24 Nisan çıkışı: Cesur adamlar tarih yapar..

Cesur adamlar ve cesur adımlar tarih yapar. Ezber bozanlar, derin dönüşümlere imza atar. Sadece statükoyu koruma telaşına düşenler, sistem içinde eriyip gidenler tarihin tozlu sayfalarında da kaybolup gider.

Dün Türkiye ve dünya şok edici bir gelişmeye tanık oldu. 1914 Ermeni tehcirinin yüzüncü yılı arefesinde, 24 Nisan'dan bir gün önce, ABD'nin meşhur açıklamasının hemen öncesinde Başbakanlık, 'tehcirde hayatını kaybeden Ermeniler için taziye' yayınladı.

Cumhuriyet tarihinde bir ilk gerçekleşti.

Türkiye'nin geleneksel resmi tezlerinin çok çok önünde, Ermeni Diyasporası'nın 'geleneksel tezler'e göre şekillenmiş duruşunu bile sarsacak bir gelişme bu.

Türkiye'nin önüne, Ermenistan'ın önüne, Ermeni Diyasporası'nın önüne ve soykırım tezleri üzerinden Türkiye ile ilişki belirleyen bütün çevrelerin önüne yeni bir tez konuldu.

Şaşırtıcı, beklenmedik bir manevra, hesapları karıştıran bir çıkış oldu.

Türkiye'nin en büyük mücadelesi, Birinci Dünya Savaşı dönemi ve sonrası oluşan zorluklarla mücadeledir. Sadece Türkiye'nin değil, Ermenistan dahil, bütün bölge ülkelerinin vermesi gereken bir mücadeledir bu.

Dünyanın hızla dönüştüğü, güçler dengesinin yeniden şekillendiği, ekonomik ve siyasi güç merkezlerinin sayısının arttığı, uluslararası ilişkilerin alabildiğine karmaşık hal aldığı bir dönemde, geçmişe saplanıp kalanların kaybedeceği muhakkaktır. Milyonlarca insanın ölümü üzerine kurulan ittifaklara tanık olduğumuz bir dönemde Türkiye-Ermenistan meselesi çözümü imkansız bir mesele değildir.

Yayınlanan açıklamada çok çarpıcı ifadeler yer alıyor:

'Bugünün dünyasında tarihten husumet çıkarmak ve yeni kavgalar üretmek kabul edilebilir olmadığı gibi ortak geleceğimizin inşası bakımından hiçbir şekilde yararlı da değildir'

'Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarının hangi din ve etnik kökenden olursa olsun, Türk, Kürt, Arap, Ermeni ve diğer milyonlarca Osmanlı vatandaşı için acılarla dolu zor bir dönem olduğu yadsınamaz. Adil bir insani ve vicdani duruş, din ve etnik köken gözetmeden bu dönemde yaşanmış tüm acıları anlamayı gerekli kılar.'

'Birinci Dünya Savaşı esnasında yaşanan hadiseler, hepimizin ortak acısıdır. Bu acılı tarihe adil hafıza perspektifinden bakılması, insani ve ilmi bir sorumluluktur.'

'Etnik ve dini kökeni ne olursa olsun yüzlerce yıl bir arada yaşamış, sanattan diplomasiye, devlet idaresinden ticarete kadar her alanda ortak değerler üretmiş Anadolu insanları, yeni bir gelecek inşa edebilecek imkân ve kabiliyetlere bugün de sahiptir.'

Hatırlarsanız, 10 Ekim 2009 tarihinde, Diplomatik İlişkilerin Tesisi Protokolü ile İlişkilerin Geliştirilmesi Protokolü imzalanmış, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde radikal bir açılım dönemi başlamıştı. Ankara-Erivan arasında sessiz sedasız devam eden yakınlaşma bu protokollerle zirveye oturmuştu.

Diplomatik ilişkiler kurulacak, Türkiye sınırları açacak, kara-hava-demir yolları kurulacak, Ermenistan Türkiye ile sınırı resmen tanıyacak, iki ülke arşivlerini açacaktı.

Türkiye-Azerbaycan arasında kriz patladı. İşgal altındaki Azeri topraklarının tahliyesi kilit önemdeydi. Türkiye ve Azerbaycan'da bazı çevreler, Ankara-Erivan yakınlaşmasını sabote etmek için inanılmaz bir mücadele verdi. Başbakan Tayyip Erdoğan Bakü'ye gitti ve Azerbaycan Parlamentosu'nda konuştu. İlham Aliyev, 'Hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirsizlikler ortadan kalktı' dedi.

Anlaşmalar iki ülke parlamentosu tarafından onaylanacaktı. Ermenistan, Protokolü Anayasa Mahkemesi'ne götürdü ve iptal ettirdi. Açılım durmuştu.

Türkiye, o zamanlardan bu yana, Ermenistan'la krizi yumuşatmak, ilişkilerini geliştirmek, sorunu çözüme yaklaştırmak için mücadele verdi. Yer yer içerideki krizler süreci yavaşlatsa da, açılım umudu bitmemişti. Ve son çıkış dün Başbakanlık açıklamasıyla dünyaya ilan edildi.

Bütün sabotaj girişimlerine rağmen büyük bir kararlılıkla devam ettirilen Kürt meselesine yönelik çözüm süreci gibi Ermeni açılımı da aslında Türkiye'nin kendi mücadelesidir. Birinci Dünya Savaşı ve sonrasının ağır yüklerinden kurtulma çabasıdır. Yeni bir Türkiye inşa etme, buna yönelik uluslararası ilişkiler ağı oluşturma gayretidir.

Yeni Türkiye, eskinin korkularıyla, çekingenlikleriyle hareket etmeyecek. Zaafları erteleme yerine üzerine üzerine gidecek ve bunlarla yüzleşecek. Ancak gücünü hisseden, cesur olan, öz güveni yüksek ülkeler bu yöntemi kullanır. Artık böyle bir Türkiye var ortada.

Derin bir felsefi değişimdir bu ve Türkiye on yıldır bu mücadeleyi vermektedir. Göreceksiniz, Çözüm Süreci'ni sabote etmeye çalışanlar bu çıkışın da üzerine gidecektir. 'Mahvolduk', 'Ülke satıldı', 'Bittik' hezeyanlarıyla saldırıya geçecektir.

Kürt meselesinin Türkiye'nin kanını ve canını emen bir iç çatışma olarak devam etmesi için her türlü entrikayı çevirenler bu meseleye de öyle bakacaktır. Oysa hepimiz biliyoruz ki, Türkiye ile Kürtlerin yakınlaşması bölgesel güç haritasını kökten değiştirecek bir güç barındırmaktadır.

Bizler, el ele tutuşabildiğimiz zaman, göz göze bakabildiğimiz zaman, başkalarını aradan çıkarıp sadece kendi dillerimizle konuşabildiğimiz zaman bütün sorunların üstesinden geleceğiz. Toplumsal huzurumuz da, Çözüm Süreci'miz de, Ermeni açılımı da böyledir.

Kendimize ve çevremize kendi gözlerimizle baktığımız, sorunlarımıza kendi çözümümüzü üretebildiğimiz, Anadolu'dan bakarak bir Türkiye hayal ettiğimiz, İstanbul'dan bakarak bir dünya tasavvuruna sahip olduğumuz zaman yüz yıllık uykudan uyanabileceğiz.

İşte o zaman Birinci Dünya Savaşı gerçekten bitmiş olacak.