Seni seviyorum Brett Cohen

Ünlü olmak, Alzheimer'a yakalanmak gibi bir şey. Herkes sizi tanıyor fakat siz kimseyi tanımıyorsunuz!
[TONY CURTIS]

Önce haberler:

1- Ünlü şarkıcı Serdar Ortaç, terör olaylarından sonra konserini iptal etmediği için eleştirildi. Ortaç "Çalıştığım müessese buna müsaade etmedi. Benim bu konuda düşüncem yok. Görev yapıyorum, emir kuluyum" dedi. [Milliyet, 26 Ağustos '12]

2- Çok satan roman yazmak isteyenlere müjde! ABD'li yayınevlerinin kurduğu HipType adlı platformun analizlerine göre, çok satan romanın formülü şu: Kitabın ortalama uzunluğu 375 sayfa olmalı. Başkahraman kadın olmalı. Romanda aşk macerası anlatılmalı. [Taraf, 28 Ağustos '12]

EDGAR MORIN VE SERDAR ORTAÇ

'Kültür endüstrisi' kavramını ortaya atan Frankfurt Okulu; örgütlü, kitlesel eğlenceyi bir toplumsal denetim biçimi olarak yorumluyordu.

Fransız düşünür Edgar Morin 1960'ların başında "Şöhretler, eğlence sektörü patronlarının emirlerini yerine getirirler" yazmıştı.

Şöhret [Celebrity] adlı incelemesi Ayrıntı Yayınları'nca dilimize kazandırılan Chris Rojek, Morin'in tespitini "Ünlüler, sermayenin uşağıdır" şeklinde tekrarlıyor.

Şöhretin en isabetli tanımı "Gerçek benliğiniz ile hayranlarınızın algıladığı kimse arasındaki geniş ve derin uçurum"dur.

Serdar Ortaç'ın "Emir kuluyum" beyanı, bence, kayda değer keşiflere açılan bir kapı.

Sınırsız eğlence, kallavi banka hesabı, lüks yaşam standartları ve dilediğini yapma özgürlüğü diye bildiğimiz şöhret; "emir kulu" olmaktan mı ibaretmiş?

Morin'in tezini Ortaç'ın doğrulaması sizce de çarpıcı değil mi?

ÇOK SATAN KİTAP, BÜYÜK ESERE KARŞI

Gelelim ünlü yazar olma meselesine.

Bence, popüler şablonlar kullanılarak, yaygın eğilimler işlenerek büyük eser yazılamaz.

Nitekim haberde eser vermekten değil, "çok satan roman yazmaktan" bahsediliyor.

Kanaatimce, HipType'ın önerdiği formülü uygulayanlar, Rojek'in tabiriyle "şöhretimsi" olmanın ötesine geçemeyeceklerdir.

Şöhretimsilerin en şöhretlilerinden Monica Lewinsky'nin mertebesine ancak ulaşabilirler.

Şöhretimsiler, genellikle skandallar veya sansasyonlarla gündeme gelir ve bir süre sonra tümden unutulurlar.

Lewinsky, 8 Şubat 1999'da New Yorker'a kapak olmuştu. Andrew Morton'un yazdığı Monica'nın Hikayesi adlı kitap da çok satanlar listesine girmişti.

Bu başarılar, yavan bir trajedinin bileşenleri.

POLİS YAKLAŞIYORDU

Bomba haberi daha fazla geciktirmeyeyim:

22 Ağustos gecesi Brett Cohen, Times Meydanı'nda badigartlarının arasında yürürken, paparazziler tarafından kuşatılmıştı.

"Brett buraya!" diye seslenen fotoğrafçılara gülümsüyordu.

Flaşlar, 21 yaşındaki Cohen'in gözlerinde ve dişlerinde yansıyordu.

Derken etraftakiler bu ünlü simayı tanıdı ve ondan imza istemeye, onu öpmeye ve onunla fotoğraf çektirmeye başladılar.

Genç kızlar, Brett'e adeta tapıyordu: "Breeeeett! Seni seviyoruuummm!"

Vatandaşlar, ona dokunabilmek, hiç değilse yakın olabilmek için birbirini eziyordu.

Muhabirlerin sorularını cevaplayan hayranlar "Brett'in ilk single'ı harika", "Onun, Hollywood'a yeni bir soluk getireceği kesin", "Karşı konulmaz bir cazibesi var"... diyorlardı...

Cohen, gerçekte sıradan bir üniversite öğrencisi. Ne albümü, ne filmi var. Paparazzileri ve korumaları deney için kiralamış.

15-20 dakikada yaklaşık 300 kişiyle fotoğraf çektiren genç adam şöyle diyor: "Baktım bir polis bana doğru geliyor. Tırstım. Foyam ortaya çıkacak sandım ama polis sadece benimle fotoğraf çektirmek istiyordu."

Brett bence Serdar Ortaç'tan da, best-seller yazarlarından da iyi durumda.

Zira, değerlerini yitirmiş bir toplumda popüler olmak onur kırıcıdır.