Kim nerede?

Dün hakkında bugünün sıcak siyasi gerilimlerine, siyaset ve siyasetçi krizlerine bakarak hüküm vermek sık düşülen bir tuzaktır.

Yazar, çizer, akademisyen, sosyologlar bu tuzaktan nasiplerini sık alırlar, yine alıyorlar.

Bu durum amnezik düşünce ile sırttan atılamayan ağır yükün, modernist bagajların iç içe girmesini sık resmederler, yine ediyor.

Türkiye'yi tartışırken 'tek faktör', hatta 'tek aktör' üzerinden yapılan değerlendirmeler, İslami kesime çıkarılan ağır fatura, değişmezlik hükümleri, Gezi-milat ilişkisi gibi hızlı kopuş vurguları, bugüne bakarak yakın geçmiş tahlilleri, inceden pozisyon düzeltme hamleleri ve elbet buna eşlik eden toplumsal ve siyasal anlama boşlukları nevzuhur 'muhalif düşünce dünyası'nda baskın bir hal almış durumda.

Öyle açık ki, pek çok eski tüfek, geçelim Türkiye'nin bugününü, son 10-15 yılını dahi 'Tayyip Erdoğan'ın son vesikalık resmi'ne indirgemek eğiliminde...

Güncel siyasetin zehri keskindir...

Zeka ve ahlak üzerine çalışır...

Önce taşları yerli yerine koyalım...

Otoriterleşme, iktidarın şahsileşmesi, kutuplaşma, siyasetin toplumu esir alması...

Benim gözümde bunların hepsi açık, hepsi yakın geleceğe yönelik ciddi riskler...

Bu konuda farklı görüşlerin olması da doğal.

Ama hangisi haklı henüz belli değil. 'İş' hala labaratuvarda.

Ancak geçmiş 10-15 yıl önemli ölçüde tarih testinden geçti, laboratuvar sonuçları ana hatlarıyla belli.

Şöyle: AK Parti toplumsal bir değişimin ürünüdür, değişimi siyaseten taşımış ve üç önemli sonuç almıştır.

Birincisi ekonomik ve sosyal politikalarıyla yeni ve dev bir orta sınıfın doğmasını sağlamıştır. Kamu hizmeti çıtasını yükselterek orta sınıfın hareket alanını şaşırtıcı biçimde genişletmiştir.

İkincisi kemalist vesayetçi düzeni parçalayarak ters yüz etmiş, siyasal ve toplumsal iktidar, görünürlülük ve meşruiyet açısından tarihi ve sınıfsal yer değişikliklerini simgelemiştir.

Üçüncüsü politikaları ve duruşuyla ulusal, toplumsal, hatta topluluksal bir özgüven iklimi üretmiştir. Bu iklim ile kimlikler arasındaki ilişkisi özgüven açısından cumhuriyet tarihinin zirvesini oluşturmuş ve siyasi karşılığı devasa olmuştur.

Üstelik bu madalyonun sadece ilk yüzü, siyasi yüzüdür.

İkinci yüzde toplum vardır.

AK Parti'nin yüzde 45 oy almasını demokratik hassasiyetlerinin zayıf olduğu iddiasıyla açıklayanların sildiği, hasır altı altı ettiği bir 'toplum'... Tek tek oylar ve düz bir sandıktan, seçim sonuçlarından ibaret olmayan 'toplumsal dinamikler'....

Bu dinamiklerin 10 yıllık öyküsü iki esas üzerine oturur.

1. Siyasetin toplum tarafından kuşatılmasıyla gelen bir dinamizm ya da 'toplumsal'ın yönlendirdiği 'siyasal'...

2. Farklı ve çelişkili çıkarları rasyonellikle bezenmiş tek ayaklı bir değer sistemiyle yöneten 'birey' yerine, farklı değer sistemlerini aynı anda tüketen, çok yönlü, dolayısıyla çoğulcu bir yeniden bireyleşme ya da 'bireyin insana ulaşması süreci'...

Sonuç ortadadır:

Seküler, dini, geleneksel ve modern değer sistemlerinin aynı kişi tarafından tüketildiği iç içe geçmeler... Kimlik-tarih karşılaşması, gayri müslimlerin keşfi, cumhuriyet döneminin yeniden okunması, verili kimliğin şeffaflaşması arayışı... Sivil değerlerin kah asker, kah devlet kah siyasi iktidar karşısında galebe çaldığı toplumsal bir hareketlilik...

İslami kesimin içinde bulunduğu durum da, Kürt meselesindeki zihniyet kırılmaları da, Gezi meselesi de birbirlerinin tamamlayıcılarıdır ve bu tablonun parçalarıdır.

Söz keskin görüşlülere:

Dünü yerli yerine koymak bugünü anlamanın ilk koşuludur...

Siyasette yeni aktörler, yeni kavgalar, yeni dinamikleri anlamak istemeyenlerin, seçmen davranışlarının özünü görmeyenlerin, eleştirinin ötesine geçen, sıradan bir AK Parti karşıtlığına indirgenen güncel siyasi tavırlarının ne karşılığı olabilir ki?