapan çok ulu bir din bilginidir... Tasavvuf ehlidir. / Benim ismim de onlardan dolayı Hüsamettin'dir."
Yavuz Donat parmağındaki kallavi yüzüğü sorsaydı, alacağı cevap en az "Hüsamettin Hüsnü Öztürk şeyhimdir" cevabı kadar ilginç olabilirdi.
Dün yine "Acaba başka değinmelerimin yansıması var mı?" merakıyla gazetelere göz atarken Hürriyet'te ilginç bir başlıkla karşılaştım: "TMSF Karamehmet'le anlaştı." Son on gün içerisinde "Bu defa da kurtulabilirse, bravo..." ile başlayıp "Medya patronu olmak da zor bir iş" ve "Acaba şanslı mı, yoksa akıllı mı?" yazılarıyla üç kez burada değerlendirdiğim konu sonuca ulaşmış...
Çukurova Grubu patronu Mehmet Emin Karamehmet'e söz verdiğim üzere buradan büyük bir 'Bravo' çekiyorum. Bu zor işi başarmakla akıllı bir işadamı olduğunu bir kez daha ispatladı. Umarım, bundan böyle arkasından "Zavallı" diye konuşturacak ilişkiler içine girmez. Etrafındakilerden akıllı olanları dinler, uzaktan yapılan samimi uyarıları doğru değerlendirir...
Yeni Şafak spor müdürü Erhan Köknar, "Hürriyet'in yeni transferi olan 'İslâmi kesimin hergele çocuğu' ile ilgili bir şey yazmayacak mısın?" diye sordu. Merakı şuydu: "Gazetenin yönetmeni yeni yazarını tanımlarken gerçeği biliyor muydu, bilmiyor muydu?" Yazarın gerçek kimliğini merak ettiğini sandım, oysa o tanıtımda kullanılan 'hergele' sözcüğünün 'merkep' anlamına da geldiğini yönetmenin bilip bilmediğini merak ediyormuş...
Biliyordur elbette. Kendisinden 'hergele' diye söz edilen 'yeni yazar' da biliyordur. Bilmeyene bizim Salih Tuna hatırlattı zaten...
Her yeni yazar beni heyecanlandırır: Hürriyet okuru kısıtlı İslâmi bir dergide yazan birini bulmuş. Yönetmenin "Bize yazar mısın?" sorusuna cevap olumlu gelmiş. "Gerçekten de İslâmi kesimde neler oluyor, o kesimin moda olan, demode hale gelen şeyleri nelerdir, kimler yükseliyor, kimler gözden düşüyor, neler okuyor, neler dinliyorlar öğrenmek herhalde eğlenceli olurdu" diyor yönetmen.
Önce 'Öteki Mahalle' başlığını düşünmüşler, sonra 'Bizim Mahalle' başlığında karar kılmışlar...
Kiminle kafa buluyorlar bu başlıkla acaba? Yazarla mı, okurlarıyla mı, yoksa patronlarıyla mı?
Yavaş yavaş Hürriyet'i Yeni Şafak'a döndürme yöntemi mi bu yoksa?
Birkaç kıdemli yazarla Hürriyet'i konuşurken herkesin gelişmeleri ağzı açık izlediğini fark ettim. Özellikle de gazetenin yönetmeni de olan en cerbezeli yazarının sütunu bir 'deney kabı' gibi görülüyor orada neler olup bittiğini anlamak için... En kıdemlimiz, "Patronuna, 'Ben sana karşı isyan bayrağı açtım' mesajını veriyor her gün" dedi.
Geçenlerde ellerine kalem tutuşturduğu bazı yazarları 'sit-com' oyuncularına benzettiği, "Ben Babıali'ye devrim yapmaya geldim, basındaki Abdi Pekçi-Uğur Mumcu çizgisini yıkmaya..." ilânını yaptığı bir yazı yazdı yönetmen... Tek kelimeyle 'ilginç' bir yazıydı.
Akşam gazetesinde günlük yazmaya başlayınca kendi sesini bulan Atılgan Bayar'ın bugünkü yazısı Hürriyet'in 'sit-com' olarak görülmesine ayrılmıştı. Dikkatten kaçmasını istemediğim bir yazı bu. Okuyalım:
"Öyleyse... / Hürriyet bir sitcom ise... Ertuğrul Özkök'ün dediği gibi... / Ertuğrul Özkök'ün Hürriyet'e eklediği isimler de, yazar değil, oyuncudur. / Hürriyet'te adı Ertuğrul Özkök olan bir tane yazar olsun isteniyor. / 'O köşeler babalarının malı değil,' tabii. Ne zannediyorsunuz? / O köşeler Ertuğrul Özkök'ün her bir farklı role yazdığı tirad'lardır. / Hürriyet'ten transfer olan her 'Ertuğrul Özkök yazarı'nın, başka bir gazetede niçin ancak 'yabancılaştırma efekti' kadar tesiri bulunabildiği anlaşılıyor mu şimdi?"
Kulis'ten yansımalar bugünlük bunlar...